Yüzüyoruz

Biliyorum sen pek azla çok yapansın

Bin düşünüp bir akıtan

En derinden

Hatta bazen

En yakınına bile sezdirmeden

Büyük harflerle hissedensin

Özümseyen

Damla damla

İfade eden

Sihir gibi

Dokunduransın en ummadık anda…

*

Ben çok sözcüklüydüm hep bilirsin

Sen harika dinleyen

Ben bildiğin deli

Sen bilmediğimiz

İkimizin de okuyasi vardı hep

Sen gitar tellerine yöneldin

Ben yazıp çizerken

Sen koştun topla ya da topsuz

Ben deştim nedenli nedensiz

Yüzdük sonra

Kilometrelerce yüzdük bütün denizlerde

Yüreklerimiz bildi sırrını kulaçların

Soluk aldılar beraber…

*

Annemin anısını sofrana taşımıştın bir akşam

Şiirsel

Babamın emaneti oğlunda şimdi

Yılbaşını öne aldık geçen sene beraber

Zamanıydı elbet

Fransız’ın peynirini eritiverdik yeri gelince terasta

Arzu Tramvayı bile dekorunu bize sorduydu hatırla

Ve biliyorsun

Notre Dame yanmadan önce

Topladı hepimizi yamacında

Köprünün üstünde ve her yaştaydık

O resim çekilip saklandığında…

*

Mektuplarımı sana yazmak ne keyif dostum

On sekizimdeyken de aşık

Şu anda da inan

Biliyorsun sen zaten

Aklım başımdan nicedir epeyce ayrık

Romanlarda sana rastlamak tesadüf değildi elbet

Turp görünce ağlamaklı olmak da

Roka sokağının

Bastille operasınına dolanıp

Seni çağrıştırmasına bayılıyorum

Demişimdir de yenileyeyim yeri gelmişken

Cohen’in Kanye ile hemfikir duruşu sonra

Sen mevzu bahis olduğunda

Şaşan varsa İdil Hanım’a yolluyorum…

*

Bu akşam buradayım malum

Enleme boylama sorarsan evet

Tam da burada

Senden bir saat dilimi uzaktayım diyecekler

Çokça oradayım oysa şu an dostum

Hıçkırık filan bulaştırmayacağım da

Yaşadıklarımızın gücüyle işte

Oradayım gümbür gümbür

Duymalısın

Duydum de lütfen

Hissetmediysen de inat ben

Kalıcıyım

Yarın da yanındayım bilesin

Cumartesi de

On sene sonra Pazartesi de

Sen anladın işte

Kurtuluşun yok diyorum bizden

Beraberiz

Su Selimiye rengi

Bildin mi?

Bildim de

Bir akşamüstündeyiz

Kimsenin tek sözü kalmamış söyleyecek

Cohen ölümsüzlüğünü ilan etmiş

Parmakların gitarın telinde

Bir şiir yazasım var

Bütün yaşlar bizim dostum

Yüzüyoruz…

Brüksel, Ekim 2020

Hem Nasıl Bilsen

İstemez mi insan

İstiyorum tabii

Maviyi, yeşili

Kaçırdığım denizi, çamı

Derinine sarı sızmış moru

İçine kazara sen düşmüş güzü

Bildiğim geceyi

Tanıdığım gündüzü

İstiyorum nokta.

*

Boğaz’a dalmayı düşlüyorum deli gibi

Gözlerimle önce, sonra bedenimle bodoslama

Bir olmayı İstanbul’la

Orada batıp Selimiye’de çıkmayı derken

Ballı incir tadında bir geceye akmayı Losta’da

Mehtap’la dobra sohbetlerimizi

Özledim…

*

Büyüdüğüm şehrin sokaklarında yokuş yukarı yürümeyi

Mehmet Abi’nin tatlı azarında demlenen kalamarın tadını

Hayatımı içinden geçtiği mekanlarda var olmayı

Senli ya da yalnız

Yanlı ya da tarafsız

Sebepli

Sebepsiz

Korunmasız…

*

Benim yaptığım şehirleri

Beni ben yapan kıtaları, ülkeleri

Orada atan bildik yürekleri

Dolu dolu bir yaşanmışlığın tadıyla

Eğrisiyle doğrusuyla

Dostluğun, yarenliğin bin bir tonunda

Bir sürü dilde

Aynı anda her yaşta

Düşlüyorum doğru

Özlüyorum net…

*

Metal gövdede havalanıp

Alaşağı edip camları

Martı kanadına konmayı düşlüyorum

O uçakları kuşlar kadar hür

Salmak istiyorum gökyüzüne

Arka arkaya, coşkuyla

Dönsün

Diye dünya

Tanışsın

Keşfetsin

Kavuşsun

Diye insanlar…

*

Gelmek

Gitmek

İstiyorum

Omuz omuza durmak

Acabasız dokunmak uzun uzun

Ve zevkle

Korkusuz sarılmak istiyorum şimdi

Tutmak, öpmek, koklamak

İnsan gibi

Şifremizdeki dürtüyle…

*

İstemez mi insan

İstiyorum tabii

Perdesiz nefesi

Kafessiz sevgiyi

Bir meydanda toplanıp

Tek yürek

Yek beden

Bir ses olabilmeyi

Bodoslama gelmeyi öylece

Dimdik bakmayı

Çarpmayı hatta kazara

Dirsek temasını takılırken şakadan

Dudak sırrını

Duymak için yaklaşan başı

Kulağa fısıldanan itirafı

Özledim

Hem de nasıl…

Brüksel, Eylül 2020

Peki ben sana…

Kaç defa diyesim geldi bilsen

Kaç kış

Ve baharda

Mütemadiyen

Ve soluk soluğa

Bazen hırçın

Çokça masum

Hep dibine kadar ben ama

Sözler dolusu

Anlar dolusu ben

Yeminlere gerek olmaksızın

Rüyalar zaten hayatken, anken

Bağ bozumuna üç kala

Üzüm toprağa, iklime doymuşken

Ben sana kaç defa

Tekrar tekrar

Ve usulca

Başka kimsenin duymadığı

Bilmediği

O tonda

Güneş batmadan az önce

Tekeri dönmeden bisikletin

Suya kavuşmayı ölesiye özlerken beden

Denize değer değmez göz

Çam gölgesinde

Cırcır böceğine teslim

Soluklanırken

Akalım mı

Yoksa

Duralım mı anlarından birinde

Gitmeyi cebimize koyup

Deli gibi yaşamak isterken

Ölesiye unutmanın ertesinde

O tek dize aklımda sallanan

O tek dizelik çığlık ki haklı

Niye diyor hiddetle

Niye yazmadın ki hiç beni!

Bildiğimiz yıllardan değil bu eldeki

Bu yaşadığımız

Ya da bizi yaşayan bu yaz

Bir derin Ağustos akşamı

Tam da şimdi bak

Önüm arkam bağken

Sağım solum yeşil

Kazara geldiğim bu yerde yeşeriyorum sebepsiz

Kendime rağmen yeniden doğdum

Bir ağaç gövdesine dayandım

Sıcaktı

Isındık ikimiz de

Peki ben sana…

Ne diyecektim?

Ya sen bana?

Dökülüverdi dilimden şimdi

Üzüm dile geldi o an

Dedi

Bekle

Bağ bozumuna daha zaman var…

 

Saint Emilion, Ağustos 2020

Bazen olduğu gibi

Herhangi bir çarşamba var aklımda
Adı akılda kalmamış bir sokakta
Kaldırıma atılmış yuvarlak küçük bir masadayız
İki sırdaş taburenin üstünde bedenlerimiz
Rastlantısal bir kavuşmanın sarhoşluğunda
Sokulmuş birbirine yüreklerimiz

Saçım dağınık ve muazzam elektrikli o gün
Senin gözlerinde kırılgan kıvılcımlar
Temmuz sıcağının Mayıs borcunu ödeyesi tutmuş
Öyle baştan çıkarıcı bir esinti
Olma ve orada kalma anı işte
Bir soluk, bir parantez, gönüllü bir mola
İhtiyacım varmış da demiyorsun ya
Anlatasın gelmiş be Küçüğüm

Adı unutulmuş bir sokakta
Kaldırımda yan yanayız
Karşı çiçekçinin vitrine takılmış niyeyse gözlerimiz
Sesin en içime konuşuyor
Sözcüklerinde kendine sürprizler
Çocuklu bir aile geçti önümüzden az önce
Sarmaş dolaş bir çift de peşlerinden
Ama belli kadın gidici, adamı yakında terk edecek
Nasıl anladın deme şimdi, o kısım uzun hikaye…
Biri sardunyaları suluyor ikinci kat balkonunda
Dal çıtırtısını duydun mu bak şu an
Duymadıysan da dert etme
Belki senin yolun başka
Belki henüz zamanı değil

Adı akılda kalmamış o sokakta
Kırmızı taburelerdeyiz
Akşamüstünü uğurladık az önce beraber
Ne zaman battı güneş
Tişörtünü lekeledin bir damla şarapla
Uçar kuruyunca dedik gamsız gülerken
Bir arkadaşından bahsettin ilk kez
Başta lafın gelişi
Sonra derinden derinden

Adı tam da şimdi aklıma düşen o sokakta
Kaldırımdaki orta masadayız
Yetişecek bir yerimiz vardıysa da unuttuk
Masal gibi geliyor da şimdi
Hatırla, o zaman
Dokunmanın serbest olduğu evrendeyiz
Ekmeği bölüşürken irkilmiyor içimiz
Omzun omzuma sürtünüyor bazen
Hayalleri ve korkuları paylaşıyoruz
İkisi de meğer ne çokmuş…

Ertesi sabah bir trene binip
Benim şehrime gideceğiz
Ya senin kadar sevmezsem orayı
Diyorsun
Kırılır mısın bana?
O nasıl soru öyle
Her yürek istediğini sevmekte özgür
Peki ya sen diyorsun hemen atak
Ya onu bırak da Küçüğüm
Bir resim mi çeksek biz
Şu an görüyorsun nasıl pür keyif
Havalı bir manşet de atalım üstüne:
Bazen olduğu gibi
Anlayan anlasın
Anlamayanın yolu başka
Biz baktıkça ama söz ver
Biz baktıkça burada kalalım…

baen oldugu gibi.

Brüksel, Mayıs 2020

İncelikler Büyücüsü

Bu ara

Hemen her gün değilse de

Sıklıkla

Anları resmedip

Yolluyorsun bana

Gözbebeklerine sızıp

Seninle bir soluk

Bakıyorum o an dünyaya

Ne mesafe kalıyor aramızda

Ne sınır

Uçaklar yeniden kanatlanıyor

Kapılar açık

incelikler1

 

Erguvanları getiriyorsun eşiğimden içeri

Galata’nın sırlarına çağırıyorsun yeniden beni

Ayrı ayrı keşfedip de

Tane tane paylaştığımız adreslerdesin

O saklı terasta ilk tanıştığımız akşamüstünde bekliyorsun beni

Yüksek taburelerdeki ilk merhabamız

Otuz beş dakikayı son hız yakıp

Geceyi basan sohbet

Gümbür gümbür kelimelerimiz

Anılarımla paslaşan düşüncelerin

Bayramı, şenliği yüreğin

Kendinden olanı bağrına basarken

incelikler3

 

Anlarını

Resmedip yolluyorsun ya bu ara

Bakmaya doyamıyorum inan karelerine

Ne keyifli bilsen bu keşif

Sırf düşüncesi mesela

Nerede durup neyi gördüğünün

Neden onu gördüğünün

Hangi ışık çekti ilgini ve niye

Niçin o kare bugünün seçili simgesi

Ne kadar sen dolu o resimler

Algına takılanlar

Kaçmasına müsade etmediklerin

Ne kadar muazzam o gösterdiklerin

Kendi başlarına güzeller zaten

Üstüne şahitleri güzel

 

incelikler2

Ve hep bir duyguma dokunuyor o yakaladığın anlar

Ben de olsam bakardım diyorum

Hatta bu anın çağrıştırdığına benzer bir…

Nasıl desem

Daha bu sabah düşünmüştüm

Tam da bu tonlarda bir yerdeydi yüreğim

O yüzden işte bu kadar yakın

Rüyamı da

Sorgularımızı da katmışsın ya içine

Seni gidi

Akıl cambazım benim

Seni gidi

İncelikler büyücüsü

Ne mutlu yalnız değilim bu derinlikte

Benden cüretkâr sen varsın

Tüpsüz dalan deli…

 

Brüksel, Mayıs 2020

 

 

Sen bas sel misali buraları

Öyle sarılasım var ki
Sana
Zaten oldum olası…biliyorsun
Daha bu sabah da konuştuk ya
Delik deşik biraz
Ondan bundan
Uzansam değebilirdim sanki özenilesi merhametine
Kırılganlığını desen
Kendi yüreğimden biliyorum
Uykunu bölen kaygılar tanıdık bana
İkilemlerin
Ne çok zamandır iç cebimde geziyor benimle
Rüyalarıma katık
Seni isyanlara sürükleyen O sonra
Hani ömürler dolusu kapıldığın
Kendine rağmen
Kendinin de çözemediği bir nedenden
Ya da bile isteye de
Ne fark edecekse
Ah o anlattığın var ya
Başkasına desen hani
Üçüncü heceden sekecek olan
O dediğin
Ezberimdeki şiir benim, yazgım, yazdığım

laleler)

Bir de üstüne
Laleleri yollamışsın öylesine masumane
İyice doldun içime bak renk renk
Mayıs’tan önce sen yerleştin takvime
Hakkın da ne diyeyim
Kendine dalışın yeter be Delilik
Nasıl pür Cesaret
Ürksen de sahiplendiğin sorguların yeter
Seni de
Beni de
Büyüten
Köpürmelerin beklenmedik anda
Geri çekilmelerin uysal
Gitmelerin bir boy
Dünyanın öbür ucundan dönmelerin
Kafa tuta tuta kabuslarına evrenin
Deşen, arıtan ve avutansın
Atarken de
Anarken de
Yüreksin
Koskocaman ve mucizevi

Bak gördün mü
Şiir oldun yine emeksiz
Yüreğin anlatmayı seçtiyse yüreğime
Bir bildiği var
Ve belki de ondan
Bu denli içime işliyor söylediklerin
Mesafeleri buruşturup atasım var bu akşam
Maskeleri de özenle yırtıyorum şuracıkta
Bir deli yağmur insin istiyorum ardından
Yalasın-yıkasın-uğurlasın bu kiri
Bu birikmiş çamurunu içimizin eli değmişken
Aramıza giren ne varsa haddini bilsin gayrı
Ve çekilsin sahneden
Sen bas sel misali buraları
Ansızın ve yoğun
Mayıs’tan önce sen yerleş takvime
Yaza da kal, güze de
Pür Cesaret diren
Pür Delillik
Sen bas sel misali buraları
Sarılalım…

Mayıs, Brüksel 2020

Bu Bahar Bu An

Aylardan Nisan

İçlerinde en sevdiğim bilirsin

Uçuk pembe kokar sabahlar

Yeşil limon sarhoşluğunda gelir akşamüstleri

Bir kız çocuğu gülümsemesi

Sektirmez, canlanır her seferinde

Burnuma değerken olmadık bir çiçeğin meramı

Güneş gibi asılı kalır tepemde o gülüş

O koku

O fısıltının paylaştıkları…

 

Masum olduğu kadar cesurdur Nisan

Çatlaklarından sızıp dürter derinindekini

Yara mı desem emin değilim

Bilmece mi diyorsun sen şimdilerde ona

Ne çekip gidendir hani

Ne de gönüllü kalıcı

Sessizce var kılandır seni

İsim de adres de kayıp

Sınıflandırılamayanlarda sisli

 

Aylardan Nisan

Kışın artçısını kovalayan hani

Gölge savan o ısrarcı esinti

Sanırsın ki sırf sen

Sanırsın ki blr tek sen

Coşkulan

Müjdelen

Diye var

Sansürsüz hayallerinin suç ortağı Nisan

Ne kaybedersin? cin hani

Hep yanıbaşındaki

Seni dosdoğru görmekten yılmayan

Sardığıyla akıtan deli

 

Aylardan Nisan

Yeşil çok başka vuruyor gözbebeğime bu sefer

Sirenler geçerken leylak kokularından

İhtişamlarına söz yok tomurcukların

Lakin ürkütücü bu eğik başlı sükûnet

Çelişki desem de anlatamam ki tam

Daha çok bir

Uzanıp da tutamamak hikayesi

Kavuşma hasreti en içteninden

Ya da

Düpedüz

Sadece

Bilinmeyen

 

Aylardan Nisan

Herkes

Her an

Her şey

Nisan dahil

Biraz var

Simdi var

Bir bakmışsın var

 

Sabrım yorulmadı desem yalan sevdiğim

Ama an

An hiç bu kadar dolmamıştı öncesinde

Böyle işlememişti içime

An

Hiç bu kadar

Benim olmamıştı…

  • AnCicek

 

Brüksel, Nisan 2020

K… Günlerinde Aşk

Ezberin bozuldu

Çok hızlı ilerliyor her şey haklısın

Hep bildim sandıkların sorguda

Deneyim küpün su alıyor

Güç bela oturttukların ayaklandı

Bir ömür dizdiklerin sallantıda

 

Bildik güç yaman fire veriyor

Etiketler yirmi dört saatte çöp

Neonlar nasıl da göz alırdı hatırlarsın daha dün

Buraya kadarmış

Kimi sloganların ömrü

Şimdi şu virajda

Biri usulca frene basacak diyorsun

Bir soluk belki, hadi nolur

Kurtaracaklar hepimizi

 

Mavi göğe bile başka gözle bakar oldun artık

Hani ilk kez karşılaşmış gibi

Güne uyanışların sarsıcı şimdilerde

Sabahlar hiç tanımadığın bir renk

Çok gaddar bu bahar diyeceksin biliyorum

Sağ gösterip

Her yerden vuruyor

 

Ezberin bozuldu

Çok hızlı ilerliyor her şey haklısın

Deneyim küpüne kurt düştü

İçin basbayağı yanıyor

Hep çalışan çözümlerin?

Hiç sorma

Bir yere kadarmış işte

Mavi göğe bile başka gözle bakar oldun

Değer üstüne saatlerce düşünüyorsun

Arda kalan üstüne

 

Şairler bugün hiç olmadıkları kadar yakın sana

Saksafon solo muazzam dokundu bu pazartesine

Ortancanın tomurcukları

Çocukluk arkadaşının sesi telefonda

Kilometrelerce uzaktan

Rahmetli olmuş babası birkaç gün önce

Baharatları tek tek koklayasın var törenle

İsyankar çığlık

Hiç bu kadar yakın olmadı sana

 

Bilinmeyenlerle dolu bir dünya bu kabul

Sağ gösterip

Her yerden vuruyor

Alt üst olan bin bir kavram

Evet yürekler her gün yanıyor

Mavi göğe bile başka gözle bakar oldun artık

Biliyorum acıtıyor

Benim içim de benzer kanıyor

 

O acemilikteki diriliğe sarıl ama sen yine

En sıkısından sarıl, dinle

Yeniden öğren hepsini gerekirse

Belki düz

Belki tepe taklak

Kıvran madem anlamı var

Topyekün sınan

Karşılıksız aşka benziyor biliyorum

Ummak bu ara

Hayal kurmak yaşama dair

Olsun, umurumda değil

O sevmedi diye vazgeçilmez ki sevdadan

Sevdasız bir hayattan

Deliliktir aşk, adı üstünde

Hesaptan, olasılıktan anlamaz

Cesarettir aşk

Sahip çıktıkça yaşar

Yaşayacak

En muazzam aşkım

Aşkımız

Hayat…

 

IMG_4254

 

Brüksel, Mart 2020

 

Dut

Sıyır at üstünden şu an

At, hatta akıt yol yorgunluğunu

Yorgunluğunu gönlün, gönlümüzün

Durak de istersen buraya

İstersen soluk

Bekle

Sensizliğimde ben ol

Bekle

Ne ört ne de harlandır sen o ateşi

Bırak

Kendi bildiği gibi yansın

*

Islah olmaz sorgularımı

Oturt bir köşeye

Oturt ve terk et

Ölümüne unut bugün hepsini

Yıllardır yanın sıra yaşlanan

Sabrını da çıkar üstünden

Korkman anlaşılır

Korkum öylesine biz

Acıtacak elbette o çıplaklık

Kaçışı kaderi saydığını anlaması insanın

Canımız yanarken büyüyeceğiz

*

Dilinin ayarını da bırak, ricacınım bu gece

O kibirli temkinle beraber salla at

Salıver akışına zamanın

Kavuşma acemisi kimlikler

Kimliklerimiz

Eriyip gitsinler hükmünde yazgının

Özgür irade eğsin başını

Yeşermese de keyfetsin ümit bir an

Göz kırpsın

Bilelim ki o kazandı

*

Göz kararı bir sen koy şimdi ortaya bak

Çalakalem de bir ben çiziktir yanına

Yetecek göreceksin

Hatta iyi gelecek

Sabah mahmurluğuna karışan tanımsız hüznüne

İlaç olacak

Uykuya teslim olmadan önceki saniyendeki sızıya

Unuttukların da gelecek buraya, söz

Yaşamadıklarım da

Her neyse

Her kimsek

Ne olmuşsak birlikte

Neye dönüştüysek zamanla

Hepsi gelecek şu ana

Çok ama çok olacağız hepimiz

Göreceksin o kalabalıkta

*

Gözün kavuştuğunda gözüme

Açlığın doyumsuzluğuma değecek

Birden

Her şey

O ölümüne sevdiğim gök gürültüsü olacak

En korkup en sevdiğim

Islanmayı dileyeceksin için için

Islanmayı

Karış karış

En derininden

Hiç olmadığın gibi

*

Yaslan artık arkana, güven

Ben varım, buradayım

Söz

Düşmeyeceksin

Üç saatim varsa üç saat

İkiyse iki ama

Söz sana

Düşmeyeceksin

Zamanıdır

Salla gövdesini

O sır küpü dut ağacının şimdi

Dalda tutunanlar sana emanet

Dizime dökülenler

Benden bilinir…

Paris, Ocak 2020

 

Hafif

Hafif şeyleri seviyorum ben

Rüzgarı mesela

Uçurtmaları

Yükselişini ayın

Yıldız kayışını

Damlaları sonra

Saydamını tutkulu suyun

Akmak delisi olanları

Ne pahasına olursa olsun gidenleri

Kalmak artık gurursuzlukken

*

Yelkenin macera vadeden dokusunu seviyorum

İpek fularların asaletindeki meydan okuyuşu

Kelebek kanadını

Cırcır böceğini

Parmak ucuna yükselişlerini balerinlerin

Köstekli saatlerin asırlık zincirlerde sallanışını

Ölümüne klasik

*

Çıtır salatalık kokusunu seviyorum yaz basarken

Üstüne düşen tuz tanelerinin kıpırtısını

Beklerken

Limon suyunun ansızın yağışını tepeden

Zeytinyağının bağlaştırıcı çağrısını, sarmalayan

Sokuluşunu dağ kekiğinin kırmızı toz bibere

Hikaye ettiklerini burnuma

Unutturmadıklarını en çok

*

Hafif şeyleri seviyorum ben

Ortancaların çıtır yapraklarına dokunduğumda biliyorum bunu

Çakıllara değdiğimde bir sabah

Çıplak ayak gezelediğimde sahilde

İçinden ben geçmeyen bir cümlede arındığımda

Dostun sesindeki tanıdık tınıyı seviyorum

Kulaklarımı avuçlayan sıcaklığı

Bizliği işte, bilirsin

Ruhum bir beşiğe yatırılıp avutuluyor sanki

*

Fısıltıları seviyorum

Göze alabilmeği

İmkansız sanılanı

İçtenlikle anlatmaya çabalama cesaretini

Yüreğin ağırlığını dökmüş

Bedenleri seviyorum; sızısız ve hesapsız

Söyleyen dile kurbanım

Uzanan ele

Atılan adıma

Bir seferlik gibi başlayan itirafın

Geleceği yazdığı o anı seviyorum

Muhteşem sadeliğini

Küçücük bir çiziğin

Bin yaşanmışlığı silebilme cüretini

Hayranıyım aklı başa getiren deliliklerin

Hafif şeyleri seviyorum ben

Oldurabilmenin keyfini mesela

Yer açabilmeyi hayata

Kucaklaşmalarımızı en çok

Tek tek

Ve ayrı ayrı

*

Bir yer var bu aralar hep aklımda

Su üstünde ahşap bir iskele, sakin

Çilek mevsimi geçmiş diyorlar

Umurumda değil

Kirazın sonuna yetiştik elbet

İncir dediğin de

Bugün yarın gelir

Hem de tam senlik

Tek gözlü bir kedi sürünüyor sol ayağıma

Ay tutulması diyor

Yağmur bereketi

Maviye açıyorum gözümü her sabah

Doğaçlama akıyor gerisi

Her gün bir kavuşma var

Gözüm açıldı diyelim

Takvimleri şezlonga serdim ki yansınlar

Dilek kiplerim izinde

Yüzmek şimdiki zaman

Yüzmek birinci tekil şahıs şimdi…

 

Brüksel – Selimiye, Temmuz 2019