As if…

Mountains came close
As the fog cleared away
With the waves beneath my feet
Nothing but the sea in between
Felt as if the world had disappeared

Like I were literally alone
With those snow capped mountains
Conversing through glances;
With all that our eyes have seen

image
We left the trenches
Armed with fear, yet devilishly keen
We revealed hushed secrets
Over swirling waters…

Felt as if nothing could hurt me anymore
No one could break my heart
None would wear off my patience
And ghosts would not steal away my courage

Losing is more than a challenge
In a world of nothingness
Clouds don’t speak
Nor would they cry
Long, long ago
Rain declared its independence…

Mountains discreetly whisper
Snow calms me down
So breathes the heart
Heart that has long been crippled;
No one moves
No one reaches out

Pain is felt
In silence and
With respect
Pain is shared
Without embarrassment
And regret
No one
No one speaks of healing yet

Snow caresses my hair
Wind boils up the sea
Clouds don’t speak
Nor would they scream
In silence I remain
As if nothing exists
As if there is no pain

Painless City, December 2014

Hiç

Uzun soluklu ayrılıklar

Ayırdığıyla kalmıyor

Koparıyor bazen

Bir yabancının yüzüne

Bakar buluyorsun kendini

Yabancının kalbi

Dilini konuşmuyor

Tüketilen yılların

Kalın gövdesi

Bıkkın yağ hücreleri

Ve ketum anıları

Giriyor aranıza…

 

Yutkunmuyor bile

Ezberden okurken

Kulak veresin vardı başlangıçta

İşittiğinle kalıyorsun derken

Her hecede aşınıyor

Körpe, arsız umudun

Hafızan unutkanlaşıyor

Paniğe kapılıyor, hala edilgen.

 

Bilmiyorsun

Kimdi bu karşındaki gölge?

Nereye yerleşmişti yüreğinde?

Paylaştıklarını kim aldı?

Geçmiş sahiciyse

Şimdiki an seslendiğiyle mi kaldı?

Toyluk mu kamçılansın?

Gerçekçilik mi alkışlansın?

Üşüyen yürekler, söyle, nereye gider?

Parçalanan yıldızlarla

Yanyana mı seyrederler?

Gözleri soğuk

Yabancı gözleri

Görmedim

Duymadım demek

Belki de en iyisi…

 

Uzun soluklu ayrılıklar

Ayırdığıyla kalmıyor

Yeniden ve sil baştan

Kıskıvrak bağlıyor bazen

İç sesin kadar yakınına

Bakar buluyorsun kendini

Dostunun kalbi sen

Onun yüreği yörüngen

 

Sabırlı, sevecen

Senin sözcüklerinle

Sana konuşuyor

Tüketilen yılların

Narin bedeni

Ve kuytulardaki fısıltıları

Samimi

Belki suçlu itirafları

Giriyor aranıza

Bazen akıyor

Bazen duruyor

Sağ gözünde biriken o tek damla yaş

Senin o hiç akmayan

Yaşına değiyor

 

Kulak veresin vardı başlangıçta

Kaptırdığınla kalıyorsun derken

Her hecede yeşeriyor

O körpe

O arsız umudun

Hafızan canlı

Hafızan yeşile övgü

Kalbin gelecek diye atıyor

Gönlün gelecek istiyor

İçin kıpır kıpır

İçin olacaklara gebe

Cümbür cemaat gelsinler

Düğün bayram olsunlar

Sen dengini buldun

Gücün bileğinde

Gücünüz yüreğinizde

Toyluk mu saygınlaşsın?

Gerçekçilik mi alkışlansın?

Daha gençken bilmişsin

En güzelini seçmişsin

Elini tut

Versin elini

Korkuların

Korktuklarıyla yitti

Giden gitti

Güzellikte kaldınız

 hic

Bunu sana vermek istedim

Diyerek uzattı elindekini

Sen paketi açarken sessiz

Burada Hiç yazıyor dedi sesi

Hiç sana dokundu

Hiç boşluğunu doldurdu

Ayrılırken zengindin

Yola koyuldun azalmadı

Uyuduğunda geçmedi

Bu sabah da zengin uyandın

 

Uzun soluklu ayrılıklar

Ayırdığıyla kalmıyor

Yeniden ve sil baştan

Kıskıvrak bağlıyor

Biliyorsun artık

Bu gece uyumadan

O senin için bir sayfa kitap okuyacak

Yummadan gözlerini

 

Başı dönmeyecek

Ve gerilmeyecek bedeni

Bir sonraki geçişinde

Düşüncesizler pazarından

Kızına bakışında

Biraz seni anacak

Kulağında fısıltısı sesinin

Kendi ışıltısına dayanacak

Çilekli pastaların mucizelerine

Övgüler yağdıracak

Öyleydi

Öyle kalacak:

Saçları hep deli kızıl

Ruhu

Çapkın bir dansçı…

 

 

Ankara- Brüksel, Aralık 2014

 

Kuvvetini ver ellerine

image

Dedin ki
Sen çıkmadın hayatımdan
Biliyorum, bırakmak istemedin hiç beni
Uzaklarda da olsam uzattın elini
Konuştun benimle, bana anlattın
Böylece mesafeleri sileriz sandın
Sen çıkmadın hayatımdan
Didindin, uğraştın
Görünmez olmayı seçen bendim
Kapılarımı kapattım
Mutsuzluğum kırmasın
Yakmasın diye hırçınlığım
Ben yara aldım
Bahçeme baktım penceremden
Emek emek büyüttüğüm ağaçlara
Ve sarmaşık güllerime
Onlar da bana bakarsa
Gül gibi geçinip gideriz sandım…

Dedin ki
Sen beni bilirsin
Herkes bilir
Tuttuğunu koparan cinstenim
Zorluklar benim için
Kamçılanır bilakis azmim
İnadım
Cesaretim
Herkesin dilinde
Yirmisinde neysem
Kırk beşimde onun on misliyim
Herkes bilir hallederim
Elimden kurtulmaz hayat
Uçan da kaçan da kurtulamaz
Hırslıyım
Çalışkanım
Bileğim güçlü
Çenem sağlam
Bedenim siper sevdiklerime
Zamanım emirlerine amade
Ben mi?
Canım, ben hallederim
Çoğun umuduyla
Çok azla yetinirim…

Dedin ki
Bilirdim hep, emindim
Ama bildiğimden de kuvvetliymişim öğrendim
Sanki bir önemi varmış gibi dedin
İçimi çok burktu o son dediğin
Babaevini anışın da fena dokundu bana
Hani mutfaktan gelen koku çocukluğunu anımsattığında
Gidememek, olamamak, koşamamak
Hayatın emri mi arkadaşım?
Yoksa sadece seçim mi?
Arabamda tek başıma ağladım
Ve sonra topladım kendimi
Dedin ya cancağızım
Söyle yalnız savaşçılık
Yetkinler için bir kader mi?

Dedin ki
Madem Paris’tesin
Saint Germain’de
Benim için
Bir kadeh kırmızı şarap iç
Ama yanında oturuyormuşum
Ve soluksuz sohbet ediyormuşuz
Farzederek iç
Sanki hiç ayrılmamışız
Ve bütün bir hayatı
Yanyana
Ve omuz omuza
Tüketmişiz gibi iç
Yaptım arkadaşım
Zor da olmadı
Yalnız söyleyeyim
Bir kadehe sığmadı

Demiyorsun
Ama hep başkaları öncelikli
Hep kendini bekletiyorsun
Şuradan kırpıyor
Buraya ekliyor
Onu da hediye ediyorsun
Zamanın sonsuz değil arkadaşım
Sonranın garantisi kayıp
Yalnız savaşçılık
Kader değil arkadaşım
Kimseye diploma yok
Güçlü göründüğü için
Verdiklerin geçmiş oluyor
Sonraki her gün
Hesapsız, borçsuz
Yepyeni bir gün
Güllerin şahaneler
Bereket kokuyorlar
Katmer katmer
Özenini gören şanslı
Emeğinle yetişen de
Gölgelerde saklanma ki
Görsünler
Yalnız ağlama ki
Duysunlar
Kuvvetini al, paketle
Ver ellerine
Bir sefer de onlar
Kullansınlar…

Paris, Aralık 2014

Müzakere

muzakere

Sen ki

Oldum olası

Güneşe uyanmak istersin

Düşündün o zaman hiç

Neden bir ömür bu şehirde geçsin?

Sen ki

Denize hasretim diye yanarsın

Hatırla, en son ne zaman

Vapura bindin?

Kararmış belli bu ara yüreğin

Kepenklerin inik

Çekik perdelerin

Temiz havayı sokmadığın odalarda

Kuytulardasın derin

*

Çocuk çok sert dedi ekmek için

Isırdı, kenara koydu

Öldürsen yemeyecek!

Çişim var! dedi sonra

Fırladığıyla tuvalete koştu

Yan masadaki küçük kız

Onu süzdü uzaktan

Konuşası gelmişti

Yaklaştı yavaştan

Çocuk kitaba takılı

Hiç oralı olmadı

 

Oyun zamanı gelince

Gözleri

Bir yoldaş aradı

Gözleri

Sahici masallardı

İlgini görünce parladı

Onun kahkahası

Yoksunluğunu sardı

Basitti, o biliyordu

Sen nasıl anlamadın

Aklın ermedi; şaştı

Kaç yaşındaydın sahi sen?

Dedi ansızın

Bocaladın…

Bir oyuna daldınız sonra

İkiniz birden

Dalıp gittiniz öyle

Dünya dışarıda kaldı

 *

Sen ki

Anlatamamak

Ulaşamamak

Kotaramamak

Üstüne düşünürsün bu aralar

Kolayla işin olmaz

En dik yokuşlara vurursun kendini

Çözdükçe dolanırsın

Soyundukça ağırlaşır

Açıldıkça kapanırsın

Bu aralar

*

 

Yanıma otur haydi diye sesleniyor bak çocuk

Sol elinin parmakları döşemeyi döverken

Bakışlarında çağrı

Bakışlarında feryat

Hayır kabul etmeyen

O hayran olunası inat!

 

Çocuk üzülme diyor

Ben sana yine bir resim yaparım!

Annem hatırlatsaydı, sabah hazırlardım

Çünkü resim yapmak zor değil biliyorsun…

İçindekiler söylüyor hem sana

İşitmek yeterli

Kağıdı yayarsın sonra boylu boyuna

Boyamak da iş değil!

 

Aslında uçakta da yanıma otursan…

Başka oyunlar da öğretebilirim sana

Bilim kurgu evrenini

Sererim ayaklarının altına

Seversin belki

Sahici değil biliyorum

Çocuk işi diyeceksin sen şimdi

Ama denemeden bilemezsin

Öyle değil mi?

*

 

Sen ki

Bırak bilim kurguyu

Aksiyon filmlerinden bile

Nefret edersin

İsyanlardasın üstelik

Usandım diyorsun didişmelerden

Hayat bir kolayını bulsun

Uysal bir ırmak misali

Yatağına kavuşsun

Ve usul usul aksın istiyorsun

 

Sahi, istiyor musun?

Brüksel, Aralık 2014