… Geldi Aklına

  IMG_3019

Bazen o tanıdık heves

Çoktandır işitmediğin ses

Yakına gelir

Uzağa düşünce yolun…

Sil baştan yapan

Korkusuz kelam

Duyulmak için

Arınmanı bekler

Gündeliklerden…

Çıkman gerekir dışarı

Korunmalı kalelerden

Atılan suya

Doğru erken boğulur bazen

Denemeyen hiç

Baştan kaybeden…

          *

Kıpırdayamam sanırsın

Uzanmaz, seyrettiğinle kalırsın

Dikenli tellerle sarılı çömelmişken sessiz

Rehberinde çizikler

Kalbin sedyede

Hep aynı nakarat ezberinde:

Kimi kimden alıp

Kime sattılar

Zaman tüccarları gaddar

Kaşifler bencil

Yollarına giderken

Artlarına bakmadılar…

          *

Çıkının hafif

Yolluğun sade

Dizlerin titredi

Hem acemi

Hem biçare

Bir arpa boyu yol

Gidemem sandın

Sen yola vardın

Yol sana kaçtı

Belli sende

Gönlü vardı

Gece uyumadan

Gün ağırdı

Silkindin sabahın ışığıyla

Peşine takılıp gelen

Uçuştuğuyla kaldı…

          *

Karşılanmadın

Sorgulanmadın

Kimliğin sindi köşeye

Umursamadın

Sensiz konuştular

Sensiz koşuştular

Kaç bisiklet geçti yanından

Kaç narin kadın şemsiyeli

Seslenmediler

Sen karışmadın

Merkezde değildin

Umursamadın…

          *

Soluğunu tutmalık değildi

Uzun geldi aklına

Senfoni ve destan

Yazılacağı vardı efsanenin

Yaşanılası anın

Kopası kıyametin…

Kahkahası yırttı geceyi

Gıcırtısı tekerleğin

Göğün gürültüsü

Karpuz geldi aklına

Kırmızı hayat gibi

Çimenin yeşili…

          *

Derken anın içine yürüdü kadın

Pırıltısı meydan okudu kedere

Gençliği gümbürtü

Gençliği alkış

Yapmıştı, yapacaktı

Mazeret kalmadı

Konuştu, anlattı

Aşılandım sandın

Gözleriniz tanışmıştı eskide

Gelecek ha desen

Zaman sindi köşesine

Saygın geldi aklına

Bilge ve aydın

          *

Bazen o toy heves

Çoktandır işitmediğin ses

Dünyanın ucunda gizlidir

Sil baştan yapan

Korkusuz kelam

Saat dilimleri ötesindedir

Mazeret kalmadı

Aşılandım sandın

İnsan geldi aklına

Diri, mücadeleci ve yakın…

Pekin, Eylül 2015

Bir sabah şafakla uyandım…

 safakcicek

Ben sevdiğimde seni

Önce uzun süre saklar

Kalemle tartar

Sonra

Kağıda yazardık hisleri…

Gözün bebeğinde yıkanırdı söz

Dökülmeden dile

Boğazda düğüm beklerdi aşk

El değmeden ele…

Düşünmek vardı adımdan evvel

Taslağında pişerdi mektup

Çay misali demlenirdi yürek

Ürkek

Tereddüt toydu kükrerken

Kelebek kadar narin

Ateşin acelesini kesen…

Ben sevdiğimde seni

Uzaktan kumandalı değildi

Arabaların kapı kilitleri

Buyur edilmek ön koltuğa

Törendi, sınavdı, deneydi

Anahtarlar şahit ve

Kaportaların çizikleri

Parmakların teması şiirdi…

Ben sevdiğimde seni

Bazen haftalar geçerdi

Bakışmadan

Çektiğimiz fotoğraflarla

Anı tutmak böylesine basit değildi

Bir çırpıda çoğaltamazdık ifadeleri…

Filtrelerle süzmek

Kırpıp biçmek yoktu

Aklımızdan dahi geçmezdi

Gölgelere hükmetmek!

İçerlesek de

Çare bulamazdık kırmızı gözlere

Arka plandaki yabancı teyze

Sonsuza dek kalırdı o karede…

Ben sevdiğimde seni

Uzundu kollarım

İştahım gençti;

Azıcıktım, çoğalasım vardı

Tektim, uzanasım vardı

Sabır kaçtı

Macera çekti

Hepsini bir solukta

Yaşayasım vardı…

Ben sevdiğimde seni

Takvimlerin yaprakları

Telefonların kordonlarına fısıldardı

Kurulmayınca dururdu saatler

Geriye sarmak

İleri almak

İşti, emekti…

Ben sevdiğimde seni

Uzundu kollarım

İştahım gençti

Bir dilek tuttum

Bir soluk koştum

Bir söz verdim kendime

Sabır kaçtı

Macera çekti

Göz açıp kapayıncaya kadar

Asırlar geçti üstünden

Bir sabah şafakla uyandım

Çözüldü boğazımın düğümü

Gözbebeğimde yıkadım

Kalemle tarttım

Kağıda yazdım hisleri…

Paris-Brüksel, Eylül 2015

Doğduğum andan itibaren…

IMG_3261

Aklınıza pek gelmeyecek bir mekanda, havaalanında, minimalist bir sanat buluşması bu…

Uçaktan indiniz. Valizinizi kapıp hedefiniz olan şehrin merkezine ulaşmaya odaklandınız. Taksiler doksan avro istiyor diye hiddetlenip anında çevreci damarınızı kabarttınız. Toplu taşıma sağolsun; tren alternatifine sıcak bakıyorsunuz.

Okları takip edip alt kata indiniz. Araba kiralamak için kuyruğa giren yolcuların yanından hızlı adımlarla geçtiniz. Siz önde küçük kırmızı tekerlekli valiziniz arkada ilerliyorsunuz.

Trene bir kala ara bir salonda buluyorsunuz kendinizi. Alice Harikalar Diyarında sözleri geliyor aklınıza. Bir müzeden kaçıp kendini buraya entegre etmiş gibi duran mekan biraz gerçek biraz sahici.

Solunuzdaki ekranda yürüyen yolcuların arkadan gösterildiği bir yerleştirme var, sağınızda başka bir sahne. Kalan kısım simsiyah, ortadan serin bir duman üflüyor. İçinden yürüyüp geçmek mümkün.

Şaşırıyorsunuz şaşırmasına ama durmuyorsunuz bile. Aklınız her yirmi dakikaya bir kalkan trene yetişme derdinde. Sabah dört buçukta kalkmışsınız, altı buçuk uçağında az kestirmişsiniz, bu şehirde otuz saatiniz var. Sanatın gücü dahi tutamaz sizi, şehre doğru koşuyorsunuz gözünüzün çapağıyla.

Otuz saat kadar sonra peşinizde aynı tekerlekli valiz, üstünüzde biraz daha özenli seçilmiş bir elbise ve dün gece uykusunu almış yüzünüzdeki hafif makyajla aynı salondan bu kez ters yönde geçiyorsunuz. Son otuz saatte tarihe ve estetiğe bulandınız. Sanat kokan sokaklarda gezdiniz, tasarım harikası objelerle bakıştınız. Özeni gördünüz. Aşkla yeniden tanıştınız.

Sakin sokaklarda kendiliğinden yavaşlayan adımlarla yürüdünüz. Olgun bir incirin özenle dörde kesilmesine şahit oldunuz. Sabah kahvaltınızı canlı klasik müzik eşliğinde yaptınız. Sabah kahvenizin yanına iliştirilen ikram kurabiye sıcacıktı ve tarçındı buram buram.

Önceki akşam Duomo’ya karşı iki saat hareketsiz oturdunuz. O anlattı, dinlediniz. Sizin konuşasınız yoktu, sessizce kaydettiniz. O iki İtalyan genç galerilerde çarptı gözünüze.

Çocuk tertemiz ütülü bir gömlek ve kumaş pantolon giymişti. Kızın uzun siyah saçları gür ve dalga dalga düşmüştü omuzlarına. Gözleri birbirinden hiç ayrılmadı, gülümsemeleri öylesine genç ve açtı. Portakal sularını ağır ağır yudumladılar. O gördüğünüz de araftı, perdeyi açıp içine süzülmek istediniz.

Fırtına koptu sabah erken. Yağmur, gök gürültüsü tüm ihtişamlarıyla geldiler. Önceki akşamın durgunluğu yanıltıcıydı belki. Kuzey sert yüzünü anımsattı. Düş mü gerçek mi bilemediniz.

Güneş açtı sonra. Azar azar ve zamanla okşayıp ısıttı meydanları. Asırlık binaların kapıları o yorgun gıcırtıyla açıldı. Avlular el ettiler arkalarından. Çabasız ve mağrur keşfedilmeyi beklediler.

Otuz saat kadar sonra yine havaalanındasınız işte. Peşinizde aynı tekerlekli valiz, üstünüzde biraz daha özenli seçilmiş bir elbise ve dün gece uykusunu almış yüzünüzdeki hafif makyajla aynı araftan bu kez ters yönde geçiyorsunuz. Eşikte bir an durup olur da biri bir an mola verir de bakarsa diye yazılmış o açıklamayı okuyorsunuz: “doğduğum andan itibaren şu ana kadar attığım her adım beni bu dakika, buraya getirmek içindi”.

Gözleriniz doluyor. Solunuzdaki sahnede ilk geçişinizde varlığını bile hissetmediğiniz sunumu izlerken. Arkanızda beş yaşlarında bir kız çocuğu üç tekerlekli bir bisiklet üstünde durmadan dönüp sevinç çığlıkları atıyor.

Yolculuklar gençleştirir yüreği. Yolculuklar büyütür. Sorgulamalar biter, olunur.

Gezgin doğaya ve tarihe dokunur. Sanatın ihtişamında titrer. Yeniden, yeniden aşık olur.

 

Milan – Brüksel, Eylül 2015

Çocuklar bizi…

  IMG_3224

Hak dediler, adalet

Eşitlik dediler!

Demokrasi taç,

İnsanlık esas

Beraber yapalım

Kotaralım dediler!

Dayanışma temel

Ana değerler sabit

Modern dünya aciz değil dediler

Paranın, makamın sözü geçmez

Gök aynı gök

Dünya tek dünya

Köklerimiz aynı kara toprak dediler…

          *

İfade özgürlüğünü savundular

Yazarlara sahip çıkanlar

Tablolar içindi savaşları

Çabaladılar, kanadılar…

Ağladılar operaların loş

Ve şarap rengi kadife koltuklarında…

Heykelleri nasıl konumlandıralım ki

En şahane ışığa bansınlar

Diye düşündüler gecelerce

Bienallerde buluştular

Zirvelerde tartıştılar

Bildiriler boyu haykırdılar

Hak, hukuk, insanlık!

          *

Kimlik dediğimiz kartvizitten derin

Karakter yürekte, diploma gafil!

Ne kral, ne imparator kaldı canlı

Yazılı resmi tarih ayrı

Zihni yaşanan anlar şekiller!

Kimlik dediğimiz kartvizitten derin

Sindiremediğimiz kitaplar

Hazinemiz değil

Uygarlığın göstergesi

Ne milli gelir

Ne okuma yazma oranı

Bencil zenginlik kıskaç

Görgüsüz para hep aç

Ötekisi diye bakan kör

Sınırını kuşanan çıplak

Asıl sınav borsada değil dostlar

Çocuklar bizi seyrediyor…

          Milan, Eylül 2015