Kayınpeder niye sevilir?

Ben kayınpederimi en iyi arkadaşımın babası olarak tanıdım ilk. O anda da sevdim.  Kanımız kaynamıştı birbirimize.  Rahat konuşurduk, uzun konuşurduk, konu sıkıntısı çekmeden konuşurduk.  Bana iyi gelirdi, bana aydın gelirdi, daha ilk başından dost oluvermişti.

Nişanlılık dönemimizde benim geniş aileye takdimim için Trabzon’a gitmiştik.  Ben akıllı kızdım, iyi öğrenciydim, yüzüne bakılmayacak gibi de değildim ama ev işlerinde son derece beceriksizdim. O yüzden kahveleri dökmeden taşımak, pastaları eşit dilimlere bölmek, nadide porselen tabaklara, kristal çay fincanlarına dokunmak gibi aktivitelerden fena halde ürküyordum. Özellikle de bu tür görevleri bir grup insanın beni süzen bakışları altında ve yeni yeni giymeye başladığım topuklu ayakkabıların üzerinde yapmak tam bir kabustu.

O gün Trabzon’daki evde tam da bu kabusu yaşamak durumundaydım.  İçinde kendimi rahat hissetmediğim hanım hanımcık bir kılık içerisinde, altı hafif kayan gıcır topuklu ayakkabılarımla salon ve mutfak arasında gidip geliyordum. Gerçek gelin adayları gibi süzülmeye çalışsam da pat pat yürüdüğümle kalıyordum sadece.  Bakışlar her an üstümdeydi. Kimseyle göz göze gelmeden kazasız belasız çay servisini tamamlamaya çalışıyordum.

Şekerdi, tabaktı, peçeteydi derken tam kendime güvenimi geri kazanmaya başlamıştım ki müstakbel eşimin teyzesi elime koskoca bir çay tepsisi tutuşturdu. Tepsi kendi ağırlığının üstüne taşıdığı sayısız kristal ince belli bardakla daha da yüklenmişti. İnce topuklarım şöyle bir sallandılar.

Yavaş ve dikkatli adımlarla salona doğru yürüdüm. O kadar gerilmiştim ki tepsiyi o ağırlığıyla davetlilere tek tek dolaştıracak gücü bulamadım kendimde.  Orta masaya koyup oradan servis yapayım diye düşündüm kendimce.  Masa oldukça alçak ama, eğildim, büküldüm, tüm dikkatimi toplayarak tepsiyi masaya kondurmaya çalışıyorum.

Tam da olacak sanırken bir gürültüdür koptu. Gümüş tepsiyi masanın orta yerindeki kristal çanakla buluşturmayı başarmıştım.  Kıpkırmızı oldum o gonk sesinde. Etraftaki konuşmalar kesildi, o ana kadar bakmayanlar da dönüp benden yana baktı.  Sessizlik.

Kayınpederimin neşeli sesi yankılandı derken salonda: “Buyurun sayın misafirler, ikramlarımız başlamıştır!” dedi gülerek.  Bakışlarımız buluştuğunda “aman boşver” gibilerinden göz kırptı bana ve lafı kaptığıyla alakasız bir hikayeye daldı. Cemaat onu temasının peşine takılırken ben soluklandım.

Çaylar kazasız dağıtıldı, laf lafı açtı, sohbet ısındıkça ben de ilgi odağı olmaktan kurtuldum.  Rahatlayınca da karakterimi yeniden buldum.  Ve en candan destekçimi.

*

Biz evlendikten hemen sonra Brüksel’e taşındığımız için kayınpederimle buluşmalarımız da yıllık izinler sırasında gerçekleşti sadece. Ankara ve İstanbul’da, kimi zaman Bodrum’da yazlıkta biraraya geldik. İki sefer de bizi Belçika’da ziyaret etti.

Brüksel’de birlikte pazara gittiğimiz günü anımsıyorum.  Çok güzel yemek yaptığı gibi meyvenin, sebzenin iyisinden de anladığı için o önden, ben arkadan gidiyorduk. O seçiyor, ben satıcıyla Fransızca iletişime geçiyor ve ödemeyi yapıyordum.  Orta yaşı geçmiş bir pazarcı kadın bizi gülerek süzdükten sonra dayanamayıp atıldı: “Beyefendi şanslıymış, yanındaki genç hanım ilgileniyor hep hesapla!”

Ben de gülerek yanıtladım: “Ama o da eve gidince yemekleri yapacak, naber?” Kadın cevabı beğenmiş olmalı ki içten bir bravo patlayıverdi kahkahaları arasında.  “Kayınpederim çok maharetlidir” diye ekledim.  Kadın şimdi olayın boyutlarını daha iyi anlamış bir edayla başını salladı.

Kayınpeder sorunca tercüme ettim diyaloğumuzu. O da satıcıyı selamladı. Kolunu omzuma doladı sahiplenircesine ve “söyle ama sen de ona, gelinim değil, kızımsın!” dedi.  Tam çevirecektim ki dediğini pazarcı kadın “ben anladım” gibilerinden bir işaret yaptı eliyle. Bir tek o değil, her bakan anlardı.

*

Aile ziyaretleri dışında başbaşa buluşmalarımız olurdu. Bazen kitapçıların içindeki kafelerde, bazen kebapçılarda, bazen de beni hoş tutmak için gelmeyi kabul ettiği daha süslü ortamlarda.  Her buluşmaya zamanında ya da daha erken gelirdi. Hep özenle giyinmiş olurdu.  Her seferinde ya ona hediye aldığım bir kravatı takardı, ya da benim seçimim olan bir kazağı giyerdi.  Bu şaşmaz inceliği hep içimi yakardı.

Uzun uzun konuşurduk.  Son zamanlarda daha çok o anlatır olmuştu, ben dinlerdim.  Dalga dalga akar, sonunda da hep hafif bir utangaçlıkla “Kızım yine kafanı şişirdim, ne yaparsın bir başladım mı susamıyorum” diye özür dilerdi.  Derdine derman olamazdım ama dinleyeni olmayı severdim.

Bir sefer Tunalı Hilmi’nin yukarı taraflarındaki bir kafeden çıktık.  Bana ne yöne gideceğimi sordu.  Meşrutiyet tarafını gösterdim, biriki de gıda alışverişim olduğunu söyledim.  “Biraz sana eşlik edeyim öyleyse” dedi.

Birlikte yürüdük. Laf lafı açtı, alışveriş için dükkanlara gir çık derken Esat Dörtyol’a kadar geldik.  O Ayrancı’ya gidecekti, yani epeydir ters istikamette yürümekteydi.  Hikayesinin de can alıcı bir noktasındaydı.  Kesemedim.

“Şimdi de ben biraz sizinle geleyim” diyerek yönümüzü belirledim.  Paketlerimi taşımak şartıyla kabul etti.  Kuğulu Park’a vardığımızda anlatacakları bitmemişti ama çok zamanımı aldığını düşünüyordu.

“Güzel Kızım, yeter beni dinlediğin. Gel seni şuradan bir arabaya bindireyim de evine git rahat rahat” dedi.  Ankara’da sayılı günüm ve çok sevenim olduğunu bildiğini söyledi.  İlgim ve zamanım için tekrar tekrar teşekkür etti.

Takside arkasından baktım.  Elleri cebinde Ayrancı yokuşuna doğru yürümeye başlamıştı. Dinç adımlarının taşıdığı ince gövdesini seyrettim arkadan.  Düşüncelerin ağırlığını taşıyacak mıydı o narin beden?

*

Zamanla iş için sık sık İstanbul ya da Ankara’ya gider oldum.  Genelde birkaç günlük ve toplantı yüklü gezilerdi bunlar.  Arada yine de bir boşluk yaratıp aile fertleriyle buluşmaya çaba harcardım.

Kayınpederim yaşından ve konumundan dolayı gençleri ayağına çağıran bir şahsiyet olmadı hiç.  Samimiyete önem veriyordu ve gerçekçiydi. “Kızım, ben emekli adamım, benim zamanım bol, seninki kısıtlı.  Sen yollarda harcama o kısa saatlerini, ben sana geleyim” derdi anlayışla.

Bu sayede İstanbul ve Ankara’nın değişik otellerinde sabah erken kahvaltılarda ya da akşam çaylarında buluşmuşluğumuz vardır.  Severek geldiğini bildim her defasında, bir gün söylenmedi, sitem etmedi. Her görüşmeden sonra bana o koşturma içinde kendisine ayırdığım zaman için teşekkür etti.

Ne zaman telefon açıp “nasılsınız?” diye sorsam cevabı hazırdı: “Senin sesini duyup da iyi olmamak mümkün mü?” ya da “artık daha iyiyim kızım”.  Bazen gecikmiş olurdum aramakta, işe güce daldığım, hayırsızlık ettiğim için özür dilerdim. Hiç üstünde durmaz, konuyu değiştirirdi hemen.

Sevgiye ve yürekten paylaşıma değer veriyordu.  Küçük hesapları yoktu.  İyi niyet varsa gerisi boş diyordu.

*

Babamı, kayınpederimin annesini ve annemi arka arkaya toprağa verdik beraber.  Acılar bizi daha da yaklaştırdı.  Babamı kaybettiğimde bana şu yanan kırk mumum hikayesini anlatmıştı çevremdekiler. Zamanla birer birer sönecekmiş o mumlar ama biri hep yanık kalacakmış dediklerine göre.

Babamın ölümünden yıllar sonra bir gün onu anarken bu mum hikayesine atıfla “benim mumlarımın hiçbiri sönmedi” dedim biraz da isyanla.  “Sönmesini de beklemiyorum zaten!” Bu illa sonsuza dek acıyla kavrulmak için bir dilekten çok babamın hatırasına olan saygımla ilgili bir histi.

Başka insanlar benden bu sözleri duyunca genelde bocalayıp “geçecek, dayan!”, ya da “zaman her derdin ilacı” gibi sözler söylüyorlar ki bu da bana kendimi doğru ifade edemediğimi düşündürüyor. “Geçmesini isteyen kim” tarzında duygusal bir çıkış yapıp karşımdakini daha da ambale ediyorum.

Kayınpederim anlamıştı oysaki. “Yansınlar öyleyse” dedi sadece. Dalıp gitti biraz bakışları. Başka kayıpların arkasından yine mumlara dönüp onlardan konuştuk.  Yitirileni sevgiyle anmanın günlük hayatın bir parçası olabileceğinin ve insanı melankolik değil kıymetbilir yapabileceğinin farkındaydı.  Eskilerden konuşup gülerdik beraber, artık aramızda olmayanları anarken onları da ana katardık, can bulurlardı bizle.

Bu sene babamın memleketi Ereğli’ye gidip akrabalarla buluştuğumu duyunca çok sevindi kayınpeder.  Sosyal medyadan fotoğrafları da zevkle takip etmiş.  Küçük bir mesaj yollamış sonra bana: “Ne iyi ettin de gittin Kızım. Bütün mumlar yansın!”

*

Kayınpederim hikayelerimi hep merak ederdi.  Daha düzenli yazıp internet üzerinden paylaşıma geçtiğimde de en meraklı okuyucularımdan biri oldu.  Sık sık yorum da yapardı sayfamda.  Arada da sorardı “Kızım, abartıyorsam söyle, hızımı keseyim”. Olumlu olumsuz her türlü geri dönüşe her daim aç bir heyecan içindeki halim cevap verirdi: “Olur mu öyle şey, istediğiniz zaman, istediğiniz kadar yazın!” Zaten onun yorumları bazen benim yazılarımdan da derin edebi içerikli olurdu.

En son İnsan isimli yazımla ilgili olarak görüşlerini anlatan bir eposta yollamıştı bana. “İnsan’ı böylesine anlamak için önce işte böylesine güzel insan olmak lazım” sözleriyle bitiyordu.  Aldığım en güzel hediyelerden biri olarak yazıldı kalp defterime.

*

Kayınpederim zatürre tedavisi gördüğü şu son dönemde yanında acil durumda kullanılmak üzere hazır oksijen tüpü olduğu halde, bugün yarın hastaneye kabulünü beklerken oturup tane tane yaprak sardı benim için.  Bu yemek annemin en sevdiğim mucizelerinden biriydi.  Zamanla becerikli kayınpederim de ona rakip olacak düzeye ulaşmıştı. Annemin vefatından sonra kayınpederim her fırsatta benim için yaprak sarma pişirmeyi ihmal etmedi.  Teşekkürlerimi ve hayır dualarımı işitince de “yapacağız tabii Kızım, sen bana rahmetli Ziya Bey’in emanetisin!” derdi.

O gün de, o olağandışı şartlarda, bedenindeki onca acıya ve beyninde dolaşan kara düşüncelere rağmen emanete sahip çıktı.  Ben resmini çekince de “abartıyorsun ama” gibilerinden baktı bana.

sb

Sarma çok lezzetli olmuştu.  Tadı hala damağımda.  Onun elinden yediğim son yemekmiş meğer.

*

Bu sabah o uğursuz telefonlardan biri dillenip hala inanamadığım o haberi verdi.  Aracının günahı yok, olan olmuş, ateş düşmüş, söylesen bir türlü, söylemesen dert.  Gün çok sevdiğim ve sevgisini her gün hissettiğim bir insana daha veda etme günü. İçim ağır, içim acıyor. Uykular bu gece uzak benden.

Mumların hepsi harıl harıl yanıyor.

Brüksel, Ekim 2014

15 thoughts on “Kayınpeder niye sevilir?

  1. Canımın içi, görüyorum ki hayatta vesile olduğum en güzel şeylerden biri, belki de birincisi, seninle babamın tanışması oldu. Yüreğine, kalemine sağlık, eminim bunları bir tebessümle okuduğuna bizim henüz bilmediğimiz diyarlarda.

    Sent from my iPhone

  2. sizi ilk defa okudum deniz hanım inanınki cok etkilendim başınız sağ olsun allah sabır versin ne mutluki böle bi insanla yaşamışsınız

  3. Dunyanin en guzel seyi boylesi guzel insanlarla, yureklerle bulusmak paylasmak olsa gerek, sukurler olsunki bu kayinpederinle sana kismet olmus…. isiklar icinde nurlar icinde yatsin, basiniz sagolsun arkadasim

  4. Yansın mumlar adaşım, yansın…. ateşine alışmak da mümkündür herhalde, sonra o ateşle ısınmak da. Yaşadıklarım benim için hep ısındığım bir ateş oldu, yanıp yok olduğum bir alev değil. Umarım senin için de öyledir. Yüreğin sağ olsun, kalemin ucundan akmaya devam etsin böyle sıcak satırlar.

  5. Yine o güzel anlamlı kaleminden inciler dökülmüş…Mumlar konusuna gelince bitmez…buna eminim…Yaşadığımız dünyanın acı tatlarından biride sevdiklerimizi kaybetmemiz..yaradan böyle düşünmüş böyle tasarlamış..her canlı gibi bizde bir gün o yola çıkacağız..önemli olan arkamızdaki muma devam edenler..bitmedi diyenler…seni seviyorum güzel kız…kalemininde tiryakisi oldum..sağlıkla kal..

  6. Çok değerli bir insandı.Çok özliyeceğiz.Kültür,tarih sohbet hepsinin en koyusu en kıymetlisi kendisinde bulunurdu.Kendisi aramızda olmasa bile değerinden hiç bir şey kaybetmedi.

    TANZER GÜMÜŞ

  7. Sevgili Deniz ne güzel yazmışşın ellerine dillerine sağlık, evet çok özeldi dayım hepimiz için farklı şekillerde, çok arayacağım, sanırım hepimiz çok arayacağız denizin ortasındaydık haberi aldığımda malesef son vazifemi bile yapamadım mekanı cennet olsun Allah hepimize sabır versin

  8. Başınız sağ olsun.Sizinle aynı fikirdeyim..Mumlar yansın.Ne mutlu size ki böyle bir kayınpedere sahip olmuşsunuz.Ne mutlu kayınpederinize ki sizin gibi bir kızı olmuş.Duygularınızı böylesine güzel ve içten aktardığınız içinde teşekkürler..Sevgiyle kalın.

Leave a Reply to BAYRAKTUTAR Ibrahim Cancel reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s