Defne’ye dedim ki
Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen yersiz hisseder insan. Hani huysuz bir mevsimde doğmuş ve uyumsuz bir dekorla eşlendirilmişsin gibi. Etraf ayrı bir renktir, senin icin bir başka. Birkaç vapuru üst üste kaçırmış, ya da ne kadar dikkat etsen de yanlış durakta inmiş gibisindir. Yorgun, şaşkın, ayık bedeninde hayli sarhoş.
Defne’ye dedim ki
Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen kurak hissedersin. Hani geçen akşam sahilde gördüğümüz tahta sandalye gibi. Günlerdir sıcakta kavrulmuş, hor kullanılmış, güneşte unutulmanın da acısıyla yer yer çatlamış, cilası solmuş, zamanından önce eskitilmiş gibi.

Defne’ye dedim ki
Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen sahipsiz hissedersin. O güne dek varlığından bile haberdar olmadığın korkuların şahlanır sağdan soldan. Öyle sağırlaştırıcı bir tınıda gürlerler ki kanın donar. Unutuverirsin o kargaşada sahipsizliğin kendini bildin bileli peşinde koştuğun özgürlükle kardeş olduğunu.
Defne’ye dedim ki
Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen yetememek, mümkün kılamamak müthiş ağırına gider. Öyle günler yaşarsın ki sebep sonuç kavuşması haramdır, hak-adalet sakatlanmış, beklentiler kısır. En deli hayallerinin bile bazen yataktan çıkası dahi yoktur sabahları. Kendi saatini kurmaktan yorulmuşsundur, parmakların zonklar.
Kafandaki kıymığı takıntı yapıp gece gündüz onunla didişme bence dedi Defne.
Dirence davetiye çıkarırsan düğümü çözeceğim derken büsbütün dolanacaksın. Açarım diye asıldıkça kilitleyeceksin kapıyı. Dikkat et, dikkat et ki gel-gitli kasılmaların kangrene bağlamasın.
İstatistikten girdin, psikolojiden çıktın. Dinledim seni. Teoremlerini döktün önüme ve denklemlerini sıraladın. Anladım anlamasına da dedi Defne, işte bazen o dediklerinin hepsini bir güzel sallayacaksın. Salacaksın diplomanı da beraberinde çünkü kimi zaman çıkış bildiğini unutmaktan geçiyor.
Bu noktada sırtın ürperecek haliyle ama sakın hayat deneyimin yetersiz kalması ürkütmesin seni. Aksine bir eşiğe daha ulaştığını gör ve sevin. Ayaktasın üstelik, hendekte değil. Ne yoldan çıktın, ne eğrildin, ne de eciş bücüşsün.
İki elin kanda da olsa nefes almayı unutma dedi Defne.
Uzun uzun vermeden önce derin derin almaya odaklan. Yetişmeye, dağıtmaya yönelmeden önce her aldığın nefesin bedeninde yol almasına izin vermeye bak sen. Beslenmeyi, yenilenmeyi, ilerlemeyi bırakma.
Gücünün ayrımına varabilmek için önce güçsüzlüğünü kabullen. Geveze zihnini susturmanın çok çeşitli yolları var. Onu uyuşturmadan sakinleşmeyi seç, hırpalamadan avut. Yaratacağın o kadifemsi sessizlikte dinle bedenini. Şikayet aşamasına gelmeden önce ona kulak vermeyi öğren.
Hep inadına hayal kur, dilek tut, çekinme, iste dedi Defne. Yüreğine doluşanlar bakarsın gerçeğin olurlar. Olmazlarsa burulmak insanlığımızda var, hatta isyan edesin de gelebilir sabrın taştığında. Et o zaman.
Esas olan üzüntünün gözünün içine bakmak o anlarda. Başını çevirip geçme sakın kırılmış kalbinin yanından. Üzüntünü sahiplen ama üzüntün olma. Kızgınlığınla yüzleş, hararetini gör ama sen o ateşe dönüşme.
Nefesinin bedeninde dilediği gibi yol almasına izin ver. İzin ver ki o ilerledikçe başka seçenekler oluşsun ve sunulsun sana. Yeni kapına gelmiştir belki bu arada ve sadece yer istiyordur senden. Eskiyi uğurlayamazsan belli ki dar gelecek hepinize bu alan.
Başınla kocaman bir evet de dedi Defne. Senden büyük bir dünyanın varlığını kabul et.
Aynı başınla kocaman bir hayır de. Sana istemediğin hiçbir şeyi yaptıramazlar.
Güçsüzlüğünün sınırlarını gördüğün yerden doğuyor aslında özgürlüğünün tanımı. Sahipsiz değil hürsün.
Kavuşmaya giden yol veda etmekten geçiyor kimi zaman. Hayallerinle uzlaş öyleyse şimdi, yanlarına yenilerini kat ve çek çıkar hepsini seninle beraber sabahları yatağından. Evetini de anımsa hayırını da doğrulmadan. İki kolunu uzat şöyle bir başından geriye doğru, gerin güzelce. Yerini önce zihninde gör, sonra da git ve al.
İki elin kanda da olsa nefes almayı unutma dedi Defne.
Alacaksın ki verebilesin.
An nefesini tutma anı değil.

Selimiye – Brüksel, Haziran 2023