Kilitli Zincirli Korkularda Aşk

20130426-231755.jpgo

Pont des Arts hem adı hem kendi güzel bir köprü, ışıkların ve aşkın şehri Paris’in incilerinden. Sadece yayaların kullandığı bu romantik geçit yolu bir zamandır köprünün demirlerine asılmış değişik boy ve renklerdeki kilitlerle dekore edilmiş vaziyette. Aynı kaderi paylaşan bir diğer köprüyle birlikte sayıları her geçen gün artan bu aşk sembollerinin sessiz mitingine sahne oluyorlar.

Anlatılan şu ki, çiftler öncelikle ilişkilerini betimleyen bir kilit seçiyorlar. Kimi en renklisine, kimi en irisine vuruluyor mesela. Genelde diğerlerinden farklı olma çabası var, malum hepimizin aşkı özel, başkalarınınkine benzemez…

Bazıları sevimli ve gösterişsizi arıyor, önemli olan samimiyet. Kimi klasikten şaşmıyor, aşkın da modası geçmez demeye getiriyor. Sonuçta binbir çeşit kültür, karakter, yürek kendini tek bir simgenin tonlarında ifade edebiliyor.

Çiftler kilidi seçtikten sonra genelde üstüne adlarını da yazıp köprü demirlerinin gözlerine kestirdikleri bir noktasına takıyorlar onu. O süreçte de kim bilir neler düşünüyorlar; sol yakaya mı yakın olsun sağ yakaya mı mesela? Bazısı belki tam ortadan yer beğeniyor. Sonra muhtemelen üst katlar alttakilere göre daha çok rağbet görüyor. Belki çiftler tartışıyor aralarında kendilerine en yakışır noktayı belirlemek adına.

Kilit takılınca anahtarı nehre atılıyormuş dediklerine bakılırsa. Böylelikle aşkın geleceği garantiye alınıyor. Bir tür sigorta sanki. Düşünün, siz bir kez bu töreni tamamladınız mı, fitne fesat, kem gözler, nazar, hiçbiri size dokunamıyor. Birilerinin aranıza girmesi, size zarar vermesi için Seine’in derinliklerinde yatan anahtarı bulup onca kilit arasından sizinkisiyle eşleştirmesi lazım. İmkansıza yakın bir ihtimal. Aşkınız güvencede.

Bu şehirde yaşamıyorsanız ama ara ara gelebiliyorsanız, belki köprüye bir uğrarsınız. Önce biraz ararsınız sizin kilidi. Bulunca sevinirsiniz. Valla çok şükür sapasağlam. Sağına soluna eklenenler olmuş, kalabalıklaşmış iyice bu mekan ama sizinkisi kendini belli ediyor her haliyle.

Denilen o ki, bundan birkaç sene önce özellikle şehrin bu iki köprüsünde kendini ifade etmeyi seçen bu güçlü heves otoriteleri biraz rahatsız etmiş. Köprülerin ağırlaşmasıyla birlikte ortaya çıkabilecek sıkıntılardan, bu kadar metalin köprü bakımı açısından sorun yaratmasından ve belki de estetik anlamdaki tereddütlerden dolayı kıpırdanmaya başlamışlar.

Tam da bu zamanlarda bir sabah uyanıp bakmış ki şehir ilk köprüdeki kilitlerin hepsi kaybolmuş… Hemen olup bitenin suçlusunun fena halde yürek ağrısı çeken bir aşk kurbanı olduğuna dair yorumlar yapılmış halk arasında. Adamın (ya da kadının) belli ki canına tak demiş etrafındaki bunca aşk, bunca mutluluk. Gözü dönmüş, öç almak istemiş dünyadan, Tanrı’nın şanslı kullarından.

Bazıları bu habere inanmamış. Onlar otoriteleri suçlamışlar, zaten bir zamandır belliydi hoşnutsuzlukları, yaptılar işte yapacaklarını. Köprünün iki yakasında seyyah tezgahlarda kilit satanlar belki gülmüşlerdir içten içten. Etkiye tepki misali daha bir canlanır şimdi bu kilit hareketi, artar muhtemelen satışlar.

Bir zaman sonra kilitler ortaya çıkmış. Güzel Sanatlar’da okuyan bir öğrencinin macerasever yaratıcılığında bir ağaç heykeline dönüşmüşler. Diyorlar ki, köprü demirlerine zarar verilmedikçe suçtan da sayılmıyormuş kilitlerin yok oluşu. Bunun yargısı bana düşmez ama aşka hizmet edemediyseler de, sanata yaramış o kilitler. Bu da fena bir kader değil, kilerin kapısına ya da bisiklet lastiğine asılmaya kıyasla.

* * * *

Paris’in güneyinde, içindeki bazı mezarlar heykel, hatta anıt niteliğinde olduğu için de hem park hem de açık hava müzesi niteliğinde olan Montparnasse mezarlığında gezelerken aklım önceki gün Pont des Arts’da gördüğüm kilitlere takılıydı hala.

Bir çok ünlü yazar, filozof, asker ve sanatçının birarada yattığı bu çarpıcı mekanda aynı kilitler gibi bazı mezarlar da en gözalıcı, en şaşalı, en muhteşem olmak için birbirleriyle yarışmışlar sanki. Azınlık sadelikten yana durmuş ama yine de özenli bir detayla farklılık yaratmaya çabalamış.

Kimi obelisk misali yükseliyor, en tepesinde yitirilmiş şahsiyetin büstü. İnsan ürküyor ister istemez, sonsuz uykusuna yatmasına bile izin yok garibin, şan olsun diye dikilip durduğuyla kalacak oracıkta sonsuza dek.

Minyatür bir türbeyi andıran küçük ev misali yapılar da var arada. Bazısının içinde dini temalı mozaikler. Kapılar kilitli. Kimi mezarların dört tarafına zincir çekilmiş, paslanmış demir görüntüsü yürek dağlıyor, en azından benimkisini.

Renkli porselenden çiçek heykelleri görüyorum etrafta. Çok var bunlardan, mezara yapışık olduklarından parçalanma, kırılma riski de yok. Pratik ve estetik bir çözüm belli ki çoğunluğun tercih ettiği. Aynı malzemeden yapılmış ve yine mezarlar üstüne sabitlenmiş çerçevelere hisler ve dilekler yansıtılmış.

Bazı mezarlarda tanıdık kır çiçeklerine rastlıyorum, birkaçında plastik saksılara yerleştirilmiş plastik çiçekler var binbir renk ve boyutta. İnsan köprüye yakın mevzilenen kilit satıcıları gibi bu tür kabristanlara hizmet veren güçlü bir yan sanayi olduğunu düşünmeden edemiyor.

Biriki mezarda birden fazla isim yazılı. Son gördüğümde üç tane örneğin, işin garibi sonuncusunun ölüm tarihinde “20..” yazıyor. İsminden ve doğum tarihinden cinsiyetini ve yaşını belirlediğim Josette bu mezar başına kaybettiklerini ziyarete geldiğinde acaba ne düşünüyor? Üçüncü haneye sayı yerine nokta koymayı seçen kendi mi düşünceli akrabaları mı sizce?

* * * *

Montparnasse mezarlığından ayrılırken kilitlerden zincirlere akan bu hayat yolculuğunda hep korktuğumuzu düşünüyorum. Korkuyoruz evet. Bazen usul usul bazen avaz avaz. Kimi gün kıpkırmızı kimi gün çamur karası. Kalabalıklarla ya da yalnız.

Aşkımızın çalınacağından ürküp adak ağacına bez bağlar gibi kilitler takıyoruz Paris’in köprülerine. Anahtarını bırakıyoruz Seine’in derinliklerine. Şehrin tarihinden, nehrin deviniminden, köprüde yanı başımızda sallanan diğer kilitlerde saklı ortak eylemin gücünden yararlanmak istiyoruz.

Hırsızlardan, aşksız kaldığı için başkasının mutluluğuna saldıranlardan, resmi otoritenin sert kararlarından korkuyoruz bir ömür boyu. Ölülerimize de rahat vermiyoruz korkularımızla. Kilitler, zincirler, sağlama almalar, sabitlemelerle meşgul çünkü hala o zavallı kafalarımız.

* * * *

Paris’i gezdiren rehberlerden birinin grubundaki turistlere şu önemli bilgiyi verdiği rivayet edilir: “Kilidinizi asmak için şu iki köprüden hangisini seçeceğiniz çok önemlidir. Zira ilkindeki kilitler uzun dönemli ilişkilerin bağlılık yemini gibidir, ortaklıktır, bir ömür boyu aynı yastığa baş koymak için imzayı atmaktır. İkincisindekilerse isyankardır, başıbozuk ve kuralsız aşkı anlatır.”

Hangi köprünün hangi tarz aşkı sembolize ettiğini söylemeyeceğim ama ikinci köprüde daha çok kilit olduğu gözlemle sabittir.

 

Brüksel- Ankara TK 1934 Seferi, Nisan 2013

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s