Sürüklenmeler

Bazen yaşamı yudum yudum içmek isteriz.  Biz telaşsız ve güvenli adımlarla ilerlerken zaman da tempomuza uyar, yavaşlar.  Renkleri seçer gözümüz, kokular buram buram dalar burun deliklerimizden içeri, fısıltıdan haykırışa yakalar ve değerlendiririz tüm sesleri.  Anın tadı vardır.  Damağımızda kalır.  Yaşanan daha o saniye izini bırakır.

Bazen de sürükleniriz sadece.  Tamamen teslim etmişizdir kendimizi akışa.  Hayat önden gider, biz paldır küldür arkasından geliriz.  Seçim yapmaz, karar vermeyiz.  Salarız bedenimizi, akıntıya kapılır gider.  Ruhumuz uyuşturulmuştur, o sadece seyreder.

Belki bir yere kadar savunulabilir bu durum.  Büyük felaketler kesmiştir mesela yolumuzu. Sabrımız ve direncimiz denenmiştir en olağandışı şartlarda.  Ağır kayıpların yasını tutmakla meşgul benliğimiz günlük hayatın çağrılarına kayıtsız kalmaktadır.

İşte tam da o sırada kurnaz şeytan çıkagelir.  Sadece ve sadece bizim iyiliğinizi düşündüğünü söyler.  Hatimdir haspa, kendini dinlettirir.  Işıldayan tümceleri ve yapıcı görünen tavrından etkileniriz.  Suya düşen yılana sarılır misali atılırız boynuna.

Yumuşaktan başlar, giderek arttırır baskısının dozunu.  Günlük hayatın zırıltılarına odaklanmaya teşvik eder durmadan o en tatlı diliyle.  En dirençli olanlarımızı bile kandırır zamanla, “şimdilik” der, “geçene kadar”, “havalar düzelene kadar”,  “çocuklar büyüyene kadar”…

Deneyelim bir deriz, sahi ne kaybederiz?  Çarkın kapısındaki kırmızı kurdeleyi keser o hemen keyifle.  Allı pullu kapıdan bizi içeri davet eder.  Daha ilk adımı attığımızla içine çekiliriz bu yapay evrenin.

Kimi işe sarar kendini, varlığının kanıtıymışçasına çalışır.  Kimi sanal aleme dalar kaybolur, orada buldukları gerçek dünyasına dönüşür kalır. Kimi damak tadının peşine düşer, kimi ten çağrısının, kimi servetin, gücünün paranın.

Elimizin altındakini, en kolayı, en az düşündüreni, en az acı çektireni seçer dururuz aynı şaşmaz inatla.  Yüzeydeki, sıradaki, aramak bulmak için emek gerektirmeyeni kolayca sızar günlük hayatımıza.  ‘En çok satılanlar’ına abone oluruz yaşamın. “Güncel” diye gözümüze sokulanı basarız bağrımıza.  Herkes gibi yaparız.

suruklenmeler

Bu kabulleniş çerçevesinde bile bazımız tek boyutluluğa hiddetle karşı çıkar. O hala mükemmelini arar inatla, her cephede mutlak zafer peşindedir.  Kiminin yapısı böyledir, aksini kendine yakıştırmaz.  Kiminin boşlukları ancak bu şekilde dolar, içinin çığlıkları bu şekilde kesilir.

Bazısı kendini kenara koyup başkaları için yaşar. Çocuklar mükemmel bakılır, dostlara kurulan sofralar düşman çatlatır. Patron, eş ve akrabalar özenle parlatılır, pamuklara sarılıp ayrı kompartımanlarda istirahate bırakılır.

Uzun günler yoğunluğun etkisiyle çabuk geçer.  Plana programa dalar, takvimi unuturuz çoğu kez.  Halledebildikçe, güç bizde sanırız.  Aynısından daha fazla çeker canımız. 

Dünya artık bilenmeyen değildir, onu avcumuzun içi yapmışızdır.  Eksiklerimizi insan içine çıkarmayız.  Yaralarımız ağlar hala bazen, ağızlarına mendiller tıkarız.  Dışarıdan bakıldığında dörtdörtlük görünen bir tablonun içinde yaşarız.

Teslimiyet nasıl da kolaydır.  Nasıl cezbeder akışa sığınmak, rutinleşen düzenin sahte huzurunda soluklanmak.  Sorgulamak biter.  Çark döner.  Geceleri – huzurdan olmasa da bitkinlikten- derin uykulara gömülürüz.  Rüyalarımızı unutmuş uyanırız sahte aydınlıklara.

“Nasılsın?” sorusunu “İyiyim” diye yanıtlar dilimiz.  Yüzümüz maske taşırken saklanır kalbimiz.  Günler, mevsimler nereye gidiyor diye sormayız.  Faizini yer dururuz anaparanın, belli ki sermaye hiç erimeyecek yanılsamasındayız.

Çok sıkıştıran olursa bahaneleri sıralamaya başlarız.  İş yükü, çocuklar üstüne odaklı günlük koşuşturma, eşimizin çok çalıştığından sırtımıza binen ek görevler  özen bezen satın aldığımız evimize yönelik bakım ve güzelleştirme çalışmaları, “ayıp olmasın” diye yaptıklarımız, “toplumda kabul görmek için” üstelendiğimiz sorumluluklar, amacını sorgulamadan sadece “alışkanlıktan” peşinde koşturduklarımız.  “Ben yapmasam dünya çöker” halimiz, “elalem ne der?” korkumuz, “böyle gelmiş böyle gider” kabullenişimiz…

“Kitap okuyamıyorum!”

“Sinemaya gitmeyeli yıllar oldu!”

“Kendime ayıracak tek dakikam yok!”

“Boş zaman bulursam uyuyorum!”

“Filanca kişiyi çok seviyorum ama aylardır görmedim…”

“İnan tüm gün aklımdaydın ama arayamadım…”

“Metabolizmanın yavaşlığından oluyor hep bu kilolar, spora da zamanım yok!”

söylemlerinin içinde neler gizli? 

Cidden isteseydik, cidden öncelik verseydik son beş yıl içinde bir film göremez miydik?  Başka bir aktiviteden az biraz feragat etmeyi seçseydik o on dakikalık telefon konuşmasını yapamaz mıydık?  Günde on beş dakika yürümek cidden mi imkânsız? 

Bu bahsettiğim sürükleniş boş boş salınmak ve gerçekte hiçbir şey yapmamak anlamına gelebileceği kadar, tıka basa doldurulmuş bir yaşamda oradan oraya koşmak biçiminde de tecrübe edilebilir.  Öyle ki hayat “yapılacaklar listesi” ne, ya da takvime düşülen notlara dönüşür sonunda. 

Aktiviteleri özenle ajandamıza işler, hatırlatmalarla perçinleriz.  Eylemler peşinde koşarken hislerimiz güme gider bazen.  Unutulduklarından ürkekleşirler.  Kullanılmaya kullanılmaya zayıflayan kaslar misali güçsüzleşirler.  Biz başkalaşırız.

Böylesine kaptırmış sürüklenirken durum değerlendirmeleri için zamanımız olmaz ne yazık ki.  Hasar tespiti yapmak aklımızın ucundan geçmez.  İncineni, bozulanı, kırılanı bile görmez bazen gözlerimiz.  Verdiğimiz sözleri tutamayız, bazen söz verdiğimizi bile anımsatmaz hafızamız.

Kulağımıza fısıldayanlar olur, dinler ama duymayız.  Biz o ara ya çok hızlı ve nefes almadan konuşuruz ya da yapay bir sükûnetle ağır ağır telaffuz ettiğimiz cümlelerle.  Bedenimiz bizimle taşınır oraya buraya.  Bakışlarımız hep hüzünlü bir eksiklik taşır.

İnsan yaşamındaki en net gerçek ölümlü olduğudur.  Yine de çoğumuz bir hayat boyu bu mutlak gerçekten kaçarız.  Oysa bilinçsiz sürüklenişlerden kopmanın yolu cesaretle aynaya bakmaktan geçer.  Geçmişi sonsuza dek ardımızda bıraktığımızı ve geleceğin elbette ki her gün pembelerini giyip gelmeyeceğini kabullenmekten geçer.

Yaşamın elimizde kalanını “gönlümüze göre” yapmaktan geçer.

 

Brüksel, Ocak 2014

 

 

2 thoughts on “Sürüklenmeler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s