Ölmeden önce yaşayacaksın

Nasıl oldu bilmiyorum, kim bilir hangi uğursuz günüydü takvimin ama işte o gün ansızın boynunu büktün.  Bir bulut indi yüzüne koyu renkli.  “Yağmur yüklüdür, ağlayınca geçer” dedik.  Geçmedi, daha da belirginleşti üstüne düşürdüğü gölgenin karanlık renkleri.

Bir tül perdenin ardından bakıyordu gözlerin.  Solgundu benzin.  Sözcüklerin bile değişti zamanla, tonlaman farklılaştı.  Bazen dipsiz bir kuyu kadar sessiz oldun, bazen bastırılamaz deli bir çığlık misali konuştun.  Ne zaman gelip gittiğini biz hiç anlamadık.

Gözümüzün önündeydin, elini tuttuk.  Özenli sofralarda birlikte oturduk.  Doyumsuz manzaraları beraber seyrettik.  Bazı filmlerde artık gizlemeye gerek görmeden ağladık omuz omuza.  Aynı şarkıları mırıldandık dua gibi, adak gibi.  Sen vardın ama yoktun yanımızda.

Tül perdenin ardından bakıyordun ama biz yine de bizimlesin sandık.  Gözlerinde kalan tanıdıklığa, heyecanlandığında sesinin dalgalanan tınısına sarıldık.  Dudaklarında ara sıra beliren gülümsemenin bir gün bakışlarına da yansıyacağına inandık.

Acıların vardı biliyorduk.  Talihsizlikler uzun süre peşini bırakmadı.  Kader bazen bıçağını çekip çekip sapladı. Tam kafanı çıkaracaktın topraktan, yeni bir darbe seni yere yuvarladı.  Yamyassı olmak nedir öğretti hayat.

Yasamak

Kırık kemiklerini gezdirir gibiydi bazen yürüyüşün.  En küçük devinim taş taşımak kadar yoruyordu sanırım seni.  Ondan bundan ödünç verilen enerjiler bidon benzinle yapılan takviyelere benziyordu.  Bir iki adım ilerlesen de çok geçmeden duraklıyordun.

Bilinçli bir karar alıp küçülttün dünyanı. Yaptıklarının bazısını yapmaz oldun.  Sana iyi geldiğini düşündüklerimizden bile uzak durdun.  Kapıların birer ikişer sürgülendi.  Dışarıda bıraktıklarını belki aklından da sildin.

Yaşamın çekilen acıyı en aza indirmek üzerine kurulmuştu sanki.  Bildiğinden şaşmadın, bilinmeyene hiç bulaşmadın.  Sen karmaşık bir yün yumağına dönüşürken biz çözümsüz bir hasretlik çektiğimizle kaldık.

Kapında beklemekten bıkanlar oldu.  Bu bilmeceyi çözmeye gücü kalmayanlar gitti.  Sabrını törpüleyip tüketenler, ayrılanın ardından ağlamadığını görenler gitti.  Kalanlar kavruldu.  Onlar sadece senin için kaldı.

Sen artık kale kadar güvenli kuytunda yaşıyorsun, tanıdığın tüm tehlikelerden uzak tutarak kendini.  Bizler ancak sen istediğinde gerçekten görebiliyoruz seni.  Kalan günlerimiz çok zor, özlemle yatıp özlemle kalkıyoruz diyelim. Zorunlu mu gönüllü mü olduğunu bilmediğim mahpusluğun bedelini ödüyoruz hep beraber.

Kapını açıp bizi içeri davet etmeyi kabullendiğin günlerde  farklı bir umut ışığı parlıyor içimizde bir zamandır.  Neden diye sorarsan eğer, anlatacağım.  Belki de diyoruz:

Sığınağına vardığımız bir sabah bakacağız ki arka pencere açık,

Sen kaçmışsın.

Hayatı uğruna savaşmaya değer bulduğun için gitmişsin.

Artık o kovukta değil dünyanın kucağında yaşayacaksın.

Bizsiz ama özgür olacaksın.

Kapılmaya da vurulmaya da gönüllüsün.

Ölmeden önce yaşayacaksın.

Brüksel, Aralık 2013

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s