Aşk mı Özen mi?

İnsanoğlu aşk sever. İster ki, aklı başından alınsın, ayağı yerden kesilsin, dünya umurunda olmasın bir zaman. İster ki, bir çift göze baktığıyla doysun, iki saatlik uykuyla ışıldasın. Sebepsiz yere etrafına neşe ve bereket saçsın. 

 

İster ki, aşk baskın gibi sarsın da sağı solu, nereden geldiğini unutsun, nereye gittiğini sorgulamayı bıraksın. Sadece olsun. Neyse o olsun. 

 

İnsan ister ki, oradayken görülsün, değilken düşünülsün.  Seçilen, övülen, hararetle özlenen o olsun. Birisinin mutlak önceliği olsun.

 

Aşk güzel. Aşk deli. Koşulsuz, kuralsız ve kendiliğinden. Ne gelirken haber ediyor, ne terk ederken.

 

Aşkta özen çabasız, kendiliğinden. Bütün hücrelerimiz aynı kişiden beslenirken elbette ki o çağırınca gidiyor, o isteyince yapıyoruz. Onun hoşuna gideni biz de anında seviyoruz.

 

Aşk başa gelince seve seve ve aksi mümkün olmadığı için yaşanıyor. Yaşanırken de kayboluyor geçmiş, yarın belki tufan ama kimin umurunda? Tek zaman var; o da şimdiki zaman.  

 

Bu süreçteki varoluş deneyimi tamamen sıra dışı, mucizevi.  Bildik başka yaşamışlıklara benzemiyor hiç. Lakin aşkın soluğu kesiliverdiğinde birdenbire ve canice duruyor o akış. Neye uğradığımızı şaşırıyoruz.

 

Yeni bir karar anı şimdi; içimizdekiyle yüzleşme zamanı: Ya bitkin aşkımızın bitişini kabullenip sevgiyi bağrımıza basacağız.  Ya da ibreyi sıfırlayıp anında başka bir aşk peşinde koşmaya koyulacağız.

 

Aşk üstüne aşk seçen çok elbet.  Yerine koymak yerine, başlangıca dönmeyi yeğleyen. Ancak çoğumuz er ya da geç duruluyoruz.  Bir noktada birinde karar kılıp kampı orada kuruyoruz.

 

Diyeceksiniz ki nesi var sevginin? Akıllı, uslu ve saygıdeğer değil mi? Edepli, ölçülü ve güvenilir değil mi?  Koruyan, kollayan, yarı yolda bırakmayan o değil mi?

 

Haklısınız. Aşk uçurumsa, sevgi paraşüt. Aşk yamaç paraşütüyse, sevgi hızlı tren. Aşk yüksek tansiyonsa, sevgi nane limon. Aşk fişekse, sevgi ocak.

 

Bu haliyle sevgi bir yaşam boyu aşk ve tutku arasında sıkışıp kalmış bir ortanca kardeşi anımsatıyor bana. Büyüğünün gölgesinde kalıyor yıllarca, küçüğünün cazibesini kıskanıyor inceden.  Malum büyüğün destanını tarih belgelemiş.  Küçükse başlı başına bir olgu; düz yazıyı zorlar, şiiri deler geçer.

 

Sevgi onlar kadar iddialı değil evet, ama samimi. Sevgi durgun ve bilinçli. Sevgi düşünmüş, taşınmış, hazmetmiş. 

 

Yalnız laf aramızda, biraz hesapçı kendisi. Çok mu verdim diyor. Hep ben mi evet dedim diye sorguluyor ikide bir.  Kendi yaşadığını başkalarınınkiyle kıyaslıyor.  Ölçüp biçmeye dalıyor zamanla.

 

Sevgi tanımlıyor, tartıyor, değerlendiriyor. Geleceğe yansıtıyor, planlıyor. Özenle desteklenmeyen sevgi yaş almasına rağmen ne yapsa hep biraz eksik, biraz toy kalıyor.

 

Sevgi baki olsa da özensiz bırakıldığında dilsizleşiyor. Evcil, edilgen ve soluk bir kavrama dönüşüyor. Oracıkta duruyor ama hiçbir işe yaramıyor.

 

Hızın, acelenin ve aynı anda birçok işi halledebilme yetisinin günlük ekmeğimiz haline geldiği bir yaşam tarzında özen de ne yazık ki güme gidiyor bazen.  Dinamik dünyamızda geceden sabaha mantar gibi biten öncelikler arasında kenara itiliveriyor, bir türlü sırası gelmiyor bazen.  Nasılsa ceptedir diye garantiye alınmış sanılan sevgi de soluksuz kalıyor günün birinde.

 

Sevgi sessizleştikçe içinde saklı olan mesaj da karşı tarafa geçemiyor bir türlü. Hala umurumdasın, hala seninle doluyum diyoruz belki içimizden gece gündüz. Ne var ki o bilmiyor, çünkü ne satır aralarında işitiyor, ne de davranışlarda gözlemliyor o itinayı.

 

Sevgi dilsizleşince seven de sevilen de kendi karanlığına gömülüyor. İletişim teklediğinde aradaki bağ da gevşiyor.  Bizin tanımı gün be gün değişirken çok acımasız bir kimlik karmaşasında buluyoruz kendimizi.  Çiftin sınırı bireyinkini sınıyor.

 

Değer verdiğimiz ortak anılar netliklerini yitiriyorlar hafızamızda. Hakkıyla anımsayamamaktan korkuyoruz artık onları.  Bir zamanlarki halimiz öylesine uzak, öylesine yabancı.  Eski biz bir çekmecede unutulmuş ve artık tedavülden kalkmış bir banknot kadar yorgun. İşlevsiz, andan kopuk, beklentisiz. 

 

Bulanıklaşan, silinmeye yüz tutan anıların yerine yenilerini koyamıyoruz.  Ağırlıkları yok yenilerinin, tek boyutlular, duruşları donuk.  Eksiliyoruz haliyle.  Kirli kan bedende dolanıp duruyor. Arınamıyoruz bir türlü.

 

Zaman en iyi bildiği işi yapıyor o sırada; akıyor üstümüzden. Üstümüzü örtüyor o battal susmalar.  Dikkat edememe, görememe halimiz. Sahte öncelikler peşinde koşan müsveddemiz.  Tüm iyi niyetimize rağmen gömülüyoruz azar azar.

 

Uğruna savaşmadığımız için sönüyor sevgimiz. Özen göstermediğimiz için geçiyor son kullanma tarihimiz. Israrla tüketmeye devam ettikçe de adamakıllı zehirleniyoruz.

 

  

IMG_2324

 

Brüksel, Mayıs 2015

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s