Geri geri uçmak

image

Yağmurlu şehrin yağışsız bir Ocak sabahında beni Atlantik Okyanusu’nun üstünden ABD’ye taşıyacak uçağa adımımı attım. Yanımda bir sürü belge, sekiz saat kadar sürecek yolculuk boyunca okunup sindirilmesi gereken raporlar var. Derdim biran önce koltuğuma yerleşip kendimi onları yalayıp yutmaya adamak.

Yaptığım iş seyahatlerinin en güzel yanlarından biri uçak yolculuğunu bir nevi “hava ofisi” olarak kullanabilme lüksü. Çalıştığım kuruluş dört saati geçen yolculuklarda “business class” hakkı verdiği için de kendimi şanslı kullar arasında sayıyorum.

Uçakta bana ayrılan yere vardığımda bir an kısa ama sarsıcı bir “es” yaşıyorum: Koltuk uçuş istikametine ters gelecek şekilde konumlanmış. Varlığından haberdar olduğum ama henüz bizzat tecrübe etmediğim bir fenomenle karşı karşıyayım. Bakışıyoruz.

Bir zamandır neyi nasıl algılamayı seçtiğimizin neyin nasıl olduğundan daha önemli olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de geri geri uçma durumu önemsiz bir detaymış gibi yapıyorum. Ters yönde oturarak yaptığım dertsiz tren yolculuklarını canlandırıyorum hafızamda, “o olduysa bu da olur” misali ve çantamdan çıkardığım kağıt yığınını okumaya ikna ediyorum beynimi birkaç dakika içinde.

Diğer yolcuların uçağa binip yerleşmesi, gerekli kontrol ve izinler derken bir yarım saat geçiyor. Ben çoktan belgelerin derinlerine dalmışım, ABD’nin doğu yakasına vardıktan saatler sonra gerçekleşecek toplantının hazırlığındayım.

Derken motorlar çalışıyor, geri geri çıkıyoruz park pozisyonundan, alanda ilerliyor uçak yavaştan. Buraya kadar herşey normal, üçüncü belgenin onuncu sayfasına dalıp gitmişim ben çoktan. Bilincimse az sonraki kalkışa hazırlıyor kendini: gittikçe hızlanacak uçağımız, burnu dikilirken ön tekerlekler yerden kopacak, ben geriye doğru yaslanacağım ve “yokuş yukarı” tırmanacağız hep birlikte…

Ne var ki yıllardır yaşadığım bu senaryo gerçekleşmiyor, sırtımdan bir kuvvet kavradığıyla çekiyor beni gökyüzüne doğru. Oysa benim bir yanım sanki o kıtada kalmak istiyor. Burnu dikilen uçak tırmandıkça tırmanırken ben “yokuş aşağı” bakıyorum, görüş alanımda ardımda bıraktıklarım. Kalkış artık yeni ufuklara dertsizce yelken açmaktan çok arkamda kalanlara uzaktan son bir bakış.

* * * *

Yolculuk neyse ki problemsiz, ikramlarla renklendirilen uzun bir okuma ve not alma seansı şeklinde geçiyor. Ara ara kendini gösterip hayatı ilginç kılan türbülans ziyaretleri dışında olaysız ve pürüzsüz devam ediyor. Geri geri uçtuğumu (biraz da bilinçli olarak) tamamen unutuyorum. Söylemesi ayıp, tuvalet ziyaretleri için ileri değil de geri yürümeye bile alıştım.

Hiç ummadığım bir anda alçalmaya başladığımızı anons ediyor pilot ve -ne yalan söyleyeyim- anında irkiliyorum. Sırt üstü iniş nasıl olacak hiç bir fikrim yok! Üstelik bölgede son bir kaç haftadır hakimiyetini gösteren sert kış koşulları ve kuvvetli rüzgar hesaba katıldığında hayli sallantılı bir alçalış beklediğini az önce itiraf etti pilotumuz.

Bir süre öylece boşlukta sallanıyoruz. Geçmişin şimdiyle kavuştuğu, geleceğin “eğer gelirse” bizden yana sürprizler savurduğu anlar bunlar. Gariptir; Ergenekon İlkokulu’nun bahçesinde İstiklal Marşı’nı okuyuşumuzu, babamın yemek masasının üstüne tırmanıp yeni perdeleri asmaya çalışırken gerilmekten düşen pantolonunun ardından kahkahalarla ve dakikalarca gülüşümüzü, Naci Eniştemle teyzemlerin evinden Antalya yat limanına doğru yürüyüşlerimizi, annem bir gün kahvaltıda “Necdet Tosun sizlere ömür” dediği için hıçkırıklara boğulup dakikalarca ağladığımı hep bir ağızdan anımsıyorum aynı kısacık an dahilinde.

Uçağımızın burnu yer istikametinde ilerliyor, benim yüzüm gökten yana. Annesine “Tanrı öldü mü?” diye soran kızın hikayesi geliyor aklıma. Şok geçiren anne neden böyle bir soru yönelttiğini bilmek istiyor çocuğun. “Kaybettiklerimiz için göğe yükseldi diyorsun” diye cevaplıyor küçük kız. “Tanrı da gökteyse eğer önceki anlattıkların dahilinde, o da ölü olmalı o zaman diğerleri gibi!”

Başım önden, ayaklarım peşinden varıyoruz bu kıtaya. Geçmiş silemediğimiz, bizi biz kılan iksir, kabuğunu kırdığımız yumurtanın sarısı, içinden fırlayıp çıktığımız kekin mayası. Gelecek uzaklardan gelen bir çağrı, unutmak için değil denemek uğruna, cesaret ve iflah olmaz iyi niyetle.

Çözüm kavuşabilmekte o gelecekle, ister yüz, ister sırtüstü. Kenetlenebilmekte umutla, yaşanılana inat.

Ocak 2014, Washington DC

2 thoughts on “Geri geri uçmak

  1. Yeni Dünya ya hoş geldin umarım ters yönde seyahat bütün terslikleri silip süpürmüştür. Başta hava şartları olmak üzere her şey gönlünce olur.

  2. Çok hoş, hiç görmemiştim böyle bir uçak! Spor salonundaki bazı aletleri tersten kullanmak da benzer bir yepyeni hissi yaratıyor, denemediysen öneririm.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s