Akan suya anlattıklarım

courcelles

Şimdi ben ormana komşu bir parkın içinde, usulca kıpırdaşan suyun kıyısına yerleştirilmiş ahşap bir bankta oturuyorum bir başıma.  Senin yeşilin içinden akan suları sevdiğini anımsıyorum.  Hava nihayet ısındı.  Eskiden olsa, az ilerideki miniskül yüzme yavuzunda kulaçlamaktan çok salınmakla iştigal eden grubun içinde bulurdun beni. Onlara rağmen yüzmeye çalışırdım.

Şimdilerde baba, kalabalıklar kaçırıyor beni.  Bazen üstüme üstüme geliyor insanlar.  Onların sağır gürültüsünü götürmez oldu kafam senin deyiminle.  Kuytularda başka türlü bir huzur buluyorum. İçimin sesini daha rahat duyabiliyorum.

Üstelik insanların niye inatla aynı yerlere doluştuklarını, kumsalda bile niçin şezlonglarını yanyana sıraladıklarını, günlük ıvır zıvır uğruna saatler harcayıp, asıl elzem olan için nasıl zaman bulamadıklarını hiç anlamıyorum.  Haliyle biraz mesafe koydum dünyayla arama, gölge etmesin yeter bana.  Kendi yağımda kavrulmaktan öte bir dileğim yok şu sıralar.

Şimdi şu berrak anda başımı kaldırıp önümde sıralanmış bilge ağaç gövdelerinin asaletle göğe yükselişini seyrediyorum sadece.  Güneş vefalı bir dost misali yapraklar arasından süzülüp değdiriyor elini omzuma.  Bana yeşilin tüm tonlarını sevmeyi öğrettiğin için teşekkür etmek istiyorum sana.

“Kızım dinle bak, hayatın müjdesini duyacaksın kuşların cıvıltısında” diye fısıldıyorsun kulağıma. Deniyorum baba, gittiğinden bu yana hergün deniyorum inatla.  On bir yılı devirdi hasretimiz, düğüm misali durur boğazımda.

Yaşamın insanı sınayıp zorladığı yaşa geldim.  Tozpembe görünmüyor gözüme dünya.  Gerçeği yumuşatasım da yok biliyor musun, çamursa çamur bazı günler, bataksa batak.  Bazen piyangodan sadece kara haber düşüyor insanın payına, bazı kışlarsa çok uzun ve sert.

Seni düşünüyorum her gün.  Işığını özlüyorum.  Sen buralardayken henüz olgunlaşmamıştı sorularım, şimdi içim onlarla kaynarken sensizim.  Bazen korku kaplıyor kalbimi,  seninle konuşsam geçecek biliyorum.  Her defasında mantık yolundan geçirip sakinleştirirsin beni.

Bazı sözlerin küpe olmuş kulağıma, tekrarlıyorum aklımda.  Bazılarının manalarını şifre misali emekle çözüyorum.  Diğer yandan, “Eski köye yeni adet getirme” derdin ya bazen, o lafa hala gıcık oluyorum.  İçeriğini seninle özleştiremiyorum bir türlü.

Bense oldum olası yeninin peşinde koşuyorum, bazen kendime rağmen.  Sanırım tekdüzeleşen deneyimlerin tadından da  geleceğinden de endişelendiğimden.  Öğrenme aşkım sönmedi çok şükür, bir yanım hep aç, o yanım hep genç.  Sanırım ayakta ve zinde tutuyor bu açlık beni.

Yazmak var sonra, bazen sırf içimdekini daha netlikle görmek adına bırakıyorum dökülsün sözcükler yüreğimden.  Bazen çaresizlikten doğuyor ilk kelime, derken umutta buluyorum kendimi.  Her yazı kendi macerasını yaratıyor biraz, ben sadece kapıları açık tutuyorum.  Tökezlediğim anlar olmuyor değil, bazen de yüzüstü kapaklanıp düşüyorum. Ama korkma baba, hiç ufalmadı yüreğim.

Sulu gözlü oldum üstelik.  Vara yoğa salıveriyorum yaşlarımı, yelkenler neredeyse hep fora.  Hatta güleceksin belki ama yine de itiraf edeceğim: “Ben seni unutmak için sevmedim” şarkısı bile başka türlü dokunur oldu bana.  Belki çok biten aşk gördüğümden bu ara, belki çok çekip giden…

Senin takım elbiseli halin gözümün önünde hep.  Ben de kendime bakmaya ve özenli giyinmeye gayret ediyorum.  Sen dünyaya iyi niyetle yaklaş, o da belki seni ciddiye alır telkiniyle.  Dünyanın eşref saatine denk geldiğim olmuyor değil, bazense hiç umursamıyor beni.

Evlenmeden, benim babam olmadan önceki hayatın üstüne kafa yorar oldum bir zamandır.  Kardeşlerinle ne oyunlar oynardınız mesela? Deli gençliğin, kavak yellerin nasıldı?  Hiç aşk şiiri yazdın mı bir kıza?   Mülkiye anıların yarım yamalak kalmış aklımda.  Onları en ince ayrıntısına kadar yeniden dinlemek  istiyorum senden.

Sanatçı arkadaşların vardı sonra senin.  Mustafa Seyran mesela. Nasıldı onunla dostluğunuz? Nelerden konuşurdunuz? O beste yaparken yanında olur muydun? İkiniz de peş peşe evlenince değişti mi paylaşımınız? Sohbetleriniz başka bir platforma taşındı mı?

Annemle balayınız sırasında nasıldı İzmir, merak ediyorum.  Kordon’da yürüdünüz mü kolkola?  Geçende Ankara’ daki evin çekmecelerin birinde o kalışınıza ait otel faturanızı buldum, annem saklamış meğer.

O dönem Efes Oteli gözde bir balayı mekânıymış anlaşılan. Geçen bir arkadaşla konuşuyorduk, onun anne babası da aynı yıl içinde sizinle üç ay arayla kalmışlar aynı otelde.  Ha, nikâh davetiyeniz de geçti bu arada elime.  Ne kadar sade bir seçim, ne duru bir üslup, çok yakıştırdım size.

Sorularım bitmiyor ki susayım: senin için elli yaşında baba olmak nasıl bir histi mesela?  Sizin devirde devrim niteliğinde olmalıydı bu durum.  Erkek çocuk bekliyormuşsunuz üstelik, Selim yerine ben gelivermişim.  Neler hissettin acaba ilk bakıştığımızda, ne çelişkiler yaşadın yetiştirirken beni?

Kayıplarınla nasıl başa çıktın baba? Annenle nasıl vedalaştın onu toprağa verirken? Amcamın bu dünyadan erkenden ayrılışını kabullenmek neleri alıp götürdü senden? Neye tutundun, nasıl ilerledin yolunda yüreğin hala yanarken?

Hassas insandın, ülserden tansiyona bir sürü dert yapışmıştı yakana kendine onca dikkat etmene rağmen.  Sen dört küçük soğansız ızgara köfteyi ağır ağır yerken yanında dedem tereyağlı böreğini siler süpürür,  tavuklu pilavı öğütür, telkadayıfla taçlandırırdı keyfini.

Sen doktorlarda gezer, hergün dizi dizi ilaçlar yutarken doksanlık babanın sapasağlam bedenine ve bitmek bilmeyen enerjisine özeniyor muydun acaba?  Yüz üç yaşında kaybettiğinde onu kendi ölümün geldi mi aklına?

Hatırlar mısın, bazı Pazarlar alıp Esenboğa’ya uçakları seyretmeye götürürdün beni.  O fikrinde bile bir öngörü gizliymiş.  Kazara girdiğim havacılık işinde pişiyorum bir zamandır, yirmi seneyi devireceğim pek yakında.

Senin gibi devlet memuru değilim ama “eurokrat” oldum çıktım hiç hesapta yokken, ülkeler birliğine hizmet ediyorum.  Memleketi unutmadım ama korkma; bu tarafla ilişkileriyle ilgili görevler üstleniyorum.

İşimi seviyorum sevmesine de girift çarklardan, ayakoyunlarından hazzetmiyorum.  İltiması, yalakalığı, ukalalığı gördüğümde buz kesiyorum.  Kendine dokunmayan yılana hayır duası edenleri, hiç ama hiç sorgulamadan kabul edenleri uzaktan izliyorum da çözemiyorum.  Bu keşmekeş dünyada nasıl korunur o “kendine ait oda”? Sorguluyorum.

Benimsemediğin bir düzenin parçası olmamak adına erken emeklilik kararı almanı daha farklı değerlendirebiliyorum bugün.  Ne alkış, ne para, ne de fors peşinde koşmadığın için öylesine tutarlıydı eylemlerin.  Hiçbir zaman küçük kavgaların adamı olmadın.

Havalı unvanlarını içi boş takım elbiselere taşıtan adamları görüp daha çok övünüyorum senin yaptıklarınla.   İlham verdiğin, yönlendirdiğin bir sürü güzel insan var şimdi dünyada.  Yeni nesli onlar yetiştiriyorlar, pırıl pırıl gençler oldular mesela yeğenlerinin çocukları.  Büyümüş hallerini görsen çok seversin.

Baba, ben istiyorum ki şimdi şu bankta yanımda otur.  Ben sana bu yazdıklarımı bir de kendi sesimle gözlerine bakarak anlatayım ağır ağır.   Zayıflamışsın diye sitem edeceksin biliyorum, muhtemelen o karnedeki en kırık notum. Ama sağlıksız değilim, eskiye kıyasla daha çok spor yapıyorum.  Fransızcamı da test edeceksin dayanamayıp  eminim, bakalım aksanımı beğenecek misin?

“Pek yeşilmiş buralar” diyeceksin sonra etrafa alıcı gözüyle bakıp, “… oteliniz de harikulade böyle ormanın orta yerinde.  Asilzadeler gibisiniz Maşallah Denizcim,  diyecek yok keyfinize.”

“Bu akşam misafirimizsin baba, hayatta bırakmam.  Senin sevdiğin kolalı beyaz örtülü masalardan birine kurulacağız hep birlikte, İsviçre’de gördüklerine benzer üniformalı garsonlar görgü ve özenle hizmet edecekler bize.”

Gözlerin parlayacak, uzanıp saçımdan öpeceksin.

“Canın çeken ne varsa söyleyelim mönüden.  Sen de kırmazsın beni, bu gecelik delersin perhizi!”

“Atın ölümü arpadan olsun diyorsun yani” diyecek bakışların.  “Seni mi kıracağım kızım!”

“Güneş yazın epey geç batıyor herhalde buralarda” diye mırıldanacaksın sonra biraz dalgın.

“Evet baba, karanlığın inmesine çok zaman var daha.  Gel biz bir boy yürüyelim seninle şu suyun kenarında.  Hem daha çok soracaklarım var benim sana…”

Courcelles-sur-Vesle, Temmuz 2013

1 thought on “Akan suya anlattıklarım

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s