G-1

image

Bir zamandır şimdiki yaşının son günüyle usturuplu bir helalleşmeden yanayım, yeni yaşının ilk gününü kutlamaya girişmeden önce. Bilirsin hani, yılbaşı gecesi gibi. Koca bir yılı ardında bırakmaya saatler kala soluklanmak bir nebze, kısa bir muhasebe, iki gülücük, bir kalp ağrısı, bir iki gölge, birkaç belge. Sonra kabulleniş, yaşanılanı bağrına basış yargısız ve yakışıklı bir veda.

Ertesi gün yeni bir yaş, yeni bir sayfa. Sen sindirmiş, sen dingin, sen hep yeni fikirlere gebe. Sen didişmelerden arınmış, geçmişiyle barışık ve hazır gelecek günlere. Korkusuz değil ama cesur, saf olmasa da iyimser, saldırganlıktan uzak fakat istekli, iradeli.

Bugününü de kutla istiyorum Güzel Kız, yarının heyecanlarına kapılmaya saatler kala.

Durala ve düşün istiyorum bir soluk.

Yürüdüğün yolu hatırla, depara kalktığın anlardaki adrenalin kokusunu, yüreğinin alıp başını gidişini mesela. Adımlarının ağırlaştığı zamanları da düşün, kim vardı yanında, kim tuttu elini, kim fısıldadı o iki büyülü kelimeyi kulağına? Dayanamam dediğin, tükendim sandığın zorlu dönemeçleri getir aklına. Nasıl, hangi sayede dirildin yeniden? Hangi ara ayaklandın, dizlerin nasıl derman buldu hiç hesapta yokken?

Yüzünü aydınlatan, yüreğinde çiçek açtıran anları anımsa Güzel Kız. Aşk mıydı seni coşturan, şefkat miydi gördüğün? Başarı mıydı, onurlandırılmak, alkışlanmak mıydı seni kanatlandıran? Paylaştın mı o mutluluğu? Senin için senden çok sevinenlerle miydin o dakika? Keyfinin saflığından döndü mü başın? “Biz bunun için varız herhalde” diye düşündün mü?

Bir gün olmadık bir anda bir şarkının sözleri işledi mi içine? Yabancı bildiğin sokaklar dillenip sırlarını paylaştılar mı seninle? Açlığını, susuzluğunu unutturan maceralar gelip buldu mu seni? Yaşamına onun dışına çıkıp alıcı gözüyle baktın mı uzaklardan?

Sabahları yüzünde güneşle uyanmayı sevdin mi? Kızarmış ekmek kokusuna tutunup doğruldun mu yataktan? Domateslerin kırmızısı yansıdı mı yanaklarına kahvaltı masasında? Beyaz peynire düşen simit susamına hayran hayran baktın mı? Sabah çayının ikindideki halinden dinç olduğunu gözlemledin mi sen de?

Bazı “de” lerin bitişik, bazılarının ayrı yazıldığını biliyorsun. Biliyorsun da, umurunda mı acaba? “De kalkınca anlam değişmiyorsa ayrı, yoksa bitişik” diye bir kural öğretmişler sana, bazen ezbere onu tekrarlıyorsun. “Sen de gitme!” diye içlenen insana bu kuralı nasıl açıklayacağını hiç düşünüyor musun?

Ölçüp biçtiğini biliyorum vermeden kararlarını. Kalıpları, kurguları da sil at isterim yolunu belirlerken. Herkesi mutlu edemezsin, sen seni mutlu edeni ara. Dilemekten korkma, olağanın dışına çıkmaktan da. Sürgüler, kilitler esir almasın hayallerini, sen yine geniş düşün, hava alsın hep düşlerin.

Gündelikteki güzelliği görmeyi sen öğretiyorsun bana. Keyfine sahip çık hep, monotonluğun hışmından koru onu. Sebepsiz hınca sıcacık bir gülümsemeyle karşılık veriyorsun ya bazen, nasıl yaman bir kudret o elindeki, onu asla bırakma!

Yaşam kırmızı halısını sermiş önüne, üstünde salınmanı bekliyor adeta. Acele etmeyeceksin, koşup düşmeyeceksin telaştan biliyorum. Bekleteceksin hatta hayatı biraz orada, öylece… Sabah uykularının tadına varacaksın önce aheste aheste, uzun uzun kahvaltı edeceksin o balkonda meyve ağaçlarının gölgesinde. Ege’nin tuzuna banacaksın kulaçlarını, arkadaş şamatası saracak sahili. Gül kokuları içinde asılacaksın bisikletin pedallarına limonata havalı akşamüstlerinde.

Güneş kızaracak batmadan. Sen gülümseyeceksin portakal rengi.

Brüksel, Temmuz 2014

Ne anlatacaksan bana, kulağıma fısılda!

image

Uçağın gölgesi
Denize düştü
Üşüdü önce
Sonra
Su oldu
Metalik gövdesi
Uzaktan baktı ona
Ürperdi
Beti benzi soldu

Neme lazımcıydı o beden
Kıskanmazdı
Gıpta etmezdi
Çekip gidebilene
Özgürlük takıntısı yoktu
Dürüstlük desen
İşine geldikçe
Niye yıpransın ki sahi?
Kendi
Öylesine güvende
Yörüngede
Göklerin göbek deliğinde

Sakindi Marmara Denizi
Ara ara dürtülmüşçesine kıpırdandı
Hallerinden memnundu
Balıkçı tekneleri
Havada bildiğin
Geçim derdi
Rüzgar kokusu
Günlük hikayeler
Biraz politika
Biraz dedikodu

Beklemeye yatmış tankerler
Buruk bir kabullenişte
Susuştular
Saati sordular martılara
Hiç umursadı
Gamsız martılar
Kanatlarını savura savura
Havalandılar

Nasılsın
Dedi sesin bana
Yanıtlamadım, gülümsedim
Acıyı da takmamıştım
Dudak kenarıma henüz
Ama sen
Geriliverdin
Asırlardır hatalıymışsın
Gibi sustu sesin

Suçlamamıştım seni
Tek laf etmemiştim kırgın
Siteme ihtiyacın yoktu belli
Sen gözlerimi görünce
Dürtülen deniz misali
Hesaplaşmalarına gömüldün

Sesini istiyordum oysa
Kendi düşüncelerimi değil
“Ne anlatacaksan bana
Kulağıma fısılda”
Dedim

Ne yazık
Daha
Dudakların aralanırken hissettim
Ölçüp biçmiştin
Tartıp seçmiştin
Dile geldiğinde çoktan ayrılmıştık
Sen o metalik bedendin
Ben sırılsıklam

Brüksel, Temmuz 2014

aŞkın Ş hali

Geri geleceğimi
Biliyordum
İnce inen yağmurda
Ayrılırken
Kazara da olsa
İğne düşürmüştüm
Tesadüfü mahcup etmedi hayat
On beş ay sonra
Yüzünü
Gözüme sürdüm

Konuşmadın ilkin
Fısıldadın
Sıcaktın, çok sıcaktın
Bulutları kuzeye yollamışsın
Bana sadece mavi göklerle baktın

Suların yanıp söndüler
Sularında taşıtlar
Defileye soyunmuşlardı
Uçarı, dalgacı
Hem ilerlediler
Hem yerlerinde saydılar

Esintisiz gecelerin
Sardılar adamakıllı
Sevgili bellediler bedenimi
Bir kez tuttuktan sonra
Hiç bırakmadılar

Bazen karanlıklardaydın
Ama korkutmadın
Bu sefer kaybolmadım
Bulmaca yollarında
Dar geçitlerinde
Bunalmadım

Saklı bahçelerin davetlerde
Yuva kadar tanıdıktı
Çatıların
Terasların
Yıpranmış yaşlı duvarların

Geçmişin ruhlarıyla
Kol kola gezdik meydanlarında
Köprülerinde
Çıktım ve indim
Köprülerinde
Çağladım
Dindim

Bildik bir deliliği
Anımsatıyordu güzelliğin
Dilimin ucunda
Kanca misali
Takılı kaldı ismin
Dilimi acıttı
Diyemedim

Maskeler de sezdi durumu
Dönüp bir umut
Aynalara sordular
Lakin
Yanardönerdi hep
Yansımalar
Göz kırptılar çapkın
Sözler kilitlendi
Ses bekledi
Soluğa hasret
Bekledi

Biliyorsun, bu gece
İskelede bakıştık seninle
Havai fişekler
Kaplamıştı yüzünü
Renk renk
Şekil şekil
Yandılar

Silah sesi
Yürek çarpıntısı
Misali
Doldurdular içimi
Bir an muhteşem
Bir an yoktular
Yükselip
Coşup
Doruktayken
Yokoldular
Renk renk
Şekil şekil
Avaz avaz
Yandılar

O an anladım
Aşkın ş haliydin sen
Hani bilirsin
Şırıltısını önce inceden
Şahlanışını sonra
Hiç şüphelendirmeden

O ilk şaşkınlık
Masum ve delik deşik
Bedeni kamçılayan şimşek
Hani başıbozuk
Şarkılar sonra
Lafını sakınmayan
İçine sızarlar hani
Şeffaf gecelerde
Ezberbozan

Aslı, aslası, aması
Olmayan
Adet, artık, amaç
Tanımayan
Şuracıkta
Tüm şahaneliğiyle
Şenlendiren

Henüz
Kavranmamış
Karışmamış
Düşüp yükseklerden
Kırılmamış
Kurban edilmemiş
Başka canlar uğruna
Kilitlenmemiş
Kapatılmamış
Karanlık sandıklara
Egemen şu ana
Şuursuzca korkusuz

Aşkın ş haliydin sen
Şölenle, şenlikle
Geldin, bastın buraları
Yükselen suların gibi
Şiirle
Şaaşayla
Şiddetle
Kuşattın

Şans dedin
Şifa dedin
Şükret dedin
Şekeri tat
Şarabı iç
Unut şifreleri
Varsa yoksa aşk
O da şimdi

image

Venedik, Temmuz 2014

İnsan

İnsan var

Yapmak, yaratmak için

Yaratılmıştır

Durursa

Soluksuz kalır

Üretmezse morarır

Ruhu

Kansız kalır

 

Vermek, değiştirmek ister

Yoktan var etmek ister

İnsanlara dokunur

Acıyı sezdiğiyle okur

Kayıtsız kalamaz ona

Gidermek

İyileştirmek

İster

 

Çekinmez

Ortaya atılmaktan

Çıkan ilk ses

İlk itiraz olmaktan

Çoğu zaman

Bir yabancı için

Kendini

Yakar diri diri

 

Aklından düşünceler taşar

Merhameti

Yamacındakine

Yetmez belki

Ama

Dünyayı sarar

Isınır insanlar

Yeniden umutlanırlar

 

Görünen kısmı yaptıklarının

Kılavuz istemez

Paylaşmadıkları

Seyirci kabul etmez

Elini tuttukları bilir sadece

İyiliklerini

Reklamdan

Gösterişten

Hiç ama hiç

Hazzetmez

 

Duygusaldır

Kırılgandır aslında

Belki içten içten

Kendi gibi

Birini bekler

Ki çıksın yoluna

Aldım verdim için değil

Sohbet, muhabbet aşkına

 

Ne var ki

Onun gibi değil dünya

Çivisi çıkmış

Aklı beş karış havada

İnsanlık başka hesaplarda

İnsanlar hep hesaplarda

 

Kendini anlatmak

İstemiyor artık o da

Okuyor

Yazıyor

Kendi kuytusunda

 

Usandı

Küçük kafalara

Kendi çabalarıyla

Doğru yolu

Buldurma sevdasından

Çabuk taşar oldu sabrı

Sesi de

Ara ara yükselir

Gürler, çağlar

Suskun birikintiler

Bazen zehir kusar

 

Konuşmuyorsun diyorlar

Bir de

Üstüne gidiyorlar

Nasıl sitemciler!

Anlatmıyorsun derdini

Diye yakınıyorlar

Sanki açsa ağzını

Her işi bırakıp

Yardıma koşacaklar

İnsanlık hesaplarda

İnsanlık bencil

O biliyor

 

Pes etmedi ama

Canını nasıl da güzel taşıyor

Kafası serin

Hayatı kendinin

Borcu yok kimseye

Kararları desen,

Anason kokar belki

Biraz da

Sigara dumanı

Geçer içlerinden

Ama

Onlar da

Sapına kadar

Kendinin

 

Güzel kısmını gör hayatın

Derken

Gülüyor

Biraz acı

Biraz sahici

Dövülmüş taşlarını

Hatırlatıyor

Bildiğin o

Sahilin

Dalgalara teslim taşları

 

Yontulan her köşenin

Bir hikayesi var

Yürek bilir

Dil susar

insandenizresmi

Brüksel, Temmuz 2014

Hayırdır İnşallah!

yuzucu

Ne kadarı kader?

Ne kadarı seçim?

Kararın yükü

Verende mi saklı?

Taşıyanın mı?

Bedel

Kimin aşı?

 

Seçtiğin yoldan dönmüyorsun

Aldatmam

Kaçak oynamam

Tutarlıyım

Diyorsun

Düşün ama bir soluk

Sor kendine;

Nicedir yürüyorsun?

Neden o yola girdiğini

Anımsıyor musun?

 

Kaç yaşındaydın o ilk adımı attığında?

Hatırlıyor musun sahi o halini?

Amacın

İdealin

Var mıydı?

Düşünmüş müydün öncesinde

Adamakıllı?

 

Bir romandan mı etkilenmiştin yoksa?

Yanlış anlamış olabilir misin

Kendi çıkmazında çırpınan

Bir hayal kahramanını?

Tabii bir de sayacaksın soluksuz:

Annem şöyleydi, babam böyleydi

Akıllı çocuktum

Komşular severdi

 

Model benim dedin

Örnek benim

Tökezleyen düşer

Ben düşmem

Ben ancak

Kurtarmaya giderim

 

Eksik, yarım bilmem

Tam ve bütün tüm denklemlerim

Gevşemem, üşümem

Şikayet?

Pek etmem

Dinlerim ama

Dert dinlerim

Çareler benim işim

 

Azim azim uğraşıyorsun, doğru

Farkındayım

İnce eleyip sık dokuyorsun

Mükemmeli yaratıp

Kendine onaylatıyorsun bir güzel

Ne zaman

Bir dakika

Boş kalsan

Başına

Çiviler saplanıyor

Neden?

Biliyor musun?

 

Hayallerimi göremiyorum

Dedin geçende

Olmadık bir ortamda

Öyle küt diye

Kaybettim demedin ama

Göremiyorum dedin

Sorarım, o hayaller nasıl görünmez oldular?

Kaçtılar mı senden

Belki saklandılar?

Sence ne gördüler ki

Bu kadar korktular?

 

Peşlerine düştüm de

Demedin

Şaşırdım ben

Arıyor gibi değildin

Telaş yoktu ruhunda

Hava durumundan bahseder gibiydin

 

Yaşam buyurdu

Sen planlar yaptın daha çok

Detaylı planlar yaptın

Ayrıntılara yordun hep kafanı

Hep meşguldün sen

Hep zamanında işler yaptın

 

Hayırdır inşallah

Diyeceksin şimdi bilirim

Ama

Doğru valla

Rüyamda gördüm seni

Dün gece rüyamda

Hayatın yolunu kesmiştin

Dikilmişsin öyle karşısına

Bir hışım

Sen benimsin

Diye bağırıyorsun

Ben senin değil…

 

Hayırdır inşallah!

 

Brüksel, Temmuz 2014

 

 

Hallerimiz

İnsan kendi kulak deliğini nasıl kaybedebilir ki?
Dedi ve
Sahici bir hayretle iç çekti
Yeşil gözleri kocamandı
Hayatı yalayıp yutacak kadar iştahlıydı bakışları
Sağ elindeki küpeyi sol deliğine
Geçirmek için çabaladı
Biraz yokladı, biraz çekiştirdi dokuyu
Karanlıkta ilerleyen bastonlu bir ihtiyar gibi
Hafif kaybolmuş
Hafif sarhoş
Gezdirdi hassas zeminde küpe ucunu

Metal derideki tünelden geçer geçmez de
Derin bir nefes aldı
Sabitleyiciyi taktığıyla mühürledi kaderi
İşte dünya yine
Eski haline dönüvermişti

*

İçim acıyor onsuz bu şehirde
Dedi ve
Kaskatı kederine sarılıp yattı
Yumak oldu narin bedeni
Gözkapakları ağır kepenkler misali
Gürültüyle kapandılar
İstanbul dışarıda kaldı

Düşler doludizgin kaçtılar
Hop oturdu hop kalktı düşünceleri
Hem isyankar, hem biraz hoyrattılar
Ne sıralayabildi onları
Ne de unutası vardı olan biteni

Gizli öznesi benim ümidiyle
Bininci kez baktı telefonuna
Küstahça susuyordu alet
Kendi parmak izlerini gördü ekranda

*

Bazen acıya çok yakından bakıyorsun
Dedi
Yaşamla ölüm arasında bir yerde
Asılmış sallanan o siluetle
Dizdize oturuyordu
Ne bildiği kişiydi artık o
Ne de hepten veda etmişti

Delinmiş uykularının yükü dökülüvermişti
Omuzlarına, gözaltlarına
Kelimeleri haşa ürkek değil
Ama hep biraz yarımdılar
Aklında tüm zamanlar vardı
Hepsi biraz unutkandılar
Yağmur indi apansız
Damlaların serinliğine dokundu yüreği
Küçük bir kız çocuğu belirdi uzaktan
Var gücüyle koştu kollarına
Bir ışık yanıp söndü gözlerinde
Sonra bir ışık daha
Yandı
Yandı

*

Aşkı bile birbaşıma yaşıyorum
Dedi
Ve gülümsedi deli deli
Kof kılıfların içini boyamaktan usanmıştı
Kendini anlatmak
Bir yere kadar diyordu iç sesi
Eteğini silkip giden ondan değildi
Sıkışınca deri değiştirene
Yoktu söyleyecek sözü
Yaşananı sahiplenecek cesaretimiz yoksa
Ölelim yavaştan
Dedi deli deli

Aşk pazarlık değil ama, hiç olmadı
Dedi
Ve bir bulutla bakıştı dik dik

Sevdiğin kadar varsın
Varsın

Brüksel, Temmuz 2014

20140707-193151-70311562.jpg