Ruh Tutuşması

Ceviz kabuğunu kırdığınla

Çıtladı içim

Bir sürü özlemden geçip geldim dedim

Bir cilt zamandan vazgeçip

Bilirsin

Olağanı uzak tuttum hep aşktan

Biz demeye de korkarım hep

Lügatımda yok, hayalim değmez

Tekilde gezer

Tekilde severim

*

Bu kadar yaşamışlık yokken de

Kayıtsız deliydim

Şimdi de öyleyim

Değişmedi his

Gıdım değişmedi çılgınlığımın cürreti

Anları damıtmayı seçtim hep

Ucu ucuna eklemeyi gönlümün zaman diliminde

Ölümlülerin saatinden bağımsız

Uyutup uyandırmayı düşleri

Hesapsız vermeyi

Göze alarak esrarı

Bilinmeyenin denklemini

*

Uçuk, ölçüsüz hissetmeyi seçtim hep

Savurdukça yeşerten

Öğüttükçe büyüten

Akla zarar çoğunluk, harbiden serseri

Gürlemeler tutkunusun demiştin

Hem çocuk, hem kaçırılmış anların hakimi

Neyse o

Neysem o

Oyun yok

Hep sahici

*

Güvensizliklerini ser önüme şimdi

Bırak kabuslarıma sürtünsünler

Endişe bassa da soluğumuza

Yine de gülelim

Denemek genç tutar ruhu

Bayılmak yaşadığımız karmaşaya

Uyakları çağırsın şenliğimiz istersen

Makam tanıdılar mı, soralım

Kanunla ney düşsünler aklımıza

Sonra elektrogitar

İyi ki diyelim

Neyse ki

Olağan tövbe yerleşmedi gönlümüze

Keşfetmekten hiç yılmadık

*

Bildiğin

Ruh tutuşması bu

Yanarak doğuyorsun yeniden

Anları damıtmayı seçtim hep

Bir sürü özlemden geçip geldim dedin

Bir cilt zamandan vazgeçip

Biz demeye de korkarsın ya

Lügatında yok, hayalin değmez

Tekilde gezer

Tekilde seversin

*

Yalnız

Bazı bağlar

Ses de, inkar da götürmez dedin

Ruh tutuşması işte

Ölümlülerin saatinden bağımsız

Savurdukça yeşerten

Uçuk, ölçüsüz, öncesiz hissettiren

Bildiğin

Ruh tutuşması bu

Ya da bilmediğin…

 

Brüksel-Paris, Şubat 2019

 

Ben deyince Bahar

2 Şubat’ta kar yağdı. Elim ayağım çok üşüdü. Rüzgar sert esti bir de üstüne. Buzla kavruldum. Sabrımın dirençli soluğunu zorladı kış bir ara.

Derken güzel insanlar çıktı yoluma. Yaradan da yaratmaktan da korkmayan. Zayıflıklarımızı konuşmak ürkütmüyor onları. Beraber büyüdüğümüzü biliyorlar adım adım.

O gece o sohbetin tadı oldu ninnim. Derin ve uzun uyudum masallara gömülüp. Yürek serinlemişti, 3 ü Pazar’ a açılırken gözlerim.

Hava yumuşamam diyor lakin, aynı tırmalayıcı soğuk. Bir cesaret atıldım sokağa. Karşıdaki tarihi bina alkışladı. Ben nicedir ayazdayım dedi, aldırma, yüzleşmek dinç tutuyor adamı.

Yürümüşüm epey yokuş aşağı. Baktım bir ara gülümsüyorum kendime. Havada çıtır ekmek kokusu. Aklımda, dudaklarımda fırından yeni çıkmış bir hatıra.

Güneş de naz etmedi biliyor musun sonunda. Göründüğü yetmedi, asıldı kaldı gökte öylece. Sokakta oturacağım dedim öyleyse biraz. Güneşle göz göze. Karar verdim ki an bu an. Karar verdim ki bahar. Geldi.

Biraz okudum açık havada. Kelimeler önce çekindi, sonra üşüştü. Sanırsın panayır, sanırsın pazar yeri.

Gelen geçen için adaklar tuttum elim değmişken. Kendim için de dileklerim var bilirsin; bazıları seninkilere komşu. Çoğunun dokusundasın.

Hayat yakışıyor sana diye düşündüm sonra. Umut çok yakışıyor sana. Kıpırtılı devinim, tez can ve dans eden kelimelerin.

Mücadele yakışıyor sana – sonunda bildikleri oyunları kazanmasan da. Kendi oyununun kurucusu oldun bir zamandır. Kendi efsanenin kahramanı.

Arkana bakma derler ya, kızarım biraz. Arkana da bak küçüğüm, bak ki hatırla. Önünü de gör, atlama, heveslen. Ama isterim ki en çok şimdiyi sahiplen.

Şimdini al sevdiğim. Şimdimizi istersen. İçine oturt baharı en delisinden.

Sahiplen!

Brüksel, Şubat 2019