Bir kadın nasıl havalanır?

Uzun bir iş gününün sonunda çalıştığım şirketin giriş kapısında sözleştiğim bir arkadaşı bekliyorum. Bir miktar rötar yaptığı için de bozuk çalıyorum hafiften. Üstelik çoğunluğun paydos saatine denk geldim. Oluk gibi insan akıyor dört bir yanımdan. Ona “iyi akşamlar”, ötekine “naber?” deyip oyalanmaya çalışıyorum ama saksı gibi dikilmekten yoruldum.

On dakika daha geçiyor. Telefonunu çaldırıyorum arkadaşımın, açan yok. Dalgındır zaten, muhtemelen takıldı kaldı bir konuya, zil sesini de duymuyor. Ofisine kadar çıkıp onu kendi ellerimle dünyaya döndürme ihtimali aklımdan geçmiyor değil, ama omzumda asılı durdukça ağırlaşan dizüstü bilgisayarıyla ayağımdaki topuklu pabuçlar anında caydırıyor beni bu düşünceden.

Karnım aç, öğlen yemeğini geçiştirdiğim için kızıyorum kendime. Belim de ağrımaya başladı, sabahın erken saatlerinde heyecanla ayağıma geçirdiğim yüksek ökçeler acımasız işkence aletlerine dönüştüler. Yine de serde kadınlık var, imajımı yerlerde süründürmemek uğruna duruşumu dik, ölçülü tebessümümü daim tutuyorum. “Bir vinç gelse beni çekip alsa şuracıktan, eli değmişken ayakkabılarımdan da kurtarsa ne iyi olur” diye düşünürken Floransa’da bir sokak ressamından satın aldığım bir resme takılıyor aklım.

Bir kadın var o tablonun içinde. Sırtı dönük, yüzünü göremiyorum ama kendini taşıyışında orta yaşın aşina izlerini buluyorum. Üstüne gül kurusu renkte şık bir pardösü atmış, ayağına siyah topuklu ayakkabılar kuşanmış. Onlar da tanıdık geliyor.

Uçan balonlar var kadının elinde, yemyeşil balonlar. Ama onları hiç de öyle parkta gezeleyen baloncu havasıyla taşımıyor. İki kolunu kaldırmış, başının üstünde kavuşturmuş avuçlarını ve iplere sımsıkı yapışmış. Derdi balonları tutsak etmek değil, kendini azat etmeye çalışıyor.

Resimde gökyüzünde dalgalanan balonların arasına rüzgar gülünü andıran rengarenk çiçekler serpiştirilmiş. Kadın o çiçekleri de kavrıyor sanki balonlarla birlikte. Tablonun fonu bembeyaz, gölgesiz. Bu da iyice ortaya çıkarıyor figürlerdeki göz kamaştırıcı renkleri. Asıl olan da o coşku zaten. Gerisi boş, tıpkı arka plan gibi.

Resmedilen an durağan ama sürprizlere gebe. Eli kulağında eylemin, havada kokusu. Rüzgar gülü şeklindeki çiçeklerin en azman olanı kadının başının tam da üstünde seyrediyor. Az sonra esintinin etkisiyle fırıl fırıl dönmeye başlayacak sanki. Balonların sağa sola yayılımlarında da bir “hadi gidelim” cıvıltısı var.

Ve kadının pardösüsünün hareketlenmesinden, onun ayak parmakları ucunda yükselişinden, iplere tutkuyla asılışından anlıyorsunuz, o da çok gitmek istiyor. Bütün yükleri atıp havalanmak istiyor. Ama kaldırabilecekler mi o incecik ipler, kırılgan çiçekler, küçük oyuncak balonlar bu kadını, onun içindeki dünya ağırlıklarını?

Tam o sırada dikkatimi çekiyor karşıdan bana doğru gelen adam. Belki de gözümü alıyor demeliyim. Zira orta yaşın bir hayli üstünde, kerliferli, ardında bıraktığı yıllara meydan okuyan bir zindelikle ilerleyen bu beyefendinin devinimlerinde zahmetsiz bir zarafet var. Görünmez bir zırh kuşanmış sanki onu dokunulmaz kılan, görkemli asaletini gayretsizce taşıyor. Yüz hatlarına dalıyorsunuz sonra ve gençliği nasıldı acaba diye düşünmekten alamıyorsunuz kendinizi.

Bakışlarımız birbirine değiyor, acar bir ısrarla inceliyor beni. Yüzünde katıksız bir hoşnutluk ifadesi, dostça bir tebessüm. Kaşlarım hafif havalanıyor, daha önce tanıştık mı acaba diye tarıyorum zihnimin anı defterini. Ne olur ne olmaz diyen yanım da nazik ama mesafeli bir gülücük takıyor dudaklarıma.

Duruyor bana üç adım kala. Tereddütsüz bir tavırla dile geliyor: “Hanımefendi, keşke beni bekliyor olsaydınız…”

Söyleminde ne hesap ne arayış izi var. Bir teklif değil bu, bir isyan hiç değil. Beklentisiz samimi bir paylaşım sadece, şimdiye ait. Yaşamı kabullenmek var içinde, geldiği gibi. Hissetmekten vazgeçmeden. Kendini ifade etme hakkını yitirmeden.

Hayretle mahcup bir hoşnutluk arasında bocalayan gözlerime bakıyor ve ekliyor üst gövdesi saygıyla öne doğru eğilirken: “Size güzel bir akşam dilerim.”

Ve gidiyor.

Gözlerimde bir aydınlık, içimde bir ışıltıyla bakakalıyorum ardından. Saçlarımı, etek uçlarımı kımıldatan ferah bir esinti hissediyorum birden.

Balonların ipine yapıştığım gibi havalanıveriyorum sonra.

balonlukadin

Brüksel, Şubat 2013

2 thoughts on “Bir kadın nasıl havalanır?

  1. Denizcim, basucu kitabim gibi oldun. Beklenmedik anlarda karsimiz cikan minik guzellikler yasami daha degerli kiliyor kesinlikle..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s