… Diyorsun

diyorsun

Anlattı

Dinledin mi?

Paylaştı

İşittin mi?

Önemliydi

Bildin mi?

“Artık suskun” diyorsun…

Kaçırdıkların

Asılı kalmıyor ki havada

Dönüp gelesin diye

Bir heves

Bin pişmanlık

Yoklar artık, bitti

Zaman ovuşturduğun gözlerine gülüyor

Her neyle meşguldüysen o an

İşte uçup gitti

Parlardı bilirsin

Seninle konuşurken

İnatçı enerjisi

Hecelerindeki umut

Sağır duvarlarını

Yıllarca dövdü

Tırmaladı imkansız kapılarını

Gururuna yol verip

Boylu boyunca

Eşiklerine serildi

Sen onu güçlü diye sevmiştin oysa

Deli aşık

Başı dik

Ve bambaşka diye

Kendine güveni gözünü alırdı

Üstesinden gelemeyeceği yok sanırdın

Bağımsızdı

Aşkta

Yoldaş, destek aramadı

Bildiğini seçti

Seçtiğini yaptı

Olağandışıydı evet

Gözükaraydı

Hatırla, zor değil;

Biraz da

Bu yüzden sevmiştin onu

Bir başınayken o

Yalnız değil tamdı

Yüreği geniş

Bileği demir

Nefesi derin

Heyecanı candan ve

Saftı

Aşk dedin mi

Verilir sandı

Niyeti güzel

Kini tatmamış

Hınç duymamış

Seven özen gösterir

İzler, anlar

Kanat gerer sandı

Bilmem nerelerdeydin

O zamanlarda

Saat saat

Gün be gün

Kendini mi deşerdin?

Kara delikler mi meşgul etti seni?

Yeknesaklık mı kastetti canına?

Belki zaman yetmedi

Daha büyüyecektin

Dış dünya göz kırptı

Sen peşinden gittin

Sürüklenir misali gittin

Uyaracaktı seni

Denedi, dinlemedin

Aynandı o

Biliyordun

Kaçtın

Burnunun dikine gittin

Kendinle yüzleşmedin

Tövbe yüzleşmedin!

Anlattı

Dinledin mi?

Paylaştı

İşittin mi?

Önemliydi

Bildin mi?

Ardından şimdi

“Niye bitti?” diyorsun…

Washington DC-Brüksel, Kasım 2014

Ve beni çağır..

cagirbeni

Kırıklıklarına sarıl

Derle, topla ve kucakla onları

Göğsüne yakın bir yerde

Beraber ve sıcacık dursunlar

Okşa saçlarını

Şefkatinle avut

Öp, kokla dilediğince

Ama benimkilerden uzak tut

 

Görmemeye koşullandır gözlerini

Seni sarsan sözcüklerden uzak dur

Allasın pullasın seni

O kurban olduğun diller

Kapılarını sürgüle

Yastıklarını kabart

Örtülerine bürün

Sil, ov ve azimle parlat

Savunma mekanizmalarını

İncelikle, ahenkle

Oya gibi işle kenarlarını

Lakin benim gözlerimden uzak tut

 

İnanmadığın masallar anlat dinleyenlere

Derman arayan yaralı gönüllere seslen

Felsefe yap en derininden

Ahkam kes hatta

Kendine mal etmiş izlenimi vererek

Kes, yapıştır ve sun

Kulağına kazara çalınanı

Yapamadığını onlara öğret

Alkışları duy, teşekkürleri kabul et

Ama benim hıçkırıklarımdan uzak tut

 

Bir çocuğa yaklaş

Dinle bir ne diyor

Niçin korkmuş

Niçin canı yanıyor

Bak, ürkme bak, gözlerine

Hatırladın mı?

Nasıl gerçek yanıp sönüyor

Bekle, az sabret

Sana sokuluşunu izle çocuğun

Parmaklarına dolanan parmaklarını hisset

Sık o pamuk eli sevgiyle

Hasretle

Bilerek ve isteyerek

Heyecanını paylaş

Kahkahasını keşfet

Elin değmişken hatta

Sen de dene, çıkar içinden, ilet

O bir an ışıldayacak ya bakışların

Yapış işte o duyguya

Tüm gücünle asıl

Bırakma, ölsen bırakma

Kendinin yap

Benimse

Özümse

Soluklan

Ve beni çağır…

 

Brüksel, Kasım 2014

 

 

Dedi Aşk

dediask

“Sevmiyorum seni!”

Dedi bana

Yüzüme karşı ve

Tekrar tekrar

 

Bilmiyorum:

Öç mü?

İnat mı?

Savaş mı?

Aradığı

 

Tek bildiğim

Onu istediğim

Beni ittikçe

Daha beter çekildiğim

Aşığım, acılıyım, deliyim…

 

Gözleri kaçak

Gözleri öfkeli

Gözleri hep benden uzak

Sesi bazen şamar misali patlıyor kulağımda

Sesi manidar

Sesi gaddar

Sesi yıktıkça çağlıyor

 

Alttan alıyorum

Suyuna gidiyorum

Sabrediyorum

Yaramıyor

Yaranamıyorum.

 

Tümden bileniyor

Hırçın tepkisi

Ateşine ateş taşıyorum

Gözleri kırgın

Gözleri ırak

Oysa ben hala o gözbebeklerinde geziyorum

 

Başkalarına bakışları farklı

Sevecen

Yumuşayan tonu sesinin tanıdık

Yanıp sönen tınısı

Saçlarını düzelten eli şen

Kahkahası içten

Parçası değilim artık o denklemin

Oyulup çıkarıldı siluetim

O ahbap çerçeveden

Bakakalıyorum

İzliyorum sessiz

Suçüstü yakalıyor beni gözleri

Yırtıcı bir kuş kadar atak ve delici

Hesap soruyor

Siniyorum

 

Her sabah

Ama her sabah, yeminle

Sahici bir umut

Her gece

Yürek kıskacı

Katil zanlısı

 

Aşığım

Biliyorum

Utancım yok

Kendime söz verdim:

Direniyorum

Sonuna kadar gideceğim

Biliyor

Vazgeçeyim

Çatlayayım

Çökeyim istiyor

Serileyim yere de

Üstüme basıp geçsin istiyor

 

Kendime sözüm var

Direniyorum

Bir gün anlayacak

Bir gün uyanacak

Bekliyorum

 

Aşığım arkadaşım

Biliyorum

Utanılacak şey değil

Yürek dediğin ben

Ben dediğin yürek

 

Kendini unutanlara acırım asıl

Ruh ölür arkadaşım

Yürek susunca

Hayat söner

Aşk kaçınca…

 

Brüksel, Kasım 2014

 

Kıl payı

 image

Gençken yoktu acelesi
Bütün zamanlar onun sandı
Esnedi, gerindi, nazlandı
Gururu hep önden koşardı
Yüreği küçücük bir sandıkta
Zincir, kilit altında
Gurur tasmasından çektikçe
Seğirtirdi ardından ezik
Sürüklenirdi peşinden
Bata çıka

Bakışları esmer, sert
Ve öfkeliydi o yıllarda
Sık sık uzaklara dalardı
Kimseyi götürmezdi yanında
Omuz omuza oturduğu
Yahut
Elini tuttuğu
Hep dışlandığıyla kalırdı
Dahil edilmeyenin kabarırdı isteği
Bilenirdi merakı, ilgisi
Oldurmak olurdu gayesi
Değiştiren
Etkileyen
Seçilen
Kişi

O umursamazdı çoğunluk hiçbirini
Varsa yoksa sağlam duruş
Kusursuz demir irade
Zayıflıklar toptan hasıraltı
Duygular kontrolde, çerçevede
O kadar meşguldü ki bu alemde
Aşkı tanıyamadı ilk görüşünde

Cebelleşti onunla epeyce
Hükmetmeye çalıştı, olmadı
Emir kulu olmaya hiç yanaşmadı
Çekiştiler, vuruştular
Duymayan kalmadı
Sonunda çok yaman sevdi
Yana yakıla sevdi
Ama gurur yaşatmadı
Kırılan çekti gitti
Gözü arkada gitti
Gitme diyen olmadı

Yıllar usulca aktı
Olması gerekenlerine sarıldı
Boşu, doluyu tarttı
Taradı, ayıkladı
Kararı aldığında
Ölçüyü tutturdum sandı
Dengeyi buldum
Hayatı üç ayak üstüne kurdum
Başarı peşindeydi
Bağımsızlık cebinde
Gücü hep elinde tutsun istedi

Hırsı kamçılandı ulaşabildikçe
Şahlandı rüyası, hayalleri
Gıpta edilen olmayı sevdi
Yüksekler ve yukarılar
Her çağırdığında koştu, gitti
Gözünden kaçanlar oldu o karmaşada
Ayrıntı sandıkları zamanla
Kıymık misali battılar ruhuna
Kabuk tutacak sandığı yaralar
Bazı geceler yıldızlara asılıp
Yanıp söndüler gökyüzünde
Unutmadı gideni
Unutmadı gitme diyemediğini

Ne istediğimi biliyorum diyordu inatla
Yüksek perdeden çıkan sesi
Ders aldım, öğrendim hayattan
Gurur kurbanı değilim artık
Ama yaşamışlıklarım var
Geri alamayacağım adımlar
Koruyup sakladıklarım
Emek emek yarattıklarım
Alınterim, uğraşım
Karakterim oturdu artık
Yapacaklarım var
Ve yapamayacaklarım
Bu saatten sonra değişmem
Kendimi buldum, asla değişmem

Bitti üstelik bu şahsı kanıtlama savaşı
Kazandım, dünya şahit kazandım
Avucumda işte başardıklarım
Bundan sonrası sadece istediklerim
Kendimi ödüllendirişim artık hayat
Dış sesleri duymuyorum
Ne dedikleri umrumda değil
İçimse sessiz
İçimde huzur
Dörtdörtlük işte diyorum size
Hep varmayı hayal ettiğim noktadayım

Eskilerden bir ses çalındı
Tam da o ara kulağına
Canlanıverdi o sahne, o mevsim ve hatıra
Bir çift tanıdık göz gözüne değdi
Tanıdık değil aslında
Unutulmaz demeliydi
Aşk rastlantı kılığında
Dürttü omzunu
Derinde birşeyler kıpırdadı

Dil sözlerini aradı
Gelmediler
Bakışlarına değen bakış
Umdu, sorguladı
Gözbebekleri önce aradı
Sonra koyulduğuyla kaldı
Devasa bir gövde devrildi içinde
Körpecik kıpırtı altında kaldı

Hayatın hediyesi bir parantezdi o an
Bir sürü olasılık içinden seçilmişti
Baş döndürücü bir güzellikti
Mucizenin kendisiydi tanıyanı olsa
Bakışlarına değen bakış biliyordu
O yüzden direndi, didindi
Bütün zamanlar onun değildi biliyordu
Onun için oyalandı, bekledi
Umudu salıvermeden önce
Bekledi

Dil sözlerini aradı
Ne yazık gelmediler
Kırılan çekti gitti
Gözü arkada gitti
Gitme diyen olmadı

 

Paris, Kasım 2014