Sesli Kart

Sen yaz çocuğuydun

Gözünden bildim tanıştığımızda

Çabuk güvenenlerden değildin

Yaşadıkça gördüm 

Kolaydan gelmedin 

Zordan korkmadın hiç 

Yendin, tırmandın, aştın 

Uzun gölgelerde kısacık soluklandın 

Hangi yarımkürede yazsa 

Ona yetiştin çokluk

Denize de yeşile de tutkun

Öyle hissettim ki bu şehirde 

Çoğunluk nefesini tuttun

Soluğu hep uzaklarda buldun 

&

Senin kadar güvenemem insanlara 

Demiştin 

Kapıların kapanıverirdi aniden doğru 

Geçit vermemeyi seçerdin

Henüz gölgesi belirdiğinde şüphenin 

Güzel de mesafe koyardın yetkin

Sarı spor arabanla, o bir

Gösterişli şapkalarınla renk renk 

İkisine de bakakalırdı çevren 

Farklı görünen korkutur çoğunluğu 

Oyun gönlünce kurulur böylece 

Yaklaşmasınlar istersen 

&

Ben daha çok anlatan oldum ikimizken

Sen yüreğiyle dinleyip özümseyen

Çok konuşmayı sevmiyorsun kendinden belli

Paylaştıklarınsa gönlümde

Benden çıkmaz, bizde gizli…

Ne içten alkışladın başarılarımı

Ne çok güven verdin bağımsız adımlarıma 

Sorgularken

Kaç kez tuttun elimi

Düşesim var ya da yokken

Sarılışlarımız hep kuvvet, kenetleniş

&

Kitaplara aşığız ikimiz de 

Yazılara, şiirlere

İfade gücüne aşığız 

Doğum günlerimde hep bir kartın var hazır

Özenle aranmış, dokunmuş her defasında

İçinde biraz sen, biraz biz

Çokça hayat saklayan

&

Şiirlerimi soruyorsun bana sık sık

Kitaplarımı imzalattın 

Bazı dizelerimi çevirdim sana

Konuştuk üstüne, yorumladın 

Bir şiirimi yüksek sesle okutmuştun bir gün

Anlamayacağım belli

Kulağımda tınısı kalsın diyerek

Dizedeki tempo 

Sesteki duygu 

Tercüme istemez 

Doğru

&

Bu yaz doğum gününde kapandın 

Hırpaladı dünyanın hain kurtları seni

Küçük hesapları öyle kirlendi ki

Kendi değerlerini sorgulattılar sana

Bu yaz Temmuz’da yoktun

Ağustos’ta da

Kırık döküktü mesajların

Kendinle kalasın vardı

Bekledim

Yaza yaza 

Bekledim

&

Buz gibi bir Eylül akşamında karşımdasın bugün 

Yazı terk edesi olmayan ruhlarımız 

İnce ceketlere mahkum etmiş bedenlerimizi 

Beraber gülerek titriyoruz 

Benim şemsiyem var

Senin neyseki şapkan

Uzun zamandır içtiğim ilk bardak şarap diyorsun 

Benimki de valla 

Vuran vurmuş 

Savrulan savrulmuş 

Şu geçen aylarda 

Geçmiş ama işte 

Adı üstünde 

Geçmiş

&

Hediyeni veriyorum seveceğini umarak

Gözünün ışıltısı turuncu

Bu iyiye işaret 

Kutunun dibine gidiyor elin

Kart?

Diyorsun

Deniz kart nerede?

Görünür bir telaş içindesin

Seni buluyorum o telaşta yeniden

Gönlünün güzelliğine hükmedememişler

&

Bugüne yetişmedi diyorum

Biraz utanarak 

Seni görmeden yazamadım 

Diyemediğimden

Geliyor diyorum kart

Bir kaç güne geliyor 

Söz sana haftaya

Sesli okuyacağım 

Türkçe olacak fakat dert değil

Dizedeki tempo 

Sesteki duygu 

Tercüme istemez demiştin

Doğru…

Brüksel, 14 Eylül 2024

Gözümde sen

Karşımda duran sen

Kimi an aceleci

Kiminde dalgın

O yumru midende seğirdiğinde

Katlanıp kapanan kor

Benim gözümde sen

Doğal

Özgün

Özümsemiş 

Ayağı yere basan

Büsbütün, tam

Eksiğin yok ciğerim 

Olsa olsa sadece fazlan 

Benim gözümde sen

Kendiliğinden güzel 

Özünde duru

Duruşuyla bağlayan 

Hazır

Çoğalmaya da

Dolup boşalmaya da

Hazır 

&

Orman havasında soluklanırken sade

Elin hesabından 

Hadsiz yargısından

Çoktan sıyrılmış o güzel aklın

Yansımaları anımsıyor 

El almayı aydın sofralarda 

Damar damar

Gümbür gümbür

Yaşayanlardan

Ve iyi ki diyor yüreğin

İyi ki oradaydım

Yaratanlara yakın 

&

Benim gözümde sen

İncelikli konuşkan çocuk

Coşkulu ruh ışıltısı 

Beklenmedik anda basan heyecan

Düğün dernek fısıltı

Duruyorum dediğin yer dahi rüzgar

Sen aslında uçarak soluklanan

Doğal 

Özgün 

Özümsemiş

Kendiliğinden güzel 

Özünde duru

Duruşuyla bağlayan 

Hazır

Yeniden çoğalmaya beraber

Gümbür gümbür yaşamaya

Hazır…

Arif Keskiner‘in anısına

Demirciköy, Ağustos 2024

Deniz Işıltısı

Varın çok olduğu bir sabah

Suyun sesine uyandım 

Göz işitti çağrıyı 

Yürek gördü 

Alabildiğine cömert bu deniz ışıltısı 

Kıpırtısız

Sanırsınız

Hiç dalga tanımamış 

Güneş 

Yudum yudum

Karşı tepeye tırmanmakta 

      &

Biz bizeyiz dedi su

Grisi henüz dönmemişken maviye

Biz bizeyiz bak dedi

Sen, ben ve soluk 

Gel dilersen, bekletme 

Bakmak yorar bazen cesareti

Kavuş

Katıl

Bizden say kendini

Atladım

      &

Varın çok olduğu bir sabah 

Koyun sağ yakası mahmur

Gecenin yorgun fısıltıları son bir hışım

Didinirken kuytuda

Diri diri bir özlemle tanışıyorlar 

Geldiği gibi geçti 

An

Ay

Yıllar

Sol yanım güneşle ovulmuş

Parlamış yüzü

Okşayışla canlanıp önce

En şahane halini tanıyor

Israrla kavrulmayı tadacak peşinden

Önce bir gün 

Ardından bir gün daha

Ay

Yıllar

      &

Varın çok olduğu bir sabah

İki eski dostun sohbetine 

Şahit oldum suda 

Biri ağırından ilerliyordu, şapkalı 

Öteki hemen yanında

Saçsız sipersiz

Sorguda 

Sesleri kolkola yankılandı kulaklarımda

Yaşamları sarmaşdolaş 

Kaç yaz tescilli kim bilir bu rutin 

Bu “aramızda” deneyim 

Bana

Denizlerindeymişim

Gibi baktılar 

      &

Varın çok olduğu bir sabah

Kaybı pek tanımamış bir kadın 

İsyanlarda

Dilini fena yormuş komşunun malı

Ne şakacı karabatağı seçiyor gözü

Ne kediye zehirli balık tattıran veledi

Kurşun misali yağdırmakta yergiyi 

Kulaklarımı alıp kaçasım var

Belki 

Üç yıl kadar önce 

Aha tam da burada 

Az kalsın öldüğüm günü 

Anlatmalıyım oysa ona

Tam da şimdi ağzı köpür köpür 

Sızlanmalardayken bu muazzam sabahta 

Şükret demeliyim

Az dur da şükret be kadın

Lakin çekmiyor canım 

Artık kıymetini bildiğim canım

Çekmiyor 

Benim denizimdeymiş gibi bakıyorum ona 

      &

Varın çok olduğu o sabah

Aynı suyun kenarında

Yalvaç Hocam Filiz Hanım’a takılıyor sevecen

Gülüyorlar ışık ışık

İçim ısınıyor 

Saygın yol arkadaşlığı ne yakışıyor onlara 

Özen, bilgelik, sevda

Islanmak da öyle

Islanmak ne yakışıyor insana 

Suda eriyen 

Kuru kibir

Kuru gürültü 

Kuru iftira 

Alabildiğine cömert bu deniz ışıltısı…

Selimiye, Ağustos 2024

Not: Muhteşem fotoğrafı çeken gözü ve paylaşımı için Birol Korukluoğlu’na teşekkürler…

Şiirse yaşam

Çok hissedersen

Fena acırsın demiştin

Alabildiğine açılırsan sevgide

Toplayamazsın

Gelen gün

Geri adım gerektirdiğinde

Gerildiğinle kalırsın

Seçemezsen kımıldayamazsın

&

Muazzam yorulursun

Demiştin

Bu kadar derinden hissederek yaşarsan her gününü

Duyularına böyle sorumluluklar bindirip

Sabah akşam çalıştırırsan onları

Kulak versinler

Dile gelsinler

Farkı görsünler

Diye

Muazzam yorulursun söyleyeyim

Demiştin

Çekilecek gibi değil

&

Aklı olan korur kendini!

Çıkışın da kulaklarımda

Aklı olan korur kendini!

Ne zırhını çizdirir

Ne de kurşunlatır yüreğini

Yoluna bakacaksın dümdüz demiştin

Ü leri kafama vura vura

Yok unutmadım hiç

Sakın sağa sola sapma uyarını

Kendi üstüme alınmadım da

Hayat adına

Bozulmuştum

O ayrı

&

Tek yaşam yetmezdi çünkü sence

Benim istediğim derinlikte hissetmeye

Severdin tabii sen hatırlıyorum

İmkansız etiketlerini

İşine de gelirdi

Sıkı sıkı paketler yapıp

Koyardın kenara böyle

Olasılığın nefesini keserdin

Geleceğini olasılığın

Bizimkini de

Elin değmişken

&

Gözün açılmadı da henüz

Anlamıyorsun

Beş on yıla kalmaz

Uyanır, durulursun

Üç şiir yazacağım diye değmez bu çırpınış

Canın yanmaktan yorulduğunda

Sen de bileceksin demiştin

Yol yakınken dön diye anlatıyorum

Yoksa hayat senin tabii

Nereden istersen

Oradan gideceksin

Fakat diyorum sana işit

Yoğun hissedersen

Müthiş yorulursun

&

Çok yıl aktı söz köprünün altından

Seni andığım günler

Seyrelip azaldılar

Çok giden oldu asıl

Çok terk eden

Yakıp yıkarak kaçanlar

Acıtıp

Kabuk değiştirirken kanatanlar

Biz kanadıkça aydık

Kendileri bilinçsiz kaldılar

Sırasız ölümler yaşadık en zoru

Onlar

İstemeseler de

Candan can aldılar

&

Yazlar garip sıcağa bağladı görüyorsun

Gittikçe artıyor bu hiddet

Baharlarımızı yutuverdi değişim

Yerkürenin ateşi kızgın

Vadesiyle hesap soruyor

Birikmiş katmerli duyarsızlığı

Oturtmuş karşısına

Hesap soruyor

&

İçim neden rahat dersen bu karmaşada

Hayatla ben derim

Biz

Kucak kucağa aktık

Nefesi nefesime dolandı zamanla

Bazen düştük

Bazen sert takla attık

Çok bağ istemiştim

Aldım

Bedelini verip aldım

Samimi itirafım aramızda

Yanmaktan yorulmadı yüreğim

Yaşama dair dedik

Gel-gitieri yuvamız yaptık

Üç beş şiirden fazlasını da yazdım sonunda

İnanmazsın

Asıl olan dizedeki hayat değildi zaten

Sen hiç anlamadın

&

Çok hissedersen

Çok insanı katarsan yaşamına

Fena acırsın demiştin

Haklıydın

Seve seve

Doya doya

Acıdım

Yaşam en direkt yol

En dertsiz baş

En korunaklı kale değil

Baştan biliyordum

Yolu yürüdükçe anladım

Zırhım

Hani o dediğin zırhım

Bugün çizikleriyle övünüyor

Dönmeye nefesim yeter mi

Demeden yüzmek

Ne tatlı keyif bilsen

“Karşı” kıyı demeden gitmek

Karşıyı içine çekmek

Ne keyif

&

Üç beş şiir yazacağım diye çıkmadım ben bu yola

Kanamayayım diye çıkmadım

Kolayı, denenmişi seçmedim baştan beri

Kolumu kesmek gibiydi

Budamak

Olasılığın nefesini

Karşıyı kovasım değil

Tanıyasım vardı

Dizedeki hayat derdim olmadı hiç

Derdim hayattı…

Paris-Brüksel, Temmuz 2023

Öteki kalbime notlar…

Defne’ye dedim ki

Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen yersiz hisseder insan.  Hani huysuz bir mevsimde doğmuş ve uyumsuz bir dekorla eşlendirilmişsin gibi.  Etraf ayrı bir renktir, senin icin bir başka. Birkaç vapuru üst üste kaçırmış, ya da ne kadar dikkat etsen de yanlış durakta inmiş gibisindir. Yorgun, şaşkın, ayık bedeninde hayli sarhoş.

Defne’ye dedim ki

Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen kurak hissedersin. Hani geçen akşam sahilde gördüğümüz tahta sandalye gibi. Günlerdir sıcakta kavrulmuş, hor kullanılmış, güneşte unutulmanın da acısıyla yer yer çatlamış, cilası solmuş, zamanından önce eskitilmiş gibi.

Defne’ye dedim ki

Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen sahipsiz hissedersin.  O güne dek varlığından bile haberdar olmadığın korkuların şahlanır sağdan soldan. Öyle sağırlaştırıcı bir tınıda gürlerler ki kanın donar.  Unutuverirsin o kargaşada sahipsizliğin kendini bildin bileli peşinde koştuğun özgürlükle kardeş olduğunu. 

Defne’ye dedim ki

Oldu mu hiç sana bilmem: Bazen yetememek, mümkün kılamamak müthiş ağırına gider.  Öyle günler yaşarsın ki sebep sonuç kavuşması haramdır, hak-adalet sakatlanmış, beklentiler kısır. En deli hayallerinin bile bazen yataktan çıkası dahi yoktur sabahları.  Kendi saatini kurmaktan yorulmuşsundur, parmakların zonklar.

Kafandaki kıymığı takıntı yapıp gece gündüz onunla didişme bence dedi Defne. 

Dirence davetiye çıkarırsan düğümü çözeceğim derken büsbütün dolanacaksın. Açarım diye asıldıkça kilitleyeceksin kapıyı. Dikkat et, dikkat et ki gel-gitli kasılmaların kangrene bağlamasın.

İstatistikten girdin, psikolojiden çıktın. Dinledim seni.  Teoremlerini döktün önüme ve denklemlerini sıraladın. Anladım anlamasına da dedi Defne, işte bazen o dediklerinin hepsini bir güzel sallayacaksın. Salacaksın diplomanı da beraberinde çünkü kimi zaman çıkış bildiğini unutmaktan geçiyor.

Bu noktada sırtın ürperecek haliyle ama sakın hayat deneyimin yetersiz kalması ürkütmesin seni. Aksine bir eşiğe daha ulaştığını gör ve sevin.  Ayaktasın üstelik, hendekte değil. Ne yoldan çıktın, ne eğrildin, ne de eciş bücüşsün.

İki elin kanda da olsa nefes almayı unutma dedi Defne.  

Uzun uzun vermeden önce derin derin almaya odaklan.  Yetişmeye, dağıtmaya yönelmeden önce  her aldığın nefesin bedeninde yol almasına izin vermeye bak sen. Beslenmeyi, yenilenmeyi, ilerlemeyi bırakma.

Gücünün ayrımına varabilmek için önce güçsüzlüğünü kabullen.  Geveze zihnini susturmanın çok çeşitli yolları var. Onu uyuşturmadan sakinleşmeyi seç, hırpalamadan avut.  Yaratacağın o kadifemsi sessizlikte dinle bedenini.  Şikayet aşamasına gelmeden önce ona kulak vermeyi öğren.

Hep inadına hayal kur, dilek tut, çekinme, iste dedi Defne.  Yüreğine doluşanlar bakarsın gerçeğin olurlar. Olmazlarsa burulmak insanlığımızda var, hatta isyan edesin de gelebilir sabrın taştığında. Et o zaman.

Esas olan üzüntünün gözünün içine bakmak o anlarda. Başını çevirip geçme sakın kırılmış kalbinin yanından.  Üzüntünü sahiplen ama üzüntün olma. Kızgınlığınla yüzleş, hararetini gör ama sen o ateşe dönüşme.

Nefesinin bedeninde dilediği gibi yol almasına izin ver. İzin ver ki o ilerledikçe başka seçenekler oluşsun ve sunulsun sana. Yeni kapına gelmiştir belki bu arada ve sadece yer istiyordur senden.  Eskiyi uğurlayamazsan belli ki dar gelecek hepinize bu alan. 

Başınla kocaman bir evet de dedi Defne. Senden büyük bir dünyanın varlığını kabul et.

Aynı başınla kocaman bir hayır de.  Sana istemediğin hiçbir şeyi yaptıramazlar.

Güçsüzlüğünün sınırlarını gördüğün yerden doğuyor aslında özgürlüğünün tanımı. Sahipsiz değil hürsün. 

Kavuşmaya giden yol veda etmekten geçiyor kimi zaman. Hayallerinle uzlaş öyleyse şimdi, yanlarına yenilerini kat ve çek çıkar hepsini seninle beraber sabahları yatağından. Evetini de anımsa hayırını da doğrulmadan. İki kolunu uzat şöyle bir başından geriye doğru, gerin güzelce. Yerini önce zihninde gör, sonra da git ve al.

İki elin kanda da olsa nefes almayı unutma dedi Defne. 

Alacaksın ki verebilesin.

An nefesini tutma anı değil.

Selimiye – Brüksel, Haziran 2023

Kalem

Biliyorum yazamadım bir zamandır

Belki seni ihmal ettim

Daha derininden de kendimi aslında

Biz duruyoruz ama sağlam

O konuda hiç kuşkun olmasın n’olur

Biz bize sahip çıkmaya yeminli

Sahip çıkmaya mecbur

Dünyanın işi de zor be kalbim

Doğru bildiğine mi inansın

Gördüğüne mi

Şaşalıyor da, haklı

Tökezleyerek de olsa dönmekte gariban…

&

Bilirsin

Daralan çemberlerle hiç barışmadı gezgin ruhum

Ötekileştirenlerden hep uzak durdum

Lakin yeryüzünün küçülesi tutuyor bazen

En istemediğin ot arsızca dibinde bitiyor

Kaynayan kirli kazanlarının toksik buharı

An geliyor

Bilinç siperlerini delip

Midene midene vuruyor

Korkma sakın kalbim

Öğreneceğim

Buradan sonra da bir yol var

Yolun varlığına inandım ya, yeter

Onu er geç bulacağım…

&

Farkındayım yazamadım bir zamandır sana

Yazamamak özlememek değil bilirsin

Bazen hele

Tam da o yüzden

Özlem dimdik yoluna durduğundan

Yazamazsın

Ürkütmek istemez yüreğin sevdiğini

Onun duyacağı senin kulağına değer erkenden

Ürperdiğinle kalır

Yazamazsın

Sözcükler hep dostundu diyeceksin, doğru

Fakat an geliyor ki öyle yoğun

Sanki bir güne üç yaşam sığıyor

Çarpıldım mı

Eğrildim mi

Evrildim mi bilmiyorsun

Diyesin yok değil, hep var

Hatta bazen bağrış çağrışa bağlayasın da peşinden

Fakat an geliyor ki öyle yüklü

Bazen her cephe aynı anda yanıyor

Yaşadım mı

Kaçırdım mı

Vuruldum mu bilmiyorsun…

&

Söze dökesin yok değil, hep var

Yapabilsen hatta

Sende kanayana da merhem olacak şiir

Kalemine sarılıp susuyorsun öylece

Yüreğin sol kulağına fısıldıyor diyeceğini

Sağ kulağın dudağına yasaklıyor sesi

Aranızda kalacak yeminiyle

İnattan da değil inan

Fakat an basıyor ki bazen öyle yoğun

Sanki içine üç yaşam akıyor

Öyle baş döndürücü ki olan biten

Nasıl anlatsan

Ne desen

Biliyorsun

Yetersiz kalacak…

&

Peki niye şimdi sorarsan

Niye bugün

Eksik gedik de olsa yazdın

Dün cesaret edemediğine

Niye bugün atıldın?

İki yürekli ses duydum da ondan kalbim

Susmak yerine konuştular

Kirden kazandan değil

Bildiğimiz dilden konuştular yumuşacık

Tam da değildi anlattıkları

Yarasız hiç değildi

Kulağı değil yüreği esas alıp konuştular

Hayallerim avucuma batar olmuştu bir zamandır

O sesler kalemimi hatırlattılar…

Brüksel, Nisan 2023

İstavrit

Söyle

Kimi tuttun aklında o sabah

Gönlünden kim seslendi sana

Bu şehir ki daha dün tanışın oldu

Daha dün buraya ayak bastığında

Hiç

Ama hiç

Hatıran yoktu

Yeniye susamıştı yüreğin

Henüz görmediğinle çarpışasın vardı

Bodoslama dalmak istedin içine şehrin

Donanımlı dalgıç gibi değil de

Oltanın kancasının söküp alamadığı

Yaşam sevdasıyla o ufacık balığın

&

Hatırla bak

Ne dedin kendine gelmeden önce

Önüme açılan herhangi bir yolda

Yürüyesim var dedin

Bir başıma yürüyesim var dedin

Ne yanımda

Ne kafamda

Bir başka varlıkla

İlerleyesim var

Ağır ağır önce

Tempolu ardından

Dümdüz yahut dolanarak

Yürüyesim var dedin

Hesapsız

Ve hesabını vermeden adımlarımın

Kendime dahi danışmadan bu sefer

&

Ve akşamında o günün

Afacan ve masum yorgunluğuyla

Tüm gün sokaklarda oynamış bir çocuğun

Kucak açmak istedin

Upuzun ve deliksiz bir uykuya

Hafızasız bir yatakta

Sarmaş dolaş geçirmek istedin geceyi

Upuzun ve deliksiz bir uykuyla

Bodoslama dalmayı umut ettin içine

En atılgan düşlerin

Donanımlı dalgıç gibi değil

Katıksız keyfiyle daha çok

Canını az önce kurtarmış istavritin

Akan suyla bakıştınız

Yastığa değmeden başın

Kafi değil mi dedi bu an

O gideceği biliyordu

Sen tutulamayacağı ezberlemiştin yıllarla

Yeter de artar dedin

Yeter de artar, farkındaysan

&

Akşamki oyundan bir sahne dürttü omzunu

Tiyatro salonunda hani dün

Korku, aşk ve cesaret derken oyuncu

İlkinde gezindiğin yıllar geçti aklından

Alabildiğine kendinden uzak

İkincisi, aşk

Önce savurdu

Sonra avuttu

Derken büyüttü seni

Cesaret deyince oyuncu

İstavrit dürttü omzunu

Hani kılpayı kurtulur kurtulmaz ölümden

Denizine geri dönen

Yargısız ve hesapsız

Gülümsedin hayata

Yürüyesin vardı bilinmedik bir yolda

Akan su gibi olasın

Ağırlaşmayan

Ağırlaştırmayan

Kimi tuttuysan aklında

Bıraktın

Her ne saat açılırsa gözlerim

Sabah o saattir dedin

İlk de o anki ışık…

Lyon – Brüksel, Ocak 2023

Ölümüne Seviyorum

Sıcak bastı Kasım’ın ilk günü

Bilemiyor insan

Bağrına mı basacaksın umursamaza bağlayıp

Bu yitik, kafası karışık güneşi

Ne yaşarsak yaşayalım

Böyle beklenmedik

Artımıza yazılır diyerek

Günü mü kurtaracaksın emekleyen çabanla?

Şiir mi yazacaksın yoksa?

Bildik değil diye bu sahte bahar

Hiç hiç bildik değil diye

Normal değil dememek için çırpınarak

Çünkü normal sorgulanır oldu nicedir

Şiir mi yazacaksın yoksa?

Nostaljik değil aydın olduğunu

Tekrarlayarak kendine içinden çok kere

&

Akşamlar beşte inerken

Üşümemek

Ürpermemek hatta

Neredeyse canını yakacak

Üstüne bir telefon çalacak öylesine masum

Dostun, can dostun

Ki

Ne kadar çekti bu ara

Ki

Artık soluk alsın istiyorsun

Hem nasıl hakkıdır

Yeni bir haber almış, anlatıyor bugün

Tatsız ki ne tatsız

Neyi nereden buluşturup

Nasıl süreceksin yarasına?

&

Yalan yok

Sen de duyunca

Dondun kaldın

Bazen hayat çok hain be

Bazen hayat sıklıkla

İnatla

Adaletsizce

Hain

Seni yeterince sevmeyen birini

Sevmeye devam etme ısrarın belki hayat

En azında bugün

Bugün öyle hayat

&

Kendini unutmazsan varsın

Kendini yarı yolda bırakmazsan

Eksik gedik de olsa

Yoldasın

Bazı gün gülmeyeceğiz,  gülemeyeceğiz anladık

An gelir ağlarız da doya doya

Yaşanan gerektirir

Utanılacak şey de değil

Hıçkıra hıçkıra ağlayabilirsen eğer

İnsanlığın dile gelir

&

Nefes aldığımız sürece var olmak

Seçimimiz

Bugün benim için zor

Biraz var biraz yokum aranızda

Dedim size de demin

Sıcak sonbaharlar canımı yakıyor benim

Dostlarıma yetememek de

Güçsüzlüğümü dinliyorum bu akşam

Gücümü de aynı anda

&

Bu akşam kaldırımda oturuyorum sessiz

Saat beş

Hava mis

Kasım 1

Ürpermiyorum

Bazen hayat çok hain

Bazen kimseye yetemiyorum

Beni yeterince sevmeyen birini

Ne pahasına olursa olsun

Sevmeye devam etme ısrarım belki hayat

Tamam öyle olsun

Anladım ve varım

Duyuyor musun Hayat?

Anladım

Bildik değil bu sahte bahar

Ötesini de diyesin yok belli ki bana şimdi

Madem istedin, isabet

Bakıştık işte bu akşam

Gördün de kirpiğimde, yanağımda akarken

Ben hala varım

Ölümüne seviyorum seni

Gerisi sende

Gerisi senin kararın…

Brüksel, 1 Kasım 2022

Önden bir söz – Ben deyince Bahar

2 Şubat’ta kar yağdı. Elim ayağım çok üşüdü, kolay soğur ikisi de bilirsin. Rüzgar sert esti bir de üstüne. Buzla kavruldum. Sabrımın soluğu kesilmese de zorlandı.

O gün içinde güzel insanlar çıktı neyseki yoluma. Yara almaktan da yaratmaktan da korkmayan. Ne alaka deme şimdi, ikisi de ciddi cesaret işi. 

Hayatın zor yanından konuşmak ürkütmedi onları. Herkesin içinde bir yerde var bir burukluk, unutamadığımız ağır, karanlık sahneler. Acıyan yerlerimiz gerçek.  Paylaşarak beraber büyüdüğümüz de.

O sohbetin tadı oldu o geceki ninnim. Derin ve uzun uyudum masallara gömülüp. Yürek serinlemişti, 3 Şubat’a açılırken gözlerim.

Hava yumuşamam diyordu lakin, aynı tırmalayıcı soğuk kararlı. Şubat’ın da doğası boyle, kendi gibi davranıyor diye suçlayamazsın.

Bir cesaret attım yine de kendimi sokağa. Karşıdaki tarihi bina alkışladı beni. Bak bana, nicedir ayazdayım dedi, aldırma, yüzleşmek dinç tutuyor insanı.

Yürümüşüm epey yokuş aşağı. Baktım bir ara gülümsüyorum kendime. Havada çıtır ekmek kokusu. Aklımda, dudaklarımda fırından yeni çıkmış tazecik bir hatıra.

Güneş de naz etmedi biliyor musun sonunda. Göründüğü yetmedi, yerleşti kaldı gökte öylece. Benimsedi de yerini.

Sokakta oturacağım dedim öyleyse biraz. Güneşle göz göze. Karar verdim ki an bu an. Karar verdim ki bahar. Geldi.

Biraz okudum açık havada. Kelimeler önce çekindi, sonra üşüştüler zihnime. Bağlantılar oluştu önce, sonra sen de carpışmalar, ben diyeyim kucaklaşmalar. Sanırsın pazar yeri, sanırsın panayır, şenlik. 

Gelen geçen için adaklar tuttum sonra hazır elim değmişken. Kendim için de dileklerim sıralıdır bilirsin; bazıları seninkilere komşu. Çoğuna dokun isterim, bir kısmının dokusundasın.

Hayat yakışıyor sana dedim kendime. Umut çok yakışıyor. Kıpırtılı devinimlerin, düşe kalka kızaran,    olgunlaşan sözcüklerin, ya tutarsa diye başlayan hayallerine her gün yenilerini ekleyişin.

Mücadele yakışıyor sana, bildik oyunları kazanmasan da.  Yenmek değil keşfetmek oldu hep gayen, ilerlemek. Oyuna yeğlediğin gerçek, sızlanmaktan vazgeçip görmek. Keşkeyi fırlatıp atıp peki şimdiye odaklanmak…

Arkana bakma derler ya, kızarım biraz. Arkana da bak Sevdiğim, bak ki hatırla nereden geldik, niye yürüdük bu yolu. Önünü de gör, bakar ol ki atlama, olabileceği de hisset, heveslen. Ama isterim ki en çok şimdiyi sahiplen.

Şimdini çek al Sevdiğim. Kimse vermeyecek sana şimdini, iyisi mi sen çek al.  Şimdimizi de al istersen, benli ya da bensiz, al.  İçine oturt baharı en delisinden, bırak yaza aksın.

Sahiplen!

Brüksel, Ağustos 2022

Başka da…

Bir susuzluk ki bu sıcakta

Koysam okyanuslara sığmaz sanıyorum

Bu hissi

Akar mı artık

Onu da bilmem, ne yalan söyleyeyim

Çıkıp dökülür mü soralım

Çıkıp dökülmek ister mi biriktiği yerden

Gidesi varsa da

Yoksa da

Gidebilir mi gerçekten?

Katılaştığıyla mı kalır

Kalır da

Mühürler mi kendini de

Buraları da

İlelebet?

&

Suskunluğu derinime işleyen şiddet

Dile gelişi yürek yangınının

Öyle sarsıcı ki hayali

İçinde tuttuklarının

Demeye niyet edebileceklerinin

Senin yaşamına sığmaz

Benim soluğum yetmez

Keşke dersin ucundan, kenarından duysam

İçimde çınlayışını duysam

Kendine saklayası olanlarının

Karıştırmıyor artık

Anlatmaktan bıktıklarını

Duya duya işitmez olduğu yalanları

İçi boş heceleri

Pisliği

Hesapçı sinsi adımları

Yapış yapış gülüşleri

Göre göre

Tekrar tekrar

İnsanlığından utandıklarını

Her solukta küçülmeyi hüner sayanları

Hiç getirmiyor yanında

Sofralarında yoklar onlar

Cümlelerinde hiç

Yüreğinden uzak

Hatıralarında asla

&

Neyseki sevesi gelenler var hep

Kimi cidden sarsıcı sevda olduklarından

Senden benden ışıltılı

Kendinden aydınlık

Hem de öylesine doğal belirenler hayatında, çabasız

Hak edenler o coşkuyu

Defalarca

Aynı anda

Tekrar tekrar

&

Diğer yandan

Neyseki sevesi var hala

Ve niye bilmem

Mevsimsiz gelen doluyu

Karanlığı bazen

Beklenmedik anda çekip gidişini aşkın

Ansızın basan ayrılığı

Kupkuru

Düpedüz ve çırılçıplak kaçışını mucizenin

Apar topar

Sevesi var

Sahip çıkası var

Belirsiz sonla biten bir filme

Soru işaretindeki şiirsel gerçeğe

Beste yapma cesaretine sanatçının

Uyaksız ve isyankar bir dizeye

&

Sabah dörtte uyanmış geçende

Bu ara oluyor bazen dedi

Sık oluyor hatta

Savaşmıyormuş da artık

Bu durumla

Her neyse

Geceyi delen o meret

Kitaba vuruyorum dedi

Uykudan çalınan edebiyatla dolsun

Hayat Hanım da, kitaptaki

Zehirden bahsetmiş zaten

Ve baldan

Ki ikisi de

Hayata dair

Yan yana

Tadına varmak esas diyor

Başka da

Bir şey demiyor…

Brüksel, Temmuz 2022