Başka da…

Bir susuzluk ki bu sıcakta

Koysam okyanuslara sığmaz sanıyorum

Bu hissi

Akar mı artık

Onu da bilmem, ne yalan söyleyeyim

Çıkıp dökülür mü soralım

Çıkıp dökülmek ister mi biriktiği yerden

Gidesi varsa da

Yoksa da

Gidebilir mi gerçekten?

Katılaştığıyla mı kalır

Kalır da

Mühürler mi kendini de

Buraları da

İlelebet?

&

Suskunluğu derinime işleyen şiddet

Dile gelişi yürek yangınının

Öyle sarsıcı ki hayali

İçinde tuttuklarının

Demeye niyet edebileceklerinin

Senin yaşamına sığmaz

Benim soluğum yetmez

Keşke dersin ucundan, kenarından duysam

İçimde çınlayışını duysam

Kendine saklayası olanlarının

Karıştırmıyor artık

Anlatmaktan bıktıklarını

Duya duya işitmez olduğu yalanları

İçi boş heceleri

Pisliği

Hesapçı sinsi adımları

Yapış yapış gülüşleri

Göre göre

Tekrar tekrar

İnsanlığından utandıklarını

Her solukta küçülmeyi hüner sayanları

Hiç getirmiyor yanında

Sofralarında yoklar onlar

Cümlelerinde hiç

Yüreğinden uzak

Hatıralarında asla

&

Neyseki sevesi gelenler var hep

Kimi cidden sarsıcı sevda olduklarından

Senden benden ışıltılı

Kendinden aydınlık

Hem de öylesine doğal belirenler hayatında, çabasız

Hak edenler o coşkuyu

Defalarca

Aynı anda

Tekrar tekrar

&

Diğer yandan

Neyseki sevesi var hala

Ve niye bilmem

Mevsimsiz gelen doluyu

Karanlığı bazen

Beklenmedik anda çekip gidişini aşkın

Ansızın basan ayrılığı

Kupkuru

Düpedüz ve çırılçıplak kaçışını mucizenin

Apar topar

Sevesi var

Sahip çıkası var

Belirsiz sonla biten bir filme

Soru işaretindeki şiirsel gerçeğe

Beste yapma cesaretine sanatçının

Uyaksız ve isyankar bir dizeye

&

Sabah dörtte uyanmış geçende

Bu ara oluyor bazen dedi

Sık oluyor hatta

Savaşmıyormuş da artık

Bu durumla

Her neyse

Geceyi delen o meret

Kitaba vuruyorum dedi

Uykudan çalınan edebiyatla dolsun

Hayat Hanım da, kitaptaki

Zehirden bahsetmiş zaten

Ve baldan

Ki ikisi de

Hayata dair

Yan yana

Tadına varmak esas diyor

Başka da

Bir şey demiyor…

Brüksel, Temmuz 2022

Kırmızı Bisiklet

Benim bir suçum yoktu bu oluşumda

Hatırla, tek dize bile yazmadım bize dair

Nicedir çok pis susuyorum hatta

Hayal tutkunuyum oysa ben, anladın

Senden yana kuramıyorum işte

Cesaret eksi ben sana gelince

Hissetmediğimden de değil

Sen söyle

Aradım mı bir nasılsın için

Yolumu olsun geçirmedim yolundan

Saymaya kalkmadım

Kaç kez rüyama düştüğünü sesinin

Uyanıkken ya da değil

Kaç kez bilsen aslında

Yanıp söndü sözlerin

Serseri kıvılcım deli

Azmettirici tını

Zihnimde ve parmak uçlarımda sevdiğim

Yalanladığımdan, yok saydığımdan değil

Bu kez tamamen çekimserim

Sorumlu hiç, hiç değil

*

Kabul bazen

Bile bile lades giderim

Bodoslama dalarım aynı katı duvara

O kırmızı bisikletten defalarca düşerim

Kırmızıya ölürüm çünkü

Bisiklete de benzer nedenden

Akıllanmaz darbelerden miras morluklarım var

Bazıları da tekrar tekrar belirir

Aynı yerlerimde

Kendimden özür diler bulurum

Bazen kendimi

Hak etti çünkü

Hak ettim çoktan

Lakin bu sefer

Bu sefer bende suç yok biliyorsun

Belama soyunmadım

Belamız bile demedim hiç dikkat edersen

İteklemedim o yarı açık kapıyı

Eşikten adımımı atmadım

Bilakis çektim gittim

*

Gittim

Kalbimin muazzam kabartılı dalgalarını alıp

Sen de bir ada

Volkan gölgesinde ürkek ve bir o kadar da vahşi

Birkaç kez o baştan çıkarıcı şehir

Tutkuyla, hem nasıl sevdiğim

Ki sağ sol taradım oraları

Ben diyeyim önce Ren nehri

Sonra fırtınalı bir dağ köyü tırmandığım

En son Akdeniz’in eteği

Dün gece kavuşup

Bu sabah uyandığım

Sökerse o söker dediydim, son çare

İsterse eritir bütün olasılıkları içinde

Bitersin başlamadan

Biteriz senle ben

Biz iki Deniz bakışırken

*

Akdeniz

Sarılmadı, sarmadı desem yalan

Güneşi dolamadı boynuma desem yalan

Lakin adı üstünde Deniz

Lakin adı üstünde Derin Mavi

Kural mı tanımış

Boyun mu eğmiş

Kimden çalıp kendine yamamış bunca zaman

Dinledi dinlemesine

Anladı içimin ne çektiğini

Suçum da yok deyince bu oluşumda

Güldü çok üstüne

Sahi suça mı takıldın dedi

Suça mı takıldın sen bu oluşumda?

Kırmızıya ölürüm mü demiştin küçük kız?

Bisiklete de benzer nedenden…

Nice, Nisan 2022

Omzumu hatırlıyor musun?

O kadar sakınırım ki

Gözümden dahi seni

Gözlerinden de

Ötekilerin

Sen ürkek uyanma nolur sabahları

Tedirginlik dolanmasın adımlarına

Masumiyetin uzun yıllar sürsün isterim

Gölgesiz ışığı gülümsemenin

*

Seyrederken özgürlüğünü düşlerinin

Heyecanın yeminlerimi besler

İnan tek tek

Yok edesim gelir önündeki engelleri

Ayrık otu kadar arsız da olsalar

Umurumda değil

Asıl onlar

Benim azmimden korksunlar

Yolunu açayım ki

İlerleyesin

Sen nereye istersen

Oraya gidesin

Akasın

Azmini cesaretsiz bırakma Kızım

Seçtiğini yaşamak bedelsiz değil

*

Gitmek deyince güldün bak hınzır

Sen nasıl yapacaksın?

Der gibi baktın

Umurumda elbette Gözümün Nuru

Yakar da canımı ardından bakmak

Lakin

Eminsen, istediğinse

Koşmalısın ruhunu çağıran sese

Arkada kalanlar?

Hep olacak

Olsun, sen şimdilik görme

Gölgeni vur sırtına

İlerle

Tökezleyeceksin de bazen o yolda

Çarpacaksın en olmadık taşa, adama

Birkaç çizik

Birkaç yara

Ben ne kadar

Hem ne kadar

Çabalasam da

Ben örttükçe üstünü yüreğinin

Sen tepip açacaksın inatla

Gençsin çünkü ne yalın

İştahlısın

Kucaklaşasın var hayatla

Yaşamışlık yaşatacak diyenlerdensen

Haklısın da

Şimdi yeniden hoşgeldin ailemize

*

Yine de Kızım

Bilsen ne kadar koruyasım var seni

Ne çok hayranım her gün renklenen yüreğine

Öyle deli istiyorum ki bilsen

Topyekun yok etmek

Karşına çıkabilecek karanlığı, art niyeti

Kalp kırıklıklarından kurtarmak seni

Üstüne titremem bundan

Sorularım özeninden sevgimin

Senden ben olmanı

Hiç ama hiç

İstemedim

Esas olan senin içinin sesi

Önceliklerin

Hayalleri ruhunun

Ama söz ver

Dinleyeceksin…

*

Sen önden ilerle şimdi

Ben az geriden

Bil ki arkandayım

Ara ara, düşün soluklan

Ama hep bil ki arkandayım

Yanlış yön, yanlış karar dersen bir gün

Tereddütsüz dön

İki omuz çarpan yürek buradayım

Omuzumu hatırlıyor musun Boncuğum?

En sevdiğin şeydi çocukken

Kendini iyi tanı Kızım

İsteklerine sarıl

Seçtiğini yaşa

Aşka doy isterim

Ne zaman aklına düşersem

İki omuz çarpan yürek buradayım…

Brüksel, Ocak 2022

Sahici hayaller kurasım var bugün

Senli

Benli hayaller

Gerçeğe inat

Gerçeğe rakip

Akın akın da basıyorlar zaten isteklerim

Bildiğinden de iştahlı rüyalarım

Kavuşmaktan öte yaşamak üstüne beraber

Yeminlerimi yırtmadım sana

Sözüm hep söz

Dilimin yanığı keskin o tatlı hovardalıklardan

Acıtmıyor artık dersem inanma

Hissetmiyorum desem yalan

Yaralanmayan sobe!

&

Kabullendim mi zamanı?

Az biraz sadece

Deniyorum diyelim

Kırışıklıkları da

Anlatasım var benim sana bunları bir bir

Görüşünce …

Gözüm uzakta ama şimdi gözünden

Bilmiyorum kaç sınavdan geçti yüreğin

Son buluşmamızdan bu yana

Çağırdığında bitemiyorum ki yanında

Konuşsam duymana saatler var

Buruluyor insan işte bazen

Olamamaktan, yetememekten

Zaman hain

Dönem gönüle yük bu dönem

&

Yüreğim buruşuyor benim de işte

Diyordum ya sana geçen gün

İsyanlar çok sık bulur oldular beni

Sabah dört uyanışlarımda

Babamın bahsettiği mide suyuyla tanıştım

Hani ancak

Sarı leblebiyle durulan

Elekte sallayasım geliyor bu dünyayı

Ya da şarap şişesine tıkasım

Hak edenle hak alanı karşılaştırıp

Hiddetleniyorum gece vakti

İkindide ve sabah

Lakin benim de sana yükleyesim yok bunları

Sesini duyduğumda

Sesine sarılmak yerine

Ki ne hoş konuşmalarımız

Ne derin yazışmalarımız

Kendimi anlıyorum seni sevdikçe

&

Bugün aşık olduğum şehirdeyim

Sabah erken vardım maskeli ve uykusuz

Sağ gözümde tipsiz bir arpacık

Şehri üzgün gördü sol gözüm

Yağmurla alakası yok diyor üstelik

Birikmiş yük diyor şehir, bezginlik

Umut kırıklığı

Geçecek dedim ben ona

Salla

Salla, çünkü buluştuk bu imkansızda

Neyse ki ben varım ve hala buradayım

Neyse ki sen varsın ve bendensin

Yeni yaşıma üç var ve beraberiz

Tekrar tekrar aşık olmayı öğreten yerdeyiz

Bırak dünya bildiğini okusun

Biz de

Kalbimizin önünde kim durabilir ki?

Paris, 26 Kasım 2021

Dökülen

Hep bil ki yüreğin senin

Yolunu desen

En ışık

En sen

Çizesin istiyorum

Hani tam da en sugötürmezinden

Hissettiğin gibi şu an

Dikkat et yarın sabah demiyorum

Uyanınca demiyorum

Ayılınca demiyorum

Tam da işte şu an

Seni yirmili yaşlarında görmüşken yeniden

Sana bakan ben

O yaşlara dönmüşken sayende

İmkansızı olağana bağlayıp

Yangın da katmışsan içine

Sel de

Yırtına – ağlaya – kudura

İsyanlar ve delirmeler içinden

Buralara aktıysak birlikte

Yükseklerde öğütüp ince ince

Yine de sığdıramadıysak çekmecelere, çukurlara

Dolmuş defterleri

Artık suya saldıysak ki yelken açsınlar

Kapanmayanlardan konuşmuşsak açıkça

Kaçmadan sızıdan

Büyüye büyüye beraber

En ummadık buluşmalarda

Sevdiysen kişiyi

Ya da sadece anı

Veya fısıltısını tek bir hissin

Tılsımı çarptırdıysa yüreğini

Gölgelerden yıldıysan, hem de nasıl

Sövesin varsa çivisi çıkmışa

Diyesim var ki bırak

Bırak hepsi olacağına varsın

Sorgularını sal rüzgara

Havalanıp gelsinler

Sevdiysen kişiyi

Ya da sadece anı

Yeter

İnan yeminle yeter

Sıyrıl gerisinden

Gözünü seveyim terk et

Belki bir dönemdi diyeceksin

Belki bir an

Değer

İstersen tüm bir yaşam

Seninki

Ve ötekiler

Ben şairim sadece

Ya da falcı de istersen

Gözlerimi okşuyor ışığın, ışığınız

Beraber

Tek soluk

Kahve fincanına eğilen

Sanki… diyeceğim en fazla

Ya da umarım…

Gördüğüm

Senin de bildiğindir derinden

Ana yansıyıp

Geceye dökülen…

Paris-Brüksel-Ege, Ağustos 2021

Mucizevi

Saymaya çalıştım günleri

Sen ve benden sonra geçenleri

Koşuşup saklandı çoğu

Aramıza girdikleri için mahcup

Cesaretlerinden deli

En arsızı kendini çarptı

Yüzle, binle, çokla

Öyle de yordular ki ölçüleri

Aritmetiğin felsefeye dönesi geldi

Felsefeminse boş boş gülesi

Sonuç sebepten bağımsızım dedi

Dün Orada olduğumuz için

Değiliz işte Burada

Buradayız lakin

Her renk buradayız gölgelerimizle

Gölgelerimiz senin gözlerinde

Benim ceplerimden taşıyorlar

Yanıtının yolunu dahi bilemediğim o masum sorunda

Gölgelerimiz bizi ayıra ayıra bağlayan

Ne uzun

Ne yoğun

Ne derin

Ayrı kaldığımızı anımsatan

*

İlk kez geliyor gibiyim sana

Hiç rastlaşmamış sanki yollarımız

Malumdan önce

Hiç değmemiş sanki bakışların bakışlarıma

Tenin tenime

Hiç kavuşmamış, kavrulmamışız sanki beraber

Bu hayat ve öncekinin nüshalarında

Biz yokmuş gibi

Anlıyor musun ne acı

Biz hiç olmamış ve hiç olmayacakmışız gibi

Ne senin yaşattıklarında

Ne benim yazacaklarımda

Hiç kucaklamamışsın sanki beni

Hiç değmemiş soluğun soluğuma

Seve seve hiç yok olmamışız gibi

Anlıyor musun bu

Ne korkunç

Ne inanılmaz

Ne feci

Doğacak mıyız yeniden

Bilmiyorum

*

Yıprandın mı bensiz

Yoruldum mu

Dolduk mu

Hangimiz taştı ikimiz için de

Biriktirdiklerini fısıldayacak mısın kulağıma

Dinleyesin var mı beni

Yeniden keşfedesin gelir mi

Dokunasın ya da huysuz tedirginliğime

Dikenli ürpertisine yüreğimin

Yaralarımı gösterebilir miyim sana oldukları gibi

Bakabilir miyim seninkilere

*

Hoşgeldin diyen sesini duydum kuzey garına varırken

Trenden sıyrılıp sana attım adımımı

Soluğun soluğum oldu yeniden

Bize bastım ayağımı

Oradaydın

Hiç ayrılmamışız gibi değildi

Yalan yok

Hiç kıvranmamışız gibi değildik

Yokluğun, eksikliğin, yetinemezliğin kokusu öylece üstümüzde

Ruhun şahlanası var

Beden hala kanıyor derinden

Muazzam üşüyor içimiz

Lakin yetti

Artık örtünmek istemiyoruz

*

Hoşgeldin diyen sesini duydum kuzey garına inerken

Öyle de hoş buldum ki bilsen

İnan çok varasım vardı benim

Varasım ve bulasım bizi

Soluğum soluğuna değdi

Ne gerçek

Ne muhteşem

Ne mucizevi

Kaç yıl daha ve nasıl

Hangi yollardan bilmem

Hangi maceralardan

Doğacak mıyız yeniden bilmem

Önemli de değil inan şu an

İnan sadece varasım vardı benim bugün

Varasım ve bulasım bizi

Nefesin karşıladı nefesimi

Yaran kucak açtı yarama

Ne haldeysek

O halde kucaklaştık

Ne uzun

Ne yoğun

Ne derin

Dün Orada olduğumuz için

Değiliz işte Burada

Buradayız lakin

Ne gerçek

Ne muhteşem

Ne mucizevi

Paris-Brüksel, Temmuz 2021

Sahi ismin?

Hayat bir gün sana rastlamış yolda. Bakışmışsınız. O seni baştan aşağı süzmüş. Tam tartısına yerleştirip hesabını keseceksen gülümsemişsin sen. O korkusuz ve kuşatıcı aydınlıkla gülümsemişsin hesapsız. Hep yaptığın gibi. Bocalamış hayat. O ilk kez görüyor böylesini tabii. Tartısı desen, kayıp düşmüş elinden. İkna olmuş geçersizliğine.

Hayatın gözünün içine bakmak zordur aslında. Herkes bilir. Falcının küresine, uçurumun dibine, yüreğin derinine bakmak kadar zordur. Hayatın çizgisi, sillesi, oyunu korkutur insanı. Ölümlüyüz çünkü malum. Üstelik acımasızdır derler onun için, dengesiz derler. Adaletinden şüphe ederler asırlardır.

Çoğu yoluna bile çıkmaz o yüzden. Çoğu kenarında, kanadında yaşamayı yeğler. Gölge etmez, ses etmez, haşa sorgulamaz kaderini. Hayat da böyle karşılanmaya alışmış belli ki, bildiği gibi koşturur atını hadsiz ve hükümdar.

Ne var ki şu an sen dimdik duruyorsun işte karşısında. Gülümsemen öylesine gerçek, öylesine sen. İlk merhabaların filiz inceliğindeki utangaç ve umutlu ışığı var bakışlarında. Bir de önyargısız ve eşit dağıttığın şans önüne çıkan her yabancıya.

Hayat ki düşünsene ne zamandır var. Hayat ki yaşsız, zamansız ve elle tutulamayan. Hayat ki çözdüm ben bu insanlığı, tarihi de yazdım, sildim, yeniden yazdım diyen. Bir sana bakıyor, bir kendine. Anlam veremiyor. Nasıl oluyor da hazırlıksız yakalanan, içi titreyen kişi sen değil de o bu sahnede?

Meydan okuduğu da yok gülüşünün aslında. Tehditin, alayın tozu bile barınamaz içinde. Bir güç savaşı değil bu başlattığın. Bir davet daha çok, bir çağrı alçakgönüllülüğe, bağ kurmaya dair.

Nasıl direnilir ki buna? Hayat da dayanamamış nitekim. Merakına yenilip içine sızmış bir şekilde senin. Perde arkanı merak etmiş, çağrının sırrını. Kuliste nasıl bir düzenek var, hangi denklemin ucu hangi getiriye değiyor bir göreyim istemiş.

Direnmemişsin sen. Kapın da yüreğin de açıktır ya malum herkese. Eğriye de doğruya da hep bir şans verirsin. Hatta bazen eğrile eğrile kördüğüm olmuşa dahi yeni bir şans verirsin. Hayatı da buyur etmişsin içeri.

Az rakı varmış o akşam sofranda, birkaç çeşit de meze. Ezine ve kavun, çıtır kalamar, acılı ezme. Buz isteyecek olmuş hayat rakısına. Bakmış seninkinde yok, dur deneyeyim demiş ben de böyle.

Sorular sormuş sana, sıra sıra kurşun atar gibi. Aldım verdimler üstüne, yıktım yaktımlar üstüne, en güçlüydüm, en güzeldim, en varlıklıydımlar üstüne. Sonunda kavramış ki ne alanın bunlar ne de derdin.

Peki demiş kalıplar, etiketler, ünvanlar? Yaşıtlarla, hemcinslerle kıyaslamalar? Takipçiler, hayranlar? Yönettiklerin? Vurdun mu oturanlar? Kükrediğinde titreyeler? Dişini geçirdiklerin?

Balık köftesi de olsaydı şimdi iyi giderdi deyivermişsin o sırada. Ben iyi yapamam da, Mehmet Abi’de yeriz bir gün beraber. Deniz’i de alırız, çok sever o da, hem balık köftesini, hem Mehmet Abi’nin muhabbetini…

Hayat müthiş şaşkın dinlemiş. Anlamış ki sonunda senin konulara gelinmiş. Haliyle dilin o zaman çözülmüş, tatlı tatlı anlatmışsın. O da aşka gelip bir tek daha alayım buzsuzundan deyivermiş.

Sen sabah kahvesinin keyfini anlatmışsın ona. Kaş’ta bir serin bir Haziran gününe uyanıp aşkla omlet yaparken neden Fransızca şarkılar dinlediğini anlatmışsın. Erken, çok erken kayıpların önce nasıl sarsıp sonra nasıl büyüttüğünü… Geç, çok geç ve çok zor verilen kararların öncesindeki derin ve kalın karanlığı ve ertesindeki aşmışlığı anlatmışsın.  Kırmızı sandalyelerin büyüsünü, kelebeklerin saklı dilini, bir yıla yakın bir zaman içinde çok duraktan geçerek Uşak’tan Brüksel’e yol alan acılı tarhananın macerasını, Losta’dan Pera’ya ışınlanan deniz kokusunu anlatmışsın.

Hafiflerken çoğalmaktan bahsetmişsin. Dokunamadan, göremeden de olsa her gün doğru insana defalarca sarılmanın nasıl hissettirdiğini anlatmışsın. Poseidon’un gücünden, siyah ayakkabı kutularında saklı zaman tünellerinden, boyunda, bilekte, yürekte taşınan denizatlarından açılmış söz. Her birini tane tane, yumuşacık, derin derin paylaşmışsın.

Hayat bir asrına daha girmiş seni dinlerken. Senden önce yüce bilirmiş kendini, senin içinin ihtişamını görünce dönüp kendi gücüne yeniden bakmış alıcı gözüyle. Daha neler neler yapabilirim sahi bu elimdekilerle, öyle de çok alternatif var ki diye düşünür bulmuş kendini.

Hangisini hangi sırada yapayım diye kafa yormaya başlamışken sana bakmış yine yan gözle. O nasıl şak diye biliyor ve böyle akar gibi yapabiliyor diye. Dayanamamış, dümdüz sormuş sana, yol göstermeni istemiş.

Sen gülmüşsün. İlahi demişsin. Sen bileği kuvvetli birine benziyorsun. Belli ki görmüş geçirmişsin. Gerçekten bu soruyu bana mı soruyorsun? Emin misin?

Biraz burulmuş sen böyle deyince. Az çizilmiş gururu, az ezilmiş büzülmüş. Neredeyse pişman olacakmış zayıf noktasını açık etti diye.

Ama sen kıyamazsın ya kimseye; hemen toparlamışsın durumu. Elbette yardım ederim ben elimden geldiğince. Acelen yoksa az daha kal. Bir kahve yapayım da konuşalım biraz daha demişsin. Hem ben fala da bakarım diye eklemişsin.

Rahatlamış bizimki. Masandan kalkıp kanepene yerleşmiş. Bir yastık koymuşsun arkasına. Önündeki sehpaya da bol köpüklü bir kahve.

Karşısına geçip oturmuşsun sonra. Kendi kahvenden keyifli bir yudum almışsın. Gerekirse sabaha kadar onunla dertleşmeye hazır olduğunu hissettirmişsin duruşunla. Soluklanmış.  Kahve fincanı elinde az önce yerleştirdiğin yastığa yaslanmış.

Sahi demişsin derin konulara girmeden önce. Yakınlık ve güven oluşturmak adına. Sahi demişsin, ismin neydi senin güzel kardeşim?

Hayat öyle muazzam gülmüş ki o an gece gece yerkürenin her köşesi aydınlanmış. İfadesinde ilk rastlaştığınız an onu çözen gülüşünden bir parça varmış.

Başlıyoruz demiş hayat. Şu an başlıyoruz. Başlıyorum

Brüksel, Haziran 2021

Benim de

Söz veremiyoruz şimdilerde

Gördük ki her gün farklı

Anladım, çözdüm

Diyemiyoruz öyle eskisi gibi hevesle

Haftaya görüşürüz

Atlar gelirim, sen iste yeter

Hele hele

Gözlerinden öperim

Diyemiyoruz işte eskisi gibi

Nasıl diyeceğiz?

&

Esip gürleyemiyoruz şimdilerde

Oldurmak, kotarmak istesek de

Yavaşız mecburen

Eylem fakiriyiz

Yakını düşlerken uzakta

Gidesimiz varken evcil tutsak

Derin nefesleri ala vere bitkin

Şükrediyoruz yalan değil

Yetinmenin alfabesini de söktük

Sorumluluğa asılmak dersen

Denemedik mi her gün?

İnsanız ama işte sonunda

Coşmak da geliyor içimizden

Sarhoş olmak da ara da dostlarla

Basıp gitmek istemiyorum diyen var mı bilmem

Şanınca akıp da keşfetmek istemeyen?

&

En olduranlarımız bile hayli mahcup şimdi

Bir dur bakalım hali

Nasip kısmet

Şartlar çizelgesi

Akrobasisi her gün yeniden yazılan denklemlerin

Dengeler hiç bu kadar laçkalaşmamıştı sevdiğim

Elini ver elime de gidelim derdik

Ne muazzam mucizeymiş o tatlı kararlar

Ne muazzam mucizeymiş tenin özgür masumiyeti

&

Söz veremiyorum şimdilerde

Çağırırsan yarın yanındayım bile diyemiyorum sana

Seni bırak kendimden esirgedim Akdeniz’in tuzunu

Yüreğimi korumaya kalktım heveslerimden

Şükrediyorum tabii

Şükrediyorum elimizde kalanlara da elbet

Gözün göze temasına duacıyım

Soluk yıprandı yalnız maratonunda sabrın

Soluk çok feci isyanlarda

Hak etmedi de biliyorsun bu olan biteni

Hak etmedi

Bu yargısız hükmü

Bu bitmek bilmez hücre hapsini

Soluk özünü özlüyor

Başka soluğa değesi var

Benim de…

Brüksel, 1 Mayıs 2021

Çift kök meselesi

Değişik zamanlardayız malum. Bir yılı da devirivermişiz öyle böyle derken. Bunun farkına varınca da biraz sarsılmadık değil. Bahara tutunuyoruz, irili ufaklı hayallere devam. Sabrı çok zorladık yalnız, ona karşı biraz mahcubuz.

“Nasılsın?” diye bile soramaz olduk eski doğallığımızla.

“Bu hafta sonu ne yapacaksın?” – denemeyin bile.

“Çocuklar nasıl?” – elinizde patlayabilir!

“Bu akşam ne pişireceksin?” – en meraklı aşçıyı bile korkutur…

Dış dünyayla diyaloğumuz bir yana, insan kendine bile zor soruyor artık: Nasılım? Nasıl gidiyor hayatım? Ben ki pek severim kendimle sohbeti, son zamanlarda az biraz yan çiziyorum. Birkaç cümlem var gerçeğimi anlatan, sık sık onları tekrarlar buluyorum kendimi.

“Elimden gelenin en iyisini yapmaya devam ediyorum” diyorum örneğin.

“İnancımı koruyorum ve hayallerimi sahipleniyorum.”

“Bakıyorum da yapmak istediklerim korona öncesi hayatımla örtüşüyor, demek ki kendi adıma doğru seçimler yapmışım diye seviniyorum.  O anların yenilerini yaratabileceğim güne kadar da kendime iyi bakmak için gayret gösteriyorum.  Sevdiklerime de bu konuda telkinlerde bulunmaya çalışıyorum. Bunu yapabilmek beni iyi hissettiriyor.”

“Eksik olanla kederlenmek yerine var olanı değerlendirerek bedenimi ve ruhumu nasıl besleyebilirim diye düşünüyorum. Enerjimi ve zamanımı buraya yönlendirmeyi seçiyorum.”

“Bazı günler/anlar diğerlerinden daha zor oluyor. Bazen düşük enerjili hissediyorum ya da karamsara çalan gölgeler geziniyor kafamda. Yüreğim ağırlaşıyor ansızın. O zaman da kanırtmıyorum. Haklısın, kolay değil bu yaşanan, tamam şimdi biraz dertlen diyorum kendime. Ama ruhun kapıları açık kalsın, pencereleri de. Hatta çık açık havada yürüyerek dertlen, Sonra bir an gelecek bir heyecan bulacak mutlaka seni.  Bir renkten, bir sesten, bir çağrışımdan canlanacaksın. İşte tutun ona her neyse ve oradan havalan yine.

Neyi neden sevdiğimi de çok düşündüm bu süreçte. Sayayım size de azıcık: Denize içinde özgürlük olduğu için tutkunum. Seyahati keşfetmeye bayıldığım için seviyorum.  Sanat yaratıcılıktan besleniyor. Ben de yoktan var edebilme deneyimini keyif ve ilham verici buluyorum. Sanat-hayat etkileşiminin dinamiğinden sarhoş oluyorum.

Hareketi ve sporu seviyorum.  Suya atlayınca durup sohbet edenlerden değil alıp başını gidenlerdenim,  Fiziksel aktiviteyi hem bedenime yaptığı iyilik hem de beynime yolladığı tutuşturucu kıvılcımlar için seviyorum. Derdim kimseyi yenmek değil, ama mutlaka yol almak istiyorum. Tadına vara vara yol almak.

Uçaklara (bazen zıt) uçlar arasında bağ kurdukları, uzağı yakın ettikleri için hayranım. Kavuşturdukları için de. Dostlarla yiyip içmeye olan düşkünlüğüm boğazımdan geçenden çok o ortamları ısıtan ve tatlandıran muhabbete olan tutkumdan kaynaklanıyor. Bir sürü dil ve kültürü buluşturan uluslararası ortamlarda yaşamayı ve çalışmayı da çok renkli bir paylaşım ve birlikte olgunlaşmak olanağı sunduğu için çekici buluyorum.

Peki bunu bilmek ne işime yarıyor derseniz, eyleme değil de onun altında yatan ve ruhumu canlandıran olguya yönelince durumla başa çıkmak için yeni yöntemler geliştirebiliyorum. Sözgelimi niye eskisi gibi sık seyahat edemiyorum diye sızlanmak yerine günlük yaşamımda eldeki olanaklarla keşif gereksinmemi nasıl karşılarım diye düşünüyorum. Denizde kaybolamayacaksam şimdilik ormanda yürüyorum.

Bir konsere gitmek için yanıp tutuşurken acaba bilmediğim sanatçılara, müzik türlerine eğilebilir miyim diye düşünüyorum. Yürüyüşlerim daha zevkli oluyor böylece, bazı yeni şarkılar belli mahallelerle özdeşleşiyor zamanla. Vay be dediğim bir sanatçıyla tanışırsam da o kazanç cebime kalıyor, onu günün birinde canlı dinleme fikri de dilekler hanesine not düşülüyor. 

Özenle hazırlanmış kalabalık sofralar etrafında buluşmak, birine çatkapı gidebilmek, hatta sürpriz yapabilmek zor, çok zor şimdilerde. Hatta bazen olanak dışı. Özleniyor da. Ama bağlarımı başka yollarla canlı tutmak için çabalamak gücüm dahilinde. Biraz daha yaratıcılık gerektiriyor, doğru. Değer mi? Elbette.

Epey de uzun anlattım bakın. Üstelik inanın bunlardan hiçbirini de demiş olmak için demiyorum. Her birini düşünerek, deneyimleyerek biçimledim kafamda.  Bu sayede güçlü yürüyebildiğimi düşünüyorum bu yolu. Hepsinin de arkasındayım.

Yalnız bu aralar kendime Nasılsın dediğimde sanki yukarıda sıraladıklarımdan fazlası da akıyor içimde ama dile gelmiyor.  Bu şekillenememe haline içerliyorum biraz ama dur bakalım diyorum, zamanı gelecektir elbet.

Sahi zaten şiiri de böyle yazmıyor muyum? Deneyimler birikiyor, hisler birikiyor, sonra içimde gezelemeye başlıyor sözcükler. Bazen parmaklarının ucuna basarak, bazen de koşar adım dolaşıyorlar istedikleri kadar.

Sonra bir gün, belki de en olmadık zamanda taşarcasına çıkıyor o cümleler. Yürek söylüyor, el yazıyor, göz yazılanı görünce ancak tanıyı koyuyor olan bitene. Doyurucu ve hatta benzersiz bir deneyim ama süreç boyunca sabır şart.

&

Şubat kısadır malum ama bana niyeyse hep geçmek bilmez gelir hep. Herhalde kış sonu bitkinliğimden ve bahara kavuşma özlemimden. Bu yıl Şubat ayı da çok hızlı geçti. Turgut Uyar eylül için demişti malum aynısını, hem de taa ne zaman. Bir bildiği oluyor hep şairlerin.

Hayatın büyüklü küçüklü mucizeleri devam etti neyse ki. Onları fark edebilmekte ustalaştıkça daha da çoğaldıklarını gözlemledim.  Her yeni sabaha uyanırken “dur bakalım bugün ne dehşetengiz deneyimler yaşanacak” hissini taşımanın insanı gençleştirdiğine hatta biraz çocuksulaştırdığına inanıyorum. 

Bir dostumla yazışıyorduk geçende.  Ondan bundan bahsettik, ne zaman kavuşuruz, nerede buluşuruz diye birlikte düşündük. Uzunca da söyleştik yazıyla. İkimizin de hem uygun hem de derin zamanına da denk geldi sanırım, kendi yolunu çizip ilerledi bu “ses”siz konuşma.

Derken öyle bir yere geldik ki iç sesi iç sesimle dertleşti sanki ve benimkisi söyle deyiverdi ona:

Zamanla garip bir denge buluyor insan içinde, kendiyle hoş bir dostluk kuruyor; önce zorunlu, sonra elzem olan. O kendinle kavuşma, kendine sarılma duygusu çok değerli ve insan tam da orada çok devasa bir güç buluyor. Bu ilişki gelişir ve zenginleşirken dış dünyayla olan bildik yakın iletişim bugünün şartları yüzünden sekteye uğruyor. Dilediğimiz gibi ve gönül rahatlığıyla yaşanamıyor.

Bu anlamda iki köklü bir ağaç gibi hissediyorum biraz da kendimi. Bir köküm her geçen gün daha da sağlamlaşıyor, beni dik ve kendimle bağlantılı tutuyor. Öteki kök bütün çabalarıma rağmen gevşemeye başladı sanki. Bunu insanlardan uzaklaşmak anlamında söylemiyorum. Tam tersi. Onlara yeterince doyamamaktan bahsediyorum.

İki kökün bu zıt devinimi sarsıyor beni bazen.  Her ikisine de tutunup dimdik ayakta durmak kolay degil.  

Hissettim ki ben bunları yazarken dostum o ağacı gördü zihninde. Anlatımımın yolunu açtı araya serpiştirdiği tek tük ve yerinde sözcüklerle. Sonunda da “belki de” diye başladı yorumuna, “bu dönemde öğrenmemiz gereken her gün bu dengeyi yeni baştan nasıl kuracağımızdır.”

Mesajlaşmamızdan sonra düşündüm.  Yazdıklarımızı baştan sona bir kez daha okudum.  Kendime yönelttiğimde bir zamandır eksik yanıtladığım nasılsın sorusunun cevabını yazıvermiştim oraya farkına bile varmadan.  Dahası, bu garip maceranın içinde saklı yeni sürprizlere dair ipucunu da aynı dost paylaşımında bulmuştum. İçimi bir ferahlık kapladı. 

Yanına koşamasak da, gözünün içine bakamasak da, içimizden geldiği gibi sarılamasak da hiçbir zaman uzakta değil ki dost yürek. Daha ilk kelimenden ciğerini okuyor, yüzünü görmeden aynan oluyor. Unuttuysan hatırlatıyor: merhem hep elinde, sen yeter ki sürmeyi hatırla.

&

Bugün 7 Mart 2021 Pazar. Masmavi bir gökyüzüne uyandım. Nasılım dedim kendime. Söyle dile geldi içim:

İki köklü bir ağaçmışım gibi hissediyorum. Her iki kökümü de doyasıya seviyor ve sahipleniyorum.  Birinci köküm toprakla aramda her an tazelenen eşsiz bir sır. İkinci kökümü her gün biraz daha size doğru ve sizden yana büyütüyorum. Sizinkilere dokunuyorum.

Nazım geçiyor aklımdan bu sabah.  Orman dediğin illa ki dip dibe dikilmiş ağaçlardan mı oluşur diye soruyorum kendime. Köklerimiz inatla birbirlerine doğru yol almaya devam etsinler yeter. O zaman hasret henüz başlamadan biter.

Brüksel, Mart 2021

Yarınki Çiçek

Bilmiyorum

Yağmur yağacak mı yarın

Kısalacak mı

Yoksa alabildiğine uzayacak mı bu yol

Kaç gece daha fısıldaşacağım sabrımla?

&

Bilmiyorum

Bu katlanarak büyüyen özlem nereye eser

Ben de haliyle peşinden

Artık ağırıma giden ayrılık

Sınırların üstüme üstüme gelme hali

Hayal kurarken ürkmek

Sahi o ne ki

Ne zamandır var

Ne kadar sürer?

&

Bilmiyorum

Yemin olsun ki hiç bilmiyorum

Hafızamın tatlı sert oyunları

Bu inanılmaz hızda akışı günlerin

Aynı anda takıldık sanırken koşarak geçen zaman

Kafamın içinde gezen dalgın bulut

Ne zaman buralı oldu o gariplik

Niçin var?

&

Bilmiyorum

Yarın hangi yeni kavisle tanışacağız

Hangi kıvrım “yenilen ya da kaybol” diyecek bize

Kendimle el ele yürüyorum bir zamandır

Doğrularım kucağımda

Her sabah onlara açıyorum gözümü

Sahipleniyorum

Onlar da beni…

Sevdiklerimden hiç bu kadar emin olmamıştım

Her yeni gün çok başka bir ateşle seviyorum

Aşkla işte

Bilmiyorum kaç yaprak ömrü

Kaç adım

Kaç yudum

Kaç soluk var aramızda?

&

Bilmiyorum

Yarın ayaz basar mı

Kar iner mi yine sabaha karşı

Ne gelecekse

Gelecek

Bana sormayacak anladım

Ne gelecekse

Gelecek

Yaşayacağız, varım

Yarın ister kar

İster ayaz

Dünya bildiğini okusun, şanındandır

Ben çiçek açacağım…

Brüksel, Şubat 2021