Kelebek

Çarşamban muazzam olsun sevdiğim. Perşembe ötede değil zaten. Köşeyi dön şuradan sen, sonra kime sorsan gösterir. Cuma dediğinde beraberiz.

Kuş uçuşu mesafedeyiz yani. Kuşlar üşenirse de ne gam. Uçaklar var. Niyet olsun yeter. Biner geliriz.

Bu hafta sonu müjdeli bir ay doğacak hanene. Mumlarını üfleyecek tanıdık bir nefes 31inde, Pazartesi kabarmış yüreğin yatışacak kuşkular sönerken. Bedenimiz sana ve bana emanet.

Göreceğim vardı. Hep olacak. Asi otlar gibi biter bu özlem. Savaşma da yaşa, severek. Sevmezsen de yanında yat. Şükret!

Sindirdin mi bu yılı küçüğüm? Hazır mısın fazlasına? Direncini cesaretinle aşıla öyleyse. Hayallerine kırmızılar giydir. İsteklerinle konuş yüksek sesle. Söyle, hepsi eksiksiz gelsinler. Susmasınlar ki olduralım. Çığlık çığlığa sevsinler.

Kelebeklerden konuştuk bu sabah ve anlaştık. Ben okuduğumda seni gördüm. Sen kara yazdın efsaneyi. İkimizin bildiğini ister anlat ister sakla.

Büyüme. Hem uçarı kırılgan hem güçlü dur, hep hayattan yana. Hevesin çocuk, saçların asi kıvırcık kalsın.

Şiirleri yazarım söz. Hikayemiz sende. Ruhumuz ikimize emanet.

 

Antalya, Aralık 2018

Akacak kan

Önüme sürme o pişmiş aşı

Ben düzen sevmiyorum

Çok oldu kıralı kalıpları

Başlık koymuyorum epeydir duygularıma

Cetvellerim kırık

Çekmecelerim alt üst

Kucaklaşıyor şehirlerim

Bambaşka zaman dilimlerinde

Sevişiyorlar birbirleriyle yaşadıklarım

Ter içinde

Pergellerim topal, ne gam

Kim kaybetmiş de ben bulayım

Üç yüz altmış dereceyi

Tanıdıklarım tanış lakin

Hikayeleri sırdaş

Dillerinde

Uyaksız şiirlerim

*

Canım deme bana öyle gelişigüzel

Herkesin sıfatını sevmiyorum üstümde

Yavanlığını sevmiyorum olası aşkın

Halsizliğini hesapçı kulacın

Basbayağı gürleyesi var içimin bu gece

Duyarsızlığına okumuşun

Zamansızlığına yetkinin

Çözümsüz değiliz ki sevdiğim

Yürek de

Zihin de bizim

*

Dilenmekle aynı tümcede olmamalı merhamet

Tereddüt yakışıyor mu o güzel diline

Her sevdiğine ilanı aşk etmek

İçinden geçerken

İçin ki asıl evren

İçin ki göbeği dünyanın

Biliyorsun

Kaç kez konuştuk bunu biz

Ölümlü insan

Kısacık zaten soluk

Ne kadar özlesen de gelmiyor

Adı üstünde

Geçmiş

Geçmiş zaman

*

Tuttuğun elinde şimdi

Sade şu an istediklerin

İzin verebilsen hayata sen

Gideceği yer belli

Akacak kan

Yol sormaz ki sevdiğim

Nasıl sevileceğini seçemiyor insan

Olduğun gibi sevmekse tamamen senin

Ezberini boz gayrı şu denklemin

Gürle

Hakkındır; gürle

Anı, hayatı, aşkı

Yeniden yazan Kadın…

Budapeşte, Kasım 2018

Yeşil Ayva

Ben geldim

Buradayım

Ve sensin dedin zamanım

Zamanım sensin

Bundan böyleyi bilmem

Lakin şimdinin hepsi senin Sarı

Adağım ve odağımsın avucumda

 

Bir martı çığlığında

Korkusuzluğu seçtin bilinçle o gece

Önünü görmediğinden değil

Önündekine karşın

Olasılık değil, gönül işidir dedin yaşam

Yaşamak gönül işidir

İnsanlığının aydınlığı düştü tenime

Yalınlığı hevesinin

Adada

O gece

 

Ayvayı sabırla dövdü

Emektar tahta kaşık

Sırtı çok güngörmüş

Sırtı engebeli Sarıyla tanışık

Darbeleri dost fısıltısı

Dokunuşu uyanışa davet

Yokuşu kılavuz sayanı

Yıldırmaz ki metanet

Bilir

Ne vakit kabarır ruhtaki yumru

Hangi yaşamışlıkta söner o ödem

 

Kimi sevdiklerim artık yok dedin

Zaman

Çok zaman geçti aradan

Bazı acılarım nedendi unuttum

Şimdimin hepsi senin Sarı

Dedin soluğumu tutarken avucunda

İnsanlığının aydınlığı düştü tenime

Yalınlığı hevesinin

Korkusuzluğu seçesim vardı

O gece

Adada

 

Gevşedi dokunuşunda burgusu ruhun

Dikenlerim siperlerine gömüldüler

Yumuşadı yüreğin sırrı

Çözüldü dil

Batırdığınla çıkardın derinimi

Açıldık

Sen yanıbaşımdaki ağaç oldun ansızın

Ben sarmaşık

Göz alabildiğine yeşildik

Sarıdan eser kalmadı

adayolu

 

Kasım 2018, Büyükada – Brüksel

 

Üç Harf Bir Çengel

 elcin

Bak burada başlıyor o yol
İstersen seç
İster yok ol
Taşı koynunda gezdiriyor nicedir patika
Hem yaşanmışlık üstadı
Hem cüretkar
Bir düz gidiyor garibim
Bir kıyım diyor, üç zarar
Heybetle yeltenmenin kitabını yazmış
Veda etmiş bir hışım dört mevsimde
Kazınıp kalmayı çekmiş tüm zamanlarda
Kipler dün gibi aklımda diyor
Gururdan geçtim
Artık hep rahat

*

Denizi yanına al da yürü dilersen şimdi
Biliyorum bir başlarsan
Efsaneler boyu gideceksin
Ne çok şehir kalacak ardında
Ne çok eskimiş zaman
Serseri çiçekler kestiğinde yolunu
Aynı ben diyeceksin
Çapkın ve isyankar görünecekler gözüne
Suç ortağın
Yol arkadaşına dokunacak usulca
Ne mutlu diyecekler
Otuzunda bilmek vardı işte şunu
Sahip çıkmak yeterdi ana
Yalnızken de çoğulduk aslında

*

Rüzgarın kabarmış sır defteri
Dost kulağına hasret
Beklemiş inançla
Soluk kadar hafif şimdi bedeni
Ara ara değil, yetmez diyor sana
Mütemadiyen bakacaksın artık dalgalara
Ezberine kazımak için
Kayayı döven şiddetini
Köpüğün
Göz alıyor bilirsin
Yürek açıyor
Akta beslenen sabır

*

Senin fırçandan çıktı bu resim
Yer de gök de alabildiğine mavi
Aynı dikbaşlı mavi
Tıpkı ben diyeceksin, doğru
Can çıkmadıkça çıkmayan huyun
Yollasan da geri gelen duygu
Damlanın derinliğindeki vurgun
Üç harf bir çengel
İsmin
İstersen seç şimdi
İster yok ol

 

Dublin-Brüksel, Ekim 2018

 

 

Photo copyright: My friend Christoph R.

 

Oradaydım

3f230945-2c29-40a7-915f-dd0b0b07ac88

Perileri firarda bir masal

Diye girdin ya söze küçüğüm

Bildim ben

Upuzun ve mavi

Alın teri umudun

Kıvrım kıvrım nakış

Engebeli

Yürek köpüğü

Zahmetli oya, renk büsbütün

Endam ölümüne

Midende kramp

En derininden kadife

*

Okşayasın gelir de

Ürkersin ansızın

Tutarsın hevesi

Tüter çamlar simsiyah

Kızarır begonvil kuytuda

Yelkenlerin çat pat eder rüzgarda

Gidersin de ileri

Seyredersin

Görmediğin koy kalmaz

Havai fişekler peşinde

Vuruşmak girer rüyalarına

Mücadele imansız

Teslimiyet yücelten

Balıklama daldığın aşk

Şimdi sensiz

*

Hükmetti

Dedin ya; bildim küçüğüm

Harbi kütüründen erik

Dişini kamaştıran

Çekirdekleri dile geldi o gece

Bal zengini incirin

Tam da ayrılırken

Hepten gidecektin de durdun

Soruların düştü cebinden

*

Perileri firarda bir masal

Dedin ya

Tanıdım ben küçüğüm

Gözüpek ürperti yakınım

Bilirim nasıldır

İlk bakışta deprem

Tek sözde kıyım

Yalının katıksız kudreti

Sade şiddet

Dizeler, su baskını

Gümbür gümbür tokat

Baştan çıkaran ses

Bir o kadar acımasız uyak

Aşk hep soluk rakipsiz

Hem yıkıntıya davet

*

Nereden bildin diye sorma küçüğüm

Sorma da sende kalsın

Büyüklük

İster Ağustos’a ver dobralığımı

İster yaşının farkına yaşımın

Ver de hoş gör

Haddimi aşışımı

Yahut ayaklan

Öfkelen cüretime

Doğrusun da küçüğüm

Senin için benim haddim değil

*

Kurdum kafamda sahnelerini

Efsunlu, serseri bir nota

Hayal ettim

Paragrafa bitişmeyen sözcük

Mora meftun kayıp bir hece

Bilfiil inliyor sonsuzda

Satır bitiminde durak

Heybetli unutkan umut

Pis içiyor aydınlık gecelerde

Yosunlu sarhoş küçüğüm

Hem sana rağmen isyankar

Hem kulun kölen

*

Ege dedin de işittim

Fısıltısını akşam sefasının

Sır üstüne sır o yapraklar

Kapan içinde kapan

Yürek

Dedin de sezdim ben küçüğüm

Ayın dokunduğu lacivertte

Küskün onuru zakkumun

Deniz fenerine el ederken

Sen kıvran dur der sevdiğin

Sırdaşın dalga

Yüzdükçe kaynaştığın

Tatmayı geçti bu özlem

Deniz tuzu kimlik

Deniz tuzu ezberin

*

Perileri firarda bir masal

Dedin ya küçüğüm

Gördüm seni ben oracıkta

Düşüne sızan esmek özlemini gördüm

Parmak uçlarının telaşını

Ölümüne keşfeden

Mora meftun o sabıkalı heceyi

Kıyamam, sökemem dudağından

Hesabını kesecekken tam da o ikindi vakti

Sorgudan destan doğurttun, bildim

Yürekten yıldız

Astın da orta yerine göğün

Kırpık ki ne kırpık lakin kanatları

Nereden bildin diye sorma artık küçüğüm

Sorma da sende kalsın büyüklük

Yaşadım kibirli söz

Ben oradaydım diyelim

Periler şahidim…

 

Selimiye- Brüksel, Eylül 2018

 

 

Beni düşündüğün her anı biriktir

Kapalı kutu

Açtım, soyundu

Çırılçıplak

Avucuma silkeledi birikmişini

Dedi direk

Dedi yelken

Dolunay

*

Kapalı kutu

Kondu omzuma

Dedi zeytin ağacı, sırdaş

Bildik kekik

Kokusu burnumda

Cırcır telaşı böceğin

Diyesi var ölesiye

Haykırası var

Suskunluğunu yaşanmamışın

Boğazdaki birikim ki

Cesarete kavuşası var bu akşam

Öyle derin keser çıkını

Öyle döver dalga dalga

*

Kapalı kutu

Çınlat dedi meydanı

Kavur artık, korkma

Yanmayan can değil

İnciri andı ansızın

Öylesine Ağustos o delilik

Hani pür heyecan

Büsbütün yeşil

Bala batmış bedeni

Göz göz kırmızı

*

Bakarsın

Çocuk olmuşum dedi

O Ayvalık yazında

Misketlerimle koşuyorum sana

Keçiboynuzları cebinde

Gülersin belki dedi

İhtişamlı

Yürek dolu bir kahkaha atarsın, sahici

Sevesim gelir yıkımına

*

Beni düşündüğün her anı biriktir sevdiğim

Bakarsın duyarım

Bakarsın yazasım gelir illaki

Kelimelerim hep sana yüzer Ege’de

Bildim bileli susar hepsi

Bildim bileli haykırır

 

Cunda, Temmuz 2018

Hayat çapkını

Sen

Ne ara

Ne hışım

Ne heves

Dalıverdin bu bizliğe?

Hayat iki düz dedin

Bir ters

Ne ara alıştırdın beni

Düne kadar

Kuytuda

Kuluçkada sabreden

Bizliğe?

Ne zaman kuşattın söylemi

Usulca hükmettin ana

Üfledin de dinledi

Şaşasım var

Dünya biliyor

Büyük harfler ve ünlemlerle

Şaşasım var

Hayran olasım var

Gündeliğin şahaneliğine

Çok acayip

Çok çarpıcı ruhun

Uyurgezer biraz

Duru

Derinliğince

Devirdin ya tek tekmede sorguları; pes

Yittiler

Kapıları kul ettin

Sınırları yerle bir

Hangi soluğunda çözdün bilmecemi

Ne zaman tanıdın

İçimi bu kadar

Yüreğin sırrı verilmez; bildin sen ilk baştan

Sır dediğin dilden sökülmez

Okunursa emeksiz

Birleştirir

Bağlar adamakıllı

Adam eder

Başka türlü eğer, büker, tek eder ikiyi

Hangi ara kalktı başın bilmem

Onca derdinden

Neyseki merak etmeyi

Sevmeyi sorgusuz

Hiç bırakmadın halsiz

Hayat iner çıkar etrafında

Bilirsin artık; defalarca yaşadın

Sen sabırsın ama hep

Sen hep sevgili

Yaraların güzelliğin

Gücün sapasağlam

Eksik sandığın parçan o

İnancın, özgün

Ölesiye yaman

Sevecen kavgacı

Hayat iki ters

Bir düz bazen

Ne gam

Yakalanan bizim lakin

O anda

Ve hep

Bana yakıştırdığın sıfat

Yıllardır aradığım ad:

Hayat çapkını

Daha sıkı bastım yere bugün sayende

Gözlerine

Ve ruhuna minnet

Güzellikte uyu bu gece…

img_1538.jpg

Paris, Temmuz 2018

Sincap

Birikti mi

Gözümün nuru

Anlatılmak tutkunu

Hikayelerin

Yüreğinin çırpıntıları

Şiirden ürken dizelerin

Sessiz ve sorgulu

Ve diğerleri tabii

Köküne kadar aymış

Yine de

Az çocuk

Az duygulu

*

Dilinin ucuna gelenleri

Yazdın mı bir bir

Ekran

Emoji

Ve klavye kullanmadan

Eski usul

El emeği

El yazınla emektar

Göresim var

Biliyorsun öylece

Duyasım var

*

Büyük harf

A larına kuyruk taktın mı heyecanla

Eteği uçuşan

İnce belli

Ölümüne kırılgan

A larına

İnadına şimşek

Körkütük aşık kadınlar gibi

T lerini yumuşattın mı bir nebze

Görüşmeyeli

Direk yerine dalga

Çubuk bedeline yay

Hüküm pahasına dize

Düşledin mi benim için

Benim hatırıma

*

Özledim derken utanmamayı öğretti mi zaman

Aşkı

Gururdan üstün

Gündeliğe inat

Varlığından öte

Saymayı

Hıçkırık kadar uygunsuz

Ses çıkıyor

Ses veriyor

Biliyorsun

Ölümüne sahici ama

Ne gam

Biliyorum

Biliyorsun

*

Kabullenmeyi çarptı mı hayat yüzüne

Yıkandın mı

Yakalandığın güçsüzlüğünde

Aydın mı ansızın bir sabah

En ummadık anda

Çok erken

Çok aydınlık

O anda

Mavi bir buluta doğru

Uçarken bir salıncak deli

Sınırları parça parça edip

Paçavra fiyatına sattın mı

Özünü hatırlattı mı sana

Anlar içinde

Başkaldıran o tek bir an

*

Şimdi

Bir sincap sorgularda

Fındık kabuğunun kapısını çalan

Ateşini avuçladın mı

Göğün ansızın

Gece vakti

Hem gurur

Hem çocuk

Geldi mi aklına

Birikti mi

Gözümün nuru

Anlatılmak tutkunu

Hikayelerin

Gözünde tüttüm mü

Diledin mi dileğimi bu gece

Beraberiz

Gönül bu gönül

Hayal bizimki

Gerçek istersek

Sen çok ben…

Brüksel, Haziran 2018

Salıncak

Hayat kurşun kalemle yazar

Ölüm siler

Şiir hatırlar

Kimsenin şiir kadar güçlü hafızası yoktur”

Christian Bobin – Salıncağın Sesi

8887ef93-91c0-4d8d-bc12-c45550c33202-e1531387494706.jpg

Dik dur

Ardına bakmak

Acı değil

Güç versin sana

Öğrendiklerinle gurur duy

Gözünün ışıltısına vursun

Tuttuğun eller

Dokunduğun gönüllerdeki kalabalık

İlgini hak eden herkese

Açtığın kucak

Senin değerin

Anlamı hayatın

Kura değil

Bedel değil

Alınteri yolculuğun

Kahkahası

Yüksek sesle

Bulutlar için şükretmeyi unutma

Baharı beklerken

Acelen

Gölge etmesin kıvamına anın

Taze ekmek kokusunu

Değişme üç dakika kazanca

Önce kokla

Sonra afiyetle ye

Otur

Ayakta kalma bu hayatta

Otur, soluklan

Bırak

Kendine getirsin seni

Dostunun sesi

Zaman yarat

Yer aç

İzin ver hatırlamaya

Bebeklerin öğlen uykusundan çal

Acıyan yerlerine bas

İyi geliyor

Denedim de biliyorum

İyi geliyor

En bittim dediğin andaki filize tutun

Belli mi olur’a tutun

İlk kez yap bir şeyi o gün

Korka korka yap

Midende düğüm

Yürü mümkünse

Çökmek, kalmak yerine

Göz alabildiğince yürü

Bir yabancıyla konuş

İki yabancıyla konuş

Güngörmüşlerse

Yakına gelecekler

Acıyı yaşadılarsa

Dilini konuşacaklar

Hafifleyeceksin

Git, gör, tat

Şaşırt kendini

Uç, düş, kalk

Morart dizlerini

Merhemler var

Sürüyorsun

Geçiyor morluklar

Yaşadığın

Yanına kar

Küçük oyunları var

Ve büyük hesapları

Gör de katılma

El salla uzaktan

Ben buradan bu kadar

Hadi siz sağlıcakla

Herkesin işi değil

Islık çalmak

Nota yetmez

Nefes ister

Umursamazlık ister azıcık

Bilmezler

Yaratmakla doyanlara

Şapka çıkar, şükret

Kolayla gelmiyor

Kendini kabullenmek

Yol senin

Seçim senin

Son söz hep senin

Rüzgar saçında

Çiçek teninde

Tohum ruhunda

Ekersin

Çok bahar tanıdın

Çok yağmur

Biliyorsun sonunda yeşerir

Ne yaparsan tarih olacak bir gün

Sen bir kıvılcım gül bugün çılgın

Gelgitler hep vardı

Hep olacak

En kısa yol en sağlam hesap değil

Sallanmak illa yıpratmaz insanı

Savrulunca yerleşir bazı taşlar yerine

Belli mi olur’a tutun şimdi

Geri yaslan

Öne eğil

Göğe uzan

Yere bak

Hız alırken haykır

Keyfince

Kurşun kalem

Yazsın seni…

Brüksel, Nisan 2018