Sen ol

viyanalikadin

Sızlayan kalbini avuçlarının içine al

Bir masal anlat ona

Kendin inanmasan da

Anlat

 

Sabah mavi bir göğe uyandığın için

Odana dolan ışığa sarıl

Gülümsemeni resmet

Sonra

Yolla bana

 

Yürürken dik tut gövdeni

Yüreğinin temposunu

Taşı adımlarına

Islık çal eğer becerebilirsen

Ya da bir şarkı mırıldan

O şarkıyı mırıldan

Ben duyarım

 

Var olanı selamla şimdi

Kabullen ve tanı

Yol ver yalana, oyuna

Bırak gitsinler

İmkansızı unut

Tut

Ve hiç bırakma

Olmadık anda aklına düşeni

 

Avucundaki terde ne saklı?

Düşlerin kulağına neler fısıldadı?

İster sus, ses etme

İster bağır çağır

Sen bil, o yeter

Ötesi berisi sabır

 

Koş istersen oraya buraya

Boz ve yeniden

Yeniden yap

Hiç bıkmadan

Doyma yaratmaya

Yorgunluk tanıma

Ama hep

Hep biraz susuz kal

 

Sonra

Dur bir saniye

Hatırım için

Dur

Öylece boşlukta

Düşünme, anma, sorgulama

Dur

Öylece boşlukta

Sen ol

Ben duyarım

 

Brüksel, Haziran 2014

Sevmiyorum sen giderken…

image

“Kalmıyor musun?” dedi İstanbul
Erkenden ayaklandın
Oysaki ben daha
Saat saat
Yürek yürek
Söyleşeceğiz sanmıştım

Uzun boylu konuşamadık yazık
Bu sefer sen
Niye bilmem
Hep devinimlerle kucaklaştın
Yürüdün, koştun, aktın
Uykunda bile
Zannediyorum
Hep biraz uyanık kaldın

Gözlerindeki pırıltıyı tanıdım
Özlemişim de
Kelimelere dans ettiriyordu
Cümlelerin
Kahkahaların gerçekti
Deldi geçti
Anıları
Sızılar dindi o cümbüşte
Kesildi uğursuz sesler
Sarılışların sahici
Dostlar koşup geldiler

İskeledeki bankta oturmadın bu kez
Ayaklarını sallandırmadın suya
Martılar uçmadı sohbetine
Konuştun, şahlandın belki
Yalnız hiç açılmadın

Sabah güneşimde
Seni fısıltılarla okşayarak uyandırdım
Mırıl mırıl anlatacaksın sanıyordum
Sen yorgana sarılıp saklandın
Yüzün bucak bucak kaçtı benden
Hep biraz oyalandın
Hep biraz oyaladın

Uzansan dokunacaktın oysa köprüye
Ki ışıklarında yanıp sönen
Ne anıların var biliyorsun
Sırları hiç saymıyorum
Bıraktığın yerde
Yeşeriyorlar

Camiinin desen
Parlamıştı eli yüzü
Gözlerinin içine bakıyordu
Delikanlı halin
Seni sordu soruşturdu
Sen sustun
Hiç oralı olmadın

Kalabalıklar aktı yollarımdan
O günlerde
Sabah ve akşam
Biraz aceleci, biraz kaybolmuştular
Yıldızlar kaydı gecelerimde
Fark etmedin değil
Sen her seferinde
Başını kaldırıp baktın

Biliyorum soluğun
O ilk günkü heyecanla kesildi
Yüreğin kabartılarda attı
Belki kimse bilmez sandın
Ama ben
İşittim

Bir akşam bir an
Sen yelkenleri
Suya indirdin
Ben soluğunu kestim zamanın
Hazırlıksız yakalandık

Kollarımda duraladın derken
Bildiğimdik beraber
Kalabilsen
Emin ol
Seni daha uzun süre
Tutardım bizde

Kıpırdanışınla irkildim şaşkın
Sen yeni devinimlerine gebe
Sen gitmeye yatkın
Yüreğin kabartılarda atıyordu, sezdim
Uzaklar ki
Bildim bileli rakibim

İyisi mi ben artık sımsıkı
Kapatayım gözlerimi
Sevmiyorum
Sen giderken
Ardından düşlemeyi

İstanbul, Haziran 2014

Bir şehir, bir daha

Kırmızı bir elbise giymiş, kırmızı naylon çoraplar
Kırmızı topuksuz ayakkabıları var
Boynunda iddiasız gri bir fular
Uzun saçları sıkı bir topuzda saklanmış
Bomba misali patlıyor gözbebeğinin ortasında

Şehir tarih yazmış, o tarihle yazılmış
Her köşe ayrı bir tondan meydan okuyor
Ürkmüyorsun elbet, tehditkar değil
Ancak saygınlık uyandırıyor

Önceki gelişinin karları çoktan erimiş
Gül kokusu sarmış buraları
Heybetli binalar fışkırıyor yeşil parklar arasından
İnsanlar suskun, geçmiş yüksek sesle konuşuyor

image

O buz kestiğin yılbaşı akşamında
Sokakta
Vals yapan çiftler geliyor aklına
Ki üstlerinde paltoları yoktu
Ve çelebi atkıları kibarca
Dolanmıştı boyunlarına
Asalet hissetmiştin
Ve sahipleniş gururla

Ya Sacher Otel’in kafesindeki
O yaşlı hanımlar?
Hani o leziz
Çikolatalı pastalarına
Gayrı resmi bir törenle yaklaşan
Hatırlıyorsun değil mi?
Pırlanta yüzükleri
İnce porselene değerken
Biraz fısıldamış
Biraz haykırmışlardı

image

Müzeler konuştu bugün de
Anıtlar anlattı
Bir eldiven sallandı şakacı
Bir mağaza girişinde
Yaşlı bir binanın duvarına dokundu
Amerikan hamburgerinin M hali

image

Akşam yemekte yanındaki Amerikalı
Şaşkın bakışlarla süzdü
Önündeki şnitzel tabağını
Masadaki Avrupalılar
Alışık olmadıkları
Bu hararetten bahsettiler
Gerçekten de şehir
Bu mevsimden
Beklenmeyecek kadar sıcaktı
Beyaz gömlekli
Siyah önlüklü garsonlar
Senfoni orkestrasındaki
Enstrümanları düşündürdüler sana
Uyum, bütünlük ve keyifle hizmet ettiler
Hem var hem yoktular
Bazen arka plan, bazen asıl oyundular
Biri ayrılırken
“Memnun kaldınız mı?” diye fısıldadı kulağına
Türkçe
Şaşırdın, bocaladın
Masadan başka dil konuşulurken
Nasıl tahmin ettiğini anlamadım
Sordun
Söylemedi
“Meslek sırrı” der gibiydi
Şifreli gülümsemesi

Sonra gezelerken şehirde baktın
O sinemanın
Önünden geçiyorsun yine
Hani yıllar önce
Soğuktan büzüşmüş ellerinle
Açmıştın kapısını
Sokuluvermiştin içine
Ne muzip şu insan beyni
Hangi filmi gördüğünü
Hatırlatıverdi şu dakika sana

Gül kokusu bastı ortalığı yeniden
Sen sustun
Şehir sustu
Geçmiş usul usul anlattı
Dinlemeye doyamadın

Viyana, Haziran 2014

Saklı rota

image

Yokuş yukarı
Çıktın yoruldun
Ağırlaştı adımların
Büküldü biraz boynun
Dönmedin ama yolundan
Hala inatçısın

Ara ara
Soluklanmak için duraksadın
Düşünüp taşındın
Ölçtün, tarttın
Yola devam etmekte
Karar kıldın

Hayallerinin elele tutuşup
Seni beklediği o yer
Bazen çok uzakta sandın
Uzun solukluydu belli ki macera
Kolaya kaçmadın
Kestirme yol aramadın

İçinde kıvılcımlar çakardı
Eteklerinde dolanırdı rüzgar
Gözlerini kısardın hafiften
Biraz kahraman, biraz deli
Bir halin vardı

Etrafa bakmadığın olurdu
Sesleri duymadığın
Şahlanır gibi yürürdün
Yüreğin kabarırdı dalga dalga
En olmadık anda
Dünyaya
Başka gözlerle bakardın

Cesaretin kırılırdı arada
Bazen kulağına çalınandan
Gözüne görünenden
Bazen de olmadık yere
İçin çekildi sanırdın
Dizlerin titreyiverirdi
İç sesin susardı ansızın
O sessizlik dişlerini kamaştırırdı
Bir ekşilik çökerdi midene

Yürürdün yine de
Öyle ya da böyle yürürdün
Karanlıkta ya da gözünü alan ışıkta
Bazen kendinden emin
Bazen paramparça

Çözmek için bilmeceyi
Yatıştırmak için kafandaki cinleri
Anlamsızın kabuğunu kırıp
Özünü akıtmak isterdin
Soruyu soruyla çarpıştırmak
Bağlantı peşinde koşmak
Başka türlü bakmak
İsterdin
Görünmeyen açıdan algılamak
Ya da yoktan yaratmak
Dün olmayanı bugün var yapmak
İsterdin

Ara ara
Soluklanmak için duraksadın
Düşünüp taşındın
Ölçtün, tarttın
Ama sonunda hep
Yola devamda
Karar kıldın

Bugün o şarkı süzülüverdi işte
İlk kez kulaklarından içeri
Hani aşkı kuş sürüleriyle anlatan
Şarkı

Anın nelere gebe olabileceğini
Anımsattı sana
Israrlı umuda övgüydü
Tanıdık geldi
Gerçekçi iyimserliği
Ayakları yere basıyordu basmasına
Ama kanatlarını da
Koparıp atmamıştı hala

“Büyüye inanır mısın?” diye fısıldadı şarkı
“Bunca yaşamışlıkta sonra” diye açıkladı
“Evet!” dedi anında yüreğin
Tereddütsüzlüğüne şaştın

Kuşlar işte tam da o sırada havalandılar
Kanat seslerinin peşinden baktın

Brüksel, Haziran 2014

Çok basit aslında…

image

Ordulara gerek yok
Bir yüreği fethetmek için
Bırakın
Stratejiyi, taktiği
Yol haritasını yırtın

Planlamak yersiz
İnce eleyip sık dokumak
Kafa patlatmak
Pazarlamaya çabalamak
Paketi parlatmak
Kurdeleyi cilalamak
Olmuyor, yetersiz

Hesap kitaptan geçmiyor bu yol
Alış-veriş’ ten hazzetmiyor
Pazarlık sevmiyor
Çıkarcıyı ayak sesinden tanıyor
Laf olsun diye konuşanı fişliyor
Söz verip unutanı
İhtiyacı olunca arayanı
Soluksuz anlatıp hiç sormayanı
Mimliyor

Çok basit aslında bir yüreği fethetmek
Diploma, belge gerektirmiyor
Para puldan bağımsız
“Canım cicim” den ötesini umuyor
Mazeretlere karnı tok
Öncelikleri çok iyi görüyor
İçi boş balonların
İplerini kesiveriyor

Suni güzellikler ancak
Kenar süsü olarak kalsın
İçi boş masallar
İşitmeyen kulaklara fısıldansın
Ruhsuz şahanelikler
Varsın bize çok uzaktan baksın

Çok basit aslında bir yüreği fethetmek
Yanında olmakla başlıyor
Zamanım senin diyorsun, al
Kulağım bir tek sende, anlat
Acelem mi?
Tabii ki yok, olmak istediğim yerdeyim

Gözlerine bakarak dinliyorsun
Gözlerinin ürkekliğini içip bitiriyorsun
Korkularını kılıçtan geçiriyorsun
Biliyor o artık, yalnız değil
Yalnızlık bitti

Seni seçtim diyorsun
Seninle bu anı yaşamayı seçtim
Yeni anılarımız olsun istedim
Söz, bak göreceksin
Yarın hatırladığında
Yaşama sarılmanı sağlayacaklar

Çok basit aslında bir yüreği fethetmek
Küçük bir adım
Sokulgan bir bakış
Kendini kenara ittiğin bir an
İki kelime kağıda düşen
Bir fotoğraf sevgiyi belgeleyen

Acılarımızın benzerliği
Sorgulamalarımızın kardeşliği
“Mükemmel değilim” diyorsun
Eskisi kadar saf, hiç değilim
Eğildim büküldüm biraz
Kırıldım döküldüm de
Ama öğrendim
Yaşı kurudan ayırmayı
Gerçeği gözünden tanımayı
Öğrendim

Ve buradayım
Yanındayım
Zamanım senin diyorsun, al
Kulağım bir tek sende, anlat
Acelem mi?
Tabii ki yok
Tam da olmak istediğim yerdeyim.

Genval – Brüksel, Haziran 2014