Neyse Halim…

neysehalim

Annem bildim bileli güzel kahve falı bakar. Öyle ciddi falcı gibi değil ama, daha çok bir söyleşi ortamında. Günlük aile hayatının kayda değer bir parçasıdır fal, yemeğin üstüne, sohbetin göbeğine çat kapı gelir. Ev ahalisinin ve konukların sorgulamadan kabullendiği ağırbaşlı bir seremoni yaratılır onun etrafında. Herkesi sarar zamanla fincandan dökülen sözcüklerdeki gelecek vaatleri, beklenti yüklenir yüreklere. Umuda kimse kayıtsız kalamaz.

Bu gelenek dahilinde annemin evinde kahve içildi mi fincan hemen ters çevrilir. Fal kapatılmazsa kahve keyfi yarım kalır. Bu o derece kanıma girmiş bir öğretidir ki, ufukta fal yoksa Türk kahvesi içmek gelmez içimden. Annem dışında
kimseye fal baktırmadığımdan da onsuz kalınca kahvesiz de kalırım ister istemez.

Çocukluğumda komşular sabah kahvesine geldiklerinde şahit olmaya başlamıştım fal muhabbetine… Masallar kadar renkliydi bu anlatımlar, kullanılan dil büyülerdi beni. Haneye ay doğardı, yürekler kabarır, etekler zil çalardı bu evrende. Küçük bir paket olurdu bazen sürpriz, kurnaz bir tilki kulaklarını diker tetikte beklerdi, Bremen mızıkacıları misafir oyuncu konumunda katılırlardı şenliğe. Hayalgücüm bunlardan esinlenir, görünmeyen resimler çizerdi gökyüzüne.

Annem falı kapatmadan önce parmağıyla telveyi şekillendiren komşumuzu her seferinde hile yapma diye uyarırdı. Kahveyi son demine kadar içenleri de hafifçe azarlardı, telve bırakmamışsın ki fal çıksın diye. Aksini yapıp çok suluyken fincanı ters çevirenler de ya üstlerini ya da ortalığı batırırlardı.

Diyorum ya, bir usulü vardı bu işin. Fincan çok çalkalanmadan içilecek örneğin. Sonra kahvenizi yudumlarken doğru noktada -ağzınıza telve tadı gelmeden- duracaksınız. Tabağı fincanın üstüne kapatıp, baş parmağınız fincanın yukarı bakan alt kısmında, diğer parmaklarınız tabağı kavrayacak şekilde yerleştirilmişken bir kaç tur döndüreceksiniz bu ikiliyi saat akışına zıt yönde. Sonra biranda durup hızlı ve tereddütsüz bir hareketle tek solukta çevireceksiniz kendinize doğru. İdam kararı vermiş bir hakimin kalemini kırmasındaki geri dönülmezlik damgasını vuracak eyleminize.

Ardından beklemeye bırakılacak bu düzenek. Siz deyin beş, ben diyeyim on dakika. Sabredemezseniz çok fincanın tabanına işaret parmağınızla dokunabilirsiniz. Hala sıcaksa biraz daha sabır, soğumuşsa fal Hediye Hanım’ın dikkatine sunulmaya hazır.

Annem fincanlara hep merak ve iyi niyetle yaklaşır. Yıllardır fal baktırmak isteyen hiçbir tanıdığı geri çevirdiğini ya da aman bıktım, bugün de mola alayım dediğini duymadım. Bazen kalabalık aile toplantılarında ardı ardına beş on fal baktığı olur, her birine ilkmişçesine özenir, enerjisi de konsantrasyonu da hiç azalmaz.

Nahoş haber de çıkmaz annemin falından, prensip kararı sanırım. İnancım o ki, karanlık bir gölge görse de onu kötüye yormuyor, en fazla uzaktan bir hasta haberi alıyorsunuz mesela, ya da yüreğiniz biraz sıkılmış ama aydınlık çok yakınınızda. Biri biraz gücenmiş size, boynunu bükmüş tabağın köşesinde ama tez zamanda kavuşup çözeceksiniz bu meseleyi.

Annem için fal aynı zamanda sohbete katalizör olan bir enzimdir, konuşmayanı onunla konuşturur. Zor sorularını da araya sıkıştırarak… “Ay yüreğin biraz karıncalanmış. Kuruntu yapmışsın gereksiz yere…” girizgahının ardından bir es gelir, kendinizi fala kaptırdıysanız bu noktada dökülmeye başlar, boşlukları siz doldurursunuz… Diğer yandan “senden haber bekleyen biri var, kafası da pek karışık bu kadının, adında da N harfi var” hazırlık cümlesine anında tepki gelmezse annem devam eder “sahi ne oldu o Neslihan’a, boşandı mı kocasından?”…

Onun çok az tanıdığı insanlara baktığı falların tam hedefi vurması beni oldum olası şaşırtmıştır. Özellikle bazen kişiye pek inanılır gelmeyen bir haber verir, mesela “siz galiba arabayı değiştiriyorsunuz. ” Atlar hemen dinleyen “yok canım, o da nereden çıktı? Hiç planda yok” ve aynı kişi iki hafta sonra telefonla arar “ay Hediye Hanım, Allah sizi inandırsın, bizim bey ikinci el bir araba bulmuş uygun fiyata…” Annemin bu tür düşesler çok hoşuna gider, müjde veren olmayı sever. Kıs kıs güler, gider üstüne bir kahve içer.

Brüksel’den Ankara’ya iş seyahati için geldiğimde bazen yanımda yabancı konuklarım da olur. Bir ikisini eve yemeğe götürmüşlüğüm de vardır. Annem böyle durumlarda Ticaret Lisesi’nden kalma İngilizcesini konuşturur. Yalnız fal ciddi iştir, tam donanımlı tercüme gerektirir. O yüzden benim anlatılanları simültane İngilizce ya da Fransızca’ya çevirdiğim çok olmuştur. İki dili de fena konuşmamama rağmen itiraf etmeliyim ki “üç vakte kadar bir haber alıyorsun”, “hanene ay doğmuş”, “yüreğin çivi gibi kabarıyor” gibi kalıpları hakkıyla çevirmekte hala çok zorlanıyorum. O güçlü ve diri anlatımlardaki tılsım benim yabancı dil arşivimde yok. Düşünüyorum da belki Batı kültüründe de yok.

Tercüme fal seanslarının birinde annem meslekleri ve iş yerindeki konumları konusunda en ufak bir bilgisi olmadığı insanlarla ilgili çok çarpıcı saptamalar yapmıştır. Finans Müdürümüzün fincanına bakıp “bu adamın işi gücü rakamla, parayla” demiştir şak diye mesela, Hukuk Büromuzun Şefi için de “Allah Allah, niye bilmem anayasa çıktı bu adamın falında!” diye mırıldanmıştır bıyık altından gülerek.

Annemin bana baktığı fallarsa oldukça taraflıdır. Ortaokuldan bu yana her falımda mutlaka bayraklı yerden haber alırım, yükseklere tırmanırım ve yollarım hep açıktır. Ben bu yollarda gider gelirim, onların başlarında da beni özlemle bekleyenler olur. Artık takılıyorum Hediye Hanım’a, “tırman tırman yoruldum anne, biraz soluklansam olmaz mı?” diyorum mesela ama o hiç ciddiyetini bozmuyor. Aşırı bezginlik sezdi mi de bir aslan (kuvvet), iki at (murat) ve bir fil (büyük kısmet) katıyor denkleme, sırtımın yere gelmesi mümkün değil haliyle.

Geçende yine karşılıklı kahvelerimizi höpürdettik, falları kapattık. Sonra da muhabbete daldık. Arada da nasıl oldu bilmem, bir kalkıp oturduk, o ara yerleri değişmişiz. Yarım saat kadar sonra falları anımsadık. Annem gayri ihtiyari önündeki fincanı kavrayıp okumaya koyuldu… Biliyor da son zamanlarda çok gezdik eşimle doktorlarda hastanelerde, işte de bir hayli stresli bir dönemden geçiyorum, büyük kararlar çok yakın… Kitaptan okur gibi akıcı anlatıyor Hediye Sultan: ” işle ilgili önünde bir sürü seçenek var, herkes seni kolundan bir yöne çekmeye çalışıyor ama sen en hayırlı kararı vereceksin ve oh diyeceksin tez zamanda… İbrahim de ayaklanmış maşallah, dört gözle bekliyor dönmeni. Sen Brüksel’e gider gitmez şatoya götürecek seni…”

Görüyorsunuz Hediye Hanım “in” terapi ihtiyacı “out”… Yüzümde gülümseme dinliyorum, azıcık abarttın mi acaba diyeceğim ama kızacak diye susuyorum… Sonra bir şey dikkatimi çekiyor ve hafif haince sırıtıyorum. “Ne oldu?” diyor. “Annecim, çok güzel söylüyorsun da, şimdi fark ettim, sen son on dakikadır kendi falına bakıyorsun!” Sadece bir an bocalıyor annem ve hemen ekliyor soğukkanlılıkla “önemli olan niyet”…

Haklı, değil mi? Ben de hemen eşimi arıyorum: “İbrahim, falda çıktı. Sen turp gibisin, ben de harika bir işe geçiyorum. Bir de sen beni hemen şatoya götürüyorsun” diyorum. Eşimden cevap: “Anlaşıldı. Sen merak etme, şato kısmı kolay, hallederiz”.

Şahitsiniz, dışarıdan bakana imkansız bir denklem gibi görünse de, annemle İbrahim birbirini güzel tamamlar…

Ocak başında Türkiye’den ayrılmadan yeni yılın ilk falına baktı annem benim için. Bu sefer bayrak, rütbe, resmi yazıdan daha çok soyut kavramlardan söz açtı… Sevinmek, rahatlamak, yeni bir adım atmak gibi… Dedim herhalde geçen sefer kendi falını bana sattığı deneyimden sonra sütten ağzı yandı, yoğurdu üfleyerek yiyor.

Yanılmışım, sadece taktik değiştirmiş: Brüksel’e dönüşümün ertesinde yaptığımız ilk telefon görüşmesinde şöyle dedi en enerjik sesiyle ” Aysel Teyzen gözlerinden öpüyor. Falıma baktı dün, Hediye Hanım, kızınız bir makam koltuğuna oturuyor dedi. Müjdemi isterim…”

Brüksel, Ocak 2013

1 thought on “Neyse Halim…

Leave a Reply to Nil Agacdiken Cancel reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s