Koyulaşan…


Seni gördüm 

Dedi yürek

Serseri uçurtmalarım

Boyun eğdi avcı oltalarına

Takıldılar…

Daldım en derinine

İrili ufaklı balıklar üşüştü başıma

Hem ıslaktım

Hem hep aç

Hem bildiğimdin

Hem bir başkalık

Koyulaşan renklerin…

         *

Seni yazdım

Dedi el

Mahmurluğuna aceleci sabahların

Akışkan ana 

Delisine denizin

Bir gayret 

Bir telaş 

Anlattıkça tükenirsin sandım 

Umut muydu aklımdaki tilki?

Korku muydu kuşatan?

Kırılganlığım ki tanınmamış

Görücü bilmez, paylaşmamış 

Kendini keşfetti kanarken

Mazhar derdi de gülerdik gençken;

Ele güne karşı

Yapayalnız…

         *

Seni yaşadım 

Dedi hayat

Bodur, ayaz günler geçirdik karlı

Hararetli, inatçı yazlar

Buradaydın, benimle

Ya da değil

Bir gün seni kuşanmıştım 

Ötekisi sefil 

Ölesiye üşüdük senle 

Beraber ve ayrı

Avuçlarıma haykırdın 

Fısıltıların boğulurken sesimde

Yıllar vardı önümüzde 

Zaman inadına azdı…

         *

Seni gördüm 

Dedi yürek

Daldım en derinine

Hem ıslaktım

Hem kör aç

Hem bildiğimdin

Hem bir başkalık

Gözümü kamaştırdı 

Koyulaşan renklerin

Bir gün seni kuşanmıştım 

Ötekisinde sefil 

Çözüldüm sonunda

Kırılganlığım; ki tanınmamış

Görücü bilmez, paylaşmamış 

Yıllar vardı elimizde

İnat delisine denizin

Zaman çekildi sahneden

Sustu mavi

Koyulaşan renklerim…

         *

Brüksel, Ocak 2017

Kar

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

İsterseniz dinlemeyin

Meşrutiyet Caddesi şahit lakin

Eskişehir Yolu, emektar

Hayatı gezdirdiğimiz

O sarı arabaların direksiyonundaki

Taksi şoförlerinin sabrı

Şu iki çocuk annesi muhteşem kadın

Hani yirmisinde tanıdığım

Ruhumu koymuş avucuna

Sayfa sayfa okuyor

Ayçöreklerinin kokusu

Sızıyor burun deliklerimden içeri

Dayımın sevdiği pastane

Gençliğinde takıldığı bu meyhane

Örtemeyeceğini bile bile yağmış kar

Beyaz olmasına beyaz

Bir hışım narin

Bir gıdım gaddar

Adı gibi biliyor gayri;

Bugün hükümdar

Yarın kayıp…

*

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

Porselen bibloları şahit bu evin

Koridordaki ahşap çerçeveli ayna;

Dedemin

Ziya Bey’in el yazısı

Sararmış zarfları süsleyen

Kırgın uykularında anımsayan

Çekmeceler dolusu dantel

Yaşananı hapsetmiş çerçeveler

O tek bir ana sarılıp

Baş eğmezken zamana

Biliyorlar aslında;

Bugün hükümdar

Yarın kayıp…

*

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

Sırlarımızı döktüğümüz mezeleri şahit

Mehmet Abi’nin

Kızarmış kadayıfı yumuşatan bal

O kırmızı saçlı kızın dudakları

Doğruyu konuşan

Kahkahaları, içten

Hep aşkı çağıran duaları

Hafızasında sallanan o hançer hüzün

Gözbebeğinin fısıltısı…

*

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

Yazıldıkça silinen

Silindiğiyle kazınan

Hücrelerin isyanı

Haykırışı yanan canımın

O cana işlenmiş nakış

Damgası maceranın

Bir yudumla doyuran

Bir ömür susatan

Bağımlılığı ruhun, vurgunu

Haksızlığını bile bile

Vazgeçmediğim hayat

Avucumdaki ateş

Dirilişi gövdemin

Yüreğin ezberindeki şiir

Soluğumu kesen

İmkansız bir hikaye bu

Aşkla örülen…

*

Ankara, Ocak 2017