Yürek boşaltmak

Geçen gün konuşurken dertli değilim dedin. Sadece sakinim. Hiç olmadığım kadar sakin. Sakinliği suskunluğa, o ikisini de derde dayadın ya bir çırpıda, düşündüm ister istemez.

Ses ve hareket ne ara kankası oldu canlılığın? Yerinde duramamak iyi hissetme belirtisine dönüştü algımızda? Aynı anda en çok işi en fazlasından yapmak hedef oldu toptan hepimize?

Bazı koşuşlar kaçış mı bilen yok. Sorgulamak abes. Oysa belki sonumuz çok konuşmaktan ya da fazla koşmaktan gelecek.

O gitti, bu gitti, ev boş kaldı dedin sonra. Çok sessiz. Boşluk her seferinde yalnızlığı koluna takıp gelecek hesabındaydın sanki, şaşırdım. Sessizlik güzeldir aslında dedim. İnsan kendini duyar. Dinlersen seversin.

Dinlemek deyince de kalbine geldik belki asıl meselenin. Düşün sahi şöyle bir, en son ne zaman sadece dinledin? Yağmurun sesini, sokağın senfonisini, çocuğun az önce uydurup anlattığı masalı tek hece kaçırmadan dinledin? En son ne zaman cankulağıyla ve baştan sona dinledin? Adı üstünde aslında; en son ne zaman yüreğinle dinledin?

Diyeceksin ki ne alaka? Diyeceğim ki bunun özü bu. Hepsi en içerden doğuyor. Ölü ya da diri. Kendini işitmeyen kendini ıskalıyor. Kendi de sonra ondan layıkıyla vazgeçiyor.

Diyeceğim o ki yüreklerimiz ağırlaşıyor bazen. Boşaltmak zor değil. Kulağa ve karara bakıyor. Kaçak oynayan ağırlaştığıyla, ağırlaştırdığıyla kalıyor.

Konuşurken gözlerimde kal o yüzden. Kal ki bileyim. Zamanın akışı elimizde değil. Şu anın hesabıysa bizden sorulur. Keşkeleri yormayalım derim.

Brüksel, Ocak 2019

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s