Genç Gece

gecegenc 

Maviş’i ilk kez TED Ankara Koleji Lise kısmının bahçesinde görmüştüm. Modern kesimli kısacık saçları, ince fiziği ve çevik yürüyüşüyle hemen dikkatimi çekmişti. Avrupai bir havası vardı, sonra duydum, babasının görevi nedeniyle değişik ülkelerde yaşamış, şimdi de bizim okula gelmiş. Egzotik diye not aldım kafama.

Gerçek anlamda tanışmamız ODTÜ’de aynı bölüme düşmemizle oldu. Sonra bir baktık mahallemiz de bir, o Karanfil Sokaklı, bizim ev onların az yukarısındaki Meşrutiyet Caddesi’nde. Çok geçmeden okul servisleri ve evlerimiz arasında birlikte mekik dokumaya başladık.

Maviş sabahın erken saatlerinde de, uzun günlerin bitiminde son servisle döndüğümüz akşamüstlerinde de ışıl ışıl ve enerji dolu olurdu.  Dinamik adımlarla yürürdü.  Dertten tasadan hiç payını almamış gibi gözüken bir duruşu, alçakgönüllü bir gülümsemesi vardı. Bu doğal pırıltısını çok severdim.

Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde bizi sınavsız, projesiz bırakmazlardı sağolsunlar. Çok geçmeden akşamları küçük gruplar halinde bir araya gelip çalışma huyunu edindik. Maviş’le gece görüşmelerimiz de böylece başladı ve kısa zamanda gelenekselleşti.

Çalışırdık saatlerce, ben diyeyim fizik, siz deyin ekonomi, istatistik… Karanfil Sokak’taki evde karşıdaki Filiz Pastanesi’nden çıkma tazecik kuru pastalar olurdu, keyifle tüketirdik gecenin ilerleyen saatlerinde… Ben kocaman harfli el yazımla A4 ün orta yerine döşerdim işlemleri. Maviş’in küçücük bir not defteri olurdu. İncecik harfleriyle kağıdın uç bir köşesinde beş bilinmeyenli denklem çözüşüne bakardım hayretle. Çalışma seanslarımızın bitiminde benim önümde bir müsvedde tomarı oluşurdu, onunsa üstü Kütahya porseleni gibi ince işlenmiş silme yazı ya da rakam dolu birkaç sayfası.

Bu uzun gecelerde çalışmaktan mola aldığımız zamanlarda yeni vizyona giren filmlerden, okuduğumuz kitaplardan konuşur, güzel müzikler dinlerdik yeniden ilhamla dolalım diye. Maviş herşeye yetişirdi. Spora da müziğe da yer vardı hayatında, hem aktif katılımcı hem de meraklı seyirci olarak.  Gazete ve dergileri dikkatle takip ederdi. Bir sürü dil bildiğini yüzünüze vurmazdı ama bir gün bakardınız mesela tıka basa dolu ODTÜ servisinde ayakta giderken çantasından kalın ve zorlu bir Almanca kitap çıkarmış ve moda dergisini karıştırıyormuş rahatlığıyla okuyor. O sakin görünüşünün altında bu kadar değişik alanda fırtınalar estirmeyi nasıl başarıyordu bilmiyordum. Hem çok zeki, hem çok enerjik hem de biraz sihirli olduğunu düşünüyordum.

Gece seanslarımızda bazen molalardan ödevlere dönüş yapmak zor olurdu. Gevşemiş hallerimiz yeniden disiplin görmek istemezdi, uyku hafiften bastırırdı, ertesi günün yükümlülükleri kafamızda sıralanmaya başlardı. Gözümüz saate giderdi, ne kadar ilerlemiş. Daha da sonuna gelemedik yapılacakların, üstelik fena yorulduk. “Yetişmeyecek mi ne?” paniğine yakalanmaya üç kala Maviş heyecanla atılırdı “arkadaşlar, durun bakalım, gece daha çok genç!”…

Bizim pillerimizin bitmeye yattığı o noktada samimi bir inanç ve olağanüstü bir dinamizmle sarf edilen bu cümle önce hepimizi şaşırtır sonra ele geçirirdi hepten. Saatler geriye alınmış da sahiden zaman kazanmışız gibi hissederdik, dirilirdik. Sonra bu söylemde beklenmeyenin sürprizi vardı, ilk anda yersiz gibi gelenin içinde saklı umut.  Ve bir davetti bu bilincine varmak için kendi iç gücümüzün. Çöküş anımız bir anda heyecanlı bir seferin çıkış noktasına dönüşüverirdi.

Maviş yıllar geçtikçe de çok yönlülüğünü, keşfetme isteğini, hayatın gözünün içine bakan cesaretli duruşunu korudu. Başa gelenleri ne kadar tatsız olurlarsa olsunlar trajedileştirmemek prensibine bağlı kaldı. ABD’nin en prestijli okullarından birinde bir yanda doktora tezini yazarken diğer yanda da çömlek yapmasını öğrendi. Fransa’nın en saygın üniversitelerinden birine hoca olunca da Paris’e taşındı. Aralarda bir yerlerde uzun boylu zeki bir çocukla evlenmeyi de ihmal etmedi.

Bu karara kimse şaşırmadı zaten. Bir kere damat bizdendi.  Üstelik ODTÜ daha birinci sınıfta onları yan yana görmüş olsaydınız, siz de anlardınız: tencere-kapak tanımlaması onlar için icat edilmiş gibiydi. Bende o yıllarda çok çöpçatan ruhu vardı, ama bu ikili için çaba harcamama gerek kalmadı.  Kendiliklerinden birbirlerine çekildiler, kenetlediler ve öyle kaldılar. Uyumlarında bir şiirsellik var, birbirleriyle bakışlarla konuşmalarını izlemek eğlenceli bir oyun benim için yıllardır. İkisi de çok kelime sarfiyatına karşı. Okuldayken ben onlara “evlendiğinizde düdüklü tencere alacağım size” demiştim “…evde ses çıkaran bir alete ihtiyaç olabilir…” Bu sorun kendiliğinden çözüldü geçen yıllarda, iki güzel çocukları var şimdi.

Mavişlerin biz Brüksel’de yaşamaya başladıktan bir süre sonra Paris’e taşınmaları olağanüstü bir düşes durumu yaratmıştı. Karanfil Sokak dönemi belki çok gerilerdeydi artık ama Paris Roka Sokak’taki daire yıllarca dörtlü paylaşımımızın karargahı oldu. Maviş iki kişi kapasiteli miniskül mutfakta harikalar yaratır, dünya lezzetlerini harmanlayan sofralar kurardı bize. Bu muhteşem şehirle koyun koyuna yasıyor ve ondan besleniyor gibiydi. Pırıltısı yitmemiş, sadece çekici bir derinlik kazanmıştı.

Sonra onlar İstanbul’a taşındılar. Araya mesafe girince eskisi kadar görüşemez olduk ama aldığım haberlerden biliyorum egzotikliğini de sihrini de koruyor. Şahane bir anne, yaman bir hoca, iştahlı bir zihin sahibi güzel bir insan.

Hayat ama her zaman en cilalı sayfasını açmıyor önümüze. Maviş’in de yüzüne gölge düşürecek tatsız olaylar geldi başına son zamanlarda. Yakınları kazalarda incindi, kendi vücudu sevimsiz rahatsızlıklardan hasar gördü. Hissediyorum ruhu yaralandı biraz. Ama mizahtan yana dönüyor hala tasvir ederken acıları. Aynı mert yürekle karşılıyor gelecek günleri.

Maviş bugün önemli bir ameliyat geçirdi. “İlk fırsatta Belçika’ya gelip seninle kutlamaya kararlıyım olayın bitişini” yazmış bana birkaç gün önce. Benim de en içten dileğim bu.

Bütün gün aklımda onunla gezdim, zihnimde eskilerden mekanlar, ifadeler, tatlar.  Ben onlara tutundukça sanki onun da işi kolaylaşacak ameliyat masasında… Akşam indiğinde öyle bir üstüme geldiler ki ortak geçmişimizin sesleri ve görüntüleri, onları kaydetmemek haksızlık olacaktı biliyorum. Saate baktım, epey ilerlemiş ama yazacağım.  Korkum yok benim genç gecelerden.

Sen de korkma Maviş.  Beklenmeyendeki sürprizi hatırla, yersiz gibi gelenin içindeki umudu ve derinlerimizde saklı o kuvveti…

 

 Brüksel, Ocak 2013

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s