Köpük

Çıtırından maviydi gök

Bu sabah

Taze ekmek

Geldi aklıma

Yelken çırpıntısı,

Gençlik vurgunu,

Açlık…

       *

Dalga köpüğünü andırıyordu

Üstüne uzanmış

Kıvrımları

Serseri bulutların

Bakakaldım

Tutsak

Yüreğimde

Geleceğe dair

Anılar…

       *

Tutup göğü

Tutup maviyi

Dedim o an

İki yakasından

Çevireyim

Alaşağı edeyim

Deniz olsun eteklerimde serin

İçim ürpersin…

       *

Varsay ki ilk görüşüm onu

İlk girişim koynuna

Mavi olsun kavuşmamız

Apansız yeşil

Lacivert

Sabredene

Derininden bilinmeyen

Ahenk…

       *

Varsa yoksa

O an olsun

Şiiri yosun

Tılsımı

Pul biber

Kendin kadar

Günahların kadar

İyi bildiğin

Gel-git ine köleliğim

Yeter mi bir yaz daha

Bir avuç uzaktaki

Nefesin…

       *

Neyse ne

Dedim o an

Tutup göğü

Tutup maviyi

İki yakasından

Çevireyim

Alaşağı edeyim

Deniz olsun eteklerimde serin

Gelsin köpükler

Bassın mavi

Ayak parmaklarım özledi…

Brüksel, Haziran 2017

Çakıl

Beni duvara çizenler

Belki gövdelerde candı

Belki kof beden

Şanslıysam

Bendendiler…

Dik dur

Narinsen de

Cılız çıksa da sesin

Hep dik dur

Diyenler

          *

İki renk at

Şal misali dola

Çıplak omuzlarına

Sırrını kimsenin bilmediği

Olanaksız iki renk

Avuç avuca

Kurulsunlar koynuna

Sözüm olsun ki

Isınacaksın

Yeşilin inatçı umudunda

Cıvıltısında pembenin

Kavrulmadan

Boy vereceksin ışıkta

          *

Beni duvara çizenler

Belki gövdelerde candı

Belki delik deşik bedenler

Gözlerine değdim bir an

Ölesiye bilesim vardı

Hangi korkular

Kesti yollarını

Ne sevdalardan geçtiler

          *

Dallarını sal sen şimdi

Kıvrım kıvrım uzasınlar

Yayıl layıkıyla

Fişek ol

Patla

Tomurcuğun şaşsın

Sere serpe bahar düşsün aklına

Yazını çağır

Yapraklarınla dokun

Yeri kollayan gök ol

Göğe meftun toprak

Hiç susuzluk çekmemiş gibi yeşer

Büyü hevesle

Bugün ekilmiş gibi tohumun

Düşün ki buracıkta

Şu an

İlk adımın

İlk soluğun

          *

İki çiçek kat

Sabaha uyanan gözlerine

Kokuları sinsin

Yorgun adımlarına akşamüstünün

Olanaksız iki renk

Avuç avuca

Kuruldularsa koynuna

Sözüm olsun ki

Isınacaksın

Yeşilin düpedüz umudunda

Kırmızıya çalası var pembenin

 *

Beni duvara çizenler

Çakıl taşlarını

Dalga köpüklerini

Ve rüzgarı sevdiler

Bedenlerden taşan canlardı hepsi

İsimden çok

Yürektiler

Köklerim mütemadiyende doğdu

Tomurcuklarım dikbaşlı narin

Gamları korkutur

Kaçırır canlar

Buralar gök

Boğaz’ın mavisi

Buralar toprak, bereket

Boy verirken ışıkta bildim;

Beni duvara çizenler

Bendendiler

 

Tavşanlar Diyarı, Haziran 2017

Sen(siz)

Yarını şart koşmadan gel

Dün

Bırak düşsün

Cebinden

Yaşanmışlıklar boyu

Dikilse de kapanmayan

Delikten

Düşsün derinlerine imkansızlığın…

Misketlerini ov

Parlat

Işıldasınlar

Adamakıllı gayrı

Bayramlıklar misali

Heves heves fısıldaşsınlar

Okşa başlarını müşfik

Ve bırak orada kalsınlar

Kabullen, benimse

Lakin kuşanma hırslarını

Zaferlerini itinayla yak…

Gönül yaralarını

Suskun sırlarını yastığının

Tırnak uçlarında birikmiş kederi

Düğümünü boğazının

Arsızca inatçı bir zamandır

Sızlayan direğini burnunun

Çektim sandığın o kumral acıları

Bırak

Artık yeter…

Bahar hep çapkın

Her yıl genç; göz kırpan,

Yapış şu an soluğuna cesaretin

Bir dilek tut en delisinden

En olamaz sandığını tut ama

Derinine dalmadan denizin, denizinin

Tam da acaba dediğim o anda;

Sen

Gel

Düpedüz

Beklenmedik

Kendine rağmen

Sensizliğimi köreltmek için

Sen

Sensiz

Gel…


Brüksel, Nisan 2017

Gamsız Dalgalar

Nisan

En sevdiğim ay dedin

Niye bilmem

Orta yerinde,

Kucağında

Doğmak istediğim

Usulca

Çekingen

Seneler tutsağı gecikmeyle

Lakin sakin…

*

Sonuca değil

Umuda

Adadım dedin adımlarımı

Bazen yürüdüm

Çoğunluk emekledim

Umuda adadım

Coşkusunu yüreğimin;

Yersiz

Delibozuk

Hovarda…

Dalgalara emanet ettim hep

Hınzır fısıltısını dizelerimin

Duyulsa da

İşitilmeyen

İndiler ve çıktılar defalarca

Baş döndürücü sarsıntılarda denendiler

Yandılar güneşin koynunda

Sırılsıklam kavruldular…

*

Korkmadım hiç rüzgarlardan dedin

Savrularak büyüdüm ben

Ne zaman kurusam,

Dökülsem kaşık kaşık

Bana mısın demedi

İçimdeki Kasım

Uzanayım derdindeydi

Artayım

Karışayım benden fazlasına;

Yenileneyim

Ekileyim dedin sil baştan

Başvereyim toprakta

Hem aciz

Hem isyankar

Selam olsun dedin

Kaybedilene

Kendini kaybedene

Kendine rağmen gidene

Yaşama aşığım ben

Bırakın

Yeniden

Başvereyim toprakta…

*

Dalgalara emanet ettim dedin

Hınzır fısıltısını dizelerimin

Duyulsa da bölük pörçük

Tövbe işitilmeyen…

İçinde doğmadan

Kendimi bulduğum şehirdeyim

Yolun yarısını geçmiş bedenim

Umrumda değil

Ruh

Şahidim

Sonuca değil

Umuda

Adadım adımlarımı

Uzanayım derdindeyim hala

Karışayım benden fazlasına;

Şimdi

Tam da zamanı

Sulasın beni gamsız dalgalar

Mavilik bassın her yanı

Acilen ve kıpkırmızı

Hepsini okusun bu şehir

Hınzır fısıltısını duysun dizelerimin

Gömsün koynuna şu an;

Anlaşalım

Nisan olsun bundan böyle

Doğum tarihim…

Paris, Nisan 2017

Acınılası

Toy göz

Gençliğinde

Biraz aç göz

İyi niyetli

Saf göz

Paketi parlak

Sözleri şişkin

Zevki, ünlemleri

Bir dirhem çalıntı göz

Cümle içinde

Özgün

Söylem uğruna

Özgür

Rüyaya yatarken cesur

Aslen muhtaç eşiğinde

Çoğunluğun doğrusuna müptela göz…

*

Hani yaşlanmayan acemiliği arka cebinde

Ağırlık etmez deyip gezeleyen

O sokak senin

Bu şehir benim

Duygu avlayan

Dilenircesine

Göçebe gönlünü gezdiren

Soluk soluğa

Görmeden

Hiç görmeden

Tuttum dediği dileği

Aşkım dediği yüreği

Üflediğiyle rüzgar

Yüzüstü bırakıp giden

Koşarak

Kaçarak

Yıkarak

Terk eden

Rahatsız kendinden…

Toy göz

Bencil

Sabırsız göz

Sorgulama sonlanmadan keşfettim zanneden

Aynadaki aksinden ürken göz…

         *

Seçilmişe, ödüllüye

Mükemmelin içine doğduğu bedene

Katalog güzeline

Kapak erkeğine

Alkış tutan

Gıpta eden tembel göz

Aştım sansa da eşelenen

Haykırmaktan bahsederken gömülen

İçine dönük

Kendine yabancı, susan göz

Avuntu düşkünü

Öylesine gürültülü

Kaçak oynayıp

Hep üste çıkan

Çirkef, sömürücü

Bilinçsiz göz…

*

Toy göz

Erken yaşında

Saf göz

Sarılası bir can

Avutulası bir yürek

Ekeceksin ki

Büyüyecek

Gülümse yüzüne

Anlat, konuş

Sars yeri gelince

İrdele, eğ, bük

Karışsın

Dağılsın

Bulsun kendini

Seyrele sonra

Yetiştikçe,

Yeşerdikçe ruhu

Onurlan,

Keyfet!

*

Yaş almış gövdede

Yıllara isyan

Toyluk taslayan göz

Karanlık bir bakış

Çirkef, sömürücü

Aştım sansa da eşelenen

Haykırmaktan bahsederken gömülen

Kendine küskün göz

Yolsa yol

Şehirse şehir

O vücuttan ötekine

Göçebe gönlünü gezdiren

Tatmadan aşkı

Dokunmadan

Hiç dokunmadan ürpertiye

Keşfetmeden

Tuttum dediği dileği

Aşkım dediği yüreği

Yüzüstü bırakıp giden

Koşarak

Kaçarak

Yıkarak

Terk eden

Toy göz, kırıcı

Hazmedemeyen

İnatçı

Büyümeyi reddeden

Yaşlı bedende toy göz

Kör göz

Avuntu düşkünü

Öylesine gürültülü

Ölesiye yalnız

Mağrur, korku dolu

Tekliğine hükmederken

Acınılası…

img_0479

Brüksel, Şubat 2017

Koyulaşan…


Seni gördüm 

Dedi yürek

Serseri uçurtmalarım

Boyun eğdi avcı oltalarına

Takıldılar…

Daldım en derinine

İrili ufaklı balıklar üşüştü başıma

Hem ıslaktım

Hem hep aç

Hem bildiğimdin

Hem bir başkalık

Koyulaşan renklerin…

         *

Seni yazdım

Dedi el

Mahmurluğuna aceleci sabahların

Akışkan ana 

Delisine denizin

Bir gayret 

Bir telaş 

Anlattıkça tükenirsin sandım 

Umut muydu aklımdaki tilki?

Korku muydu kuşatan?

Kırılganlığım ki tanınmamış

Görücü bilmez, paylaşmamış 

Kendini keşfetti kanarken

Mazhar derdi de gülerdik gençken;

Ele güne karşı

Yapayalnız…

         *

Seni yaşadım 

Dedi hayat

Bodur, ayaz günler geçirdik karlı

Hararetli, inatçı yazlar

Buradaydın, benimle

Ya da değil

Bir gün seni kuşanmıştım 

Ötekisi sefil 

Ölesiye üşüdük senle 

Beraber ve ayrı

Avuçlarıma haykırdın 

Fısıltıların boğulurken sesimde

Yıllar vardı önümüzde 

Zaman inadına azdı…

         *

Seni gördüm 

Dedi yürek

Daldım en derinine

Hem ıslaktım

Hem kör aç

Hem bildiğimdin

Hem bir başkalık

Gözümü kamaştırdı 

Koyulaşan renklerin

Bir gün seni kuşanmıştım 

Ötekisinde sefil 

Çözüldüm sonunda

Kırılganlığım; ki tanınmamış

Görücü bilmez, paylaşmamış 

Yıllar vardı elimizde

İnat delisine denizin

Zaman çekildi sahneden

Sustu mavi

Koyulaşan renklerim…

         *

Brüksel, Ocak 2017

Kar

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

İsterseniz dinlemeyin

Meşrutiyet Caddesi şahit lakin

Eskişehir Yolu, emektar

Hayatı gezdirdiğimiz

O sarı arabaların direksiyonundaki

Taksi şoförlerinin sabrı

Şu iki çocuk annesi muhteşem kadın

Hani yirmisinde tanıdığım

Ruhumu koymuş avucuna

Sayfa sayfa okuyor

Ayçöreklerinin kokusu

Sızıyor burun deliklerimden içeri

Dayımın sevdiği pastane

Gençliğinde takıldığı bu meyhane

Örtemeyeceğini bile bile yağmış kar

Beyaz olmasına beyaz

Bir hışım narin

Bir gıdım gaddar

Adı gibi biliyor gayri;

Bugün hükümdar

Yarın kayıp…

*

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

Porselen bibloları şahit bu evin

Koridordaki ahşap çerçeveli ayna;

Dedemin

Ziya Bey’in el yazısı

Sararmış zarfları süsleyen

Kırgın uykularında anımsayan

Çekmeceler dolusu dantel

Yaşananı hapsetmiş çerçeveler

O tek bir ana sarılıp

Baş eğmezken zamana

Biliyorlar aslında;

Bugün hükümdar

Yarın kayıp…

*

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

Sırlarımızı döktüğümüz mezeleri şahit

Mehmet Abi’nin

Kızarmış kadayıfı yumuşatan bal

O kırmızı saçlı kızın dudakları

Doğruyu konuşan

Kahkahaları, içten

Hep aşkı çağıran duaları

Hafızasında sallanan o hançer hüzün

Gözbebeğinin fısıltısı…

*

Hep imkansızlıklar üstüne bu hikaye

Yazıldıkça silinen

Silindiğiyle kazınan

Hücrelerin isyanı

Haykırışı yanan canımın

O cana işlenmiş nakış

Damgası maceranın

Bir yudumla doyuran

Bir ömür susatan

Bağımlılığı ruhun, vurgunu

Haksızlığını bile bile

Vazgeçmediğim hayat

Avucumdaki ateş

Dirilişi gövdemin

Yüreğin ezberindeki şiir

Soluğumu kesen

İmkansız bir hikaye bu

Aşkla örülen…

*

Ankara, Ocak 2017

Kayık

Çıkar o kayığı aklından

Sal denizine

Bir tas su dök ardından

Bir nefes üfle

Esintiye teslim ettiğinle unut

Güven önsezisine…

*

Çıkar o dizeleri aklından

Dök diline

Bir ıslık çal peşinden

Yıllardır susmuş gibi çal ama

Hiç doyamadan sevmiş gibi;

Yerine ulaşacak sesin…

*

Çıkar o özlemi aklından

Ya git gör

Ya hepten unut

Deniz tuzunu arıyorsa ellerin

Ne duruyorsun,dokun

Hiç bırakmadım sanacaksın…

*

Çıkar o yemini yüreğinden

Oturt karşına

Bırak anlatsın

Gönlü yoksa desin

Vedalaş, ayrılsın

Kalacaksa kucaklaş

Yoldaşın soluklansın…

*

Beni

Seni görebileceğim

Bir yere koy hafızanda

Koy ve unut

Nefesler

Şiirler

Yeminler boyu

Unut

Bir tas su dök ardımdan

Bir ıslık duyarsan bir gün tanıdık

Bir kayık görürsen

Gamsız bir martıya aşık

Denizin tuzunu değdir dudaklarına

Güven önsezisine

Dokunduğunla anımsa

Bildiğin anda unut

Nefesler

Şiirler

Yeminler boyu

Unut…

*

Sincaplar Diyarı, Aralık 2016

Yazabilir misin?

Ürperdiğinde

Soyunabilir misin?

Kırıldığında

Yaratabilir misin?

Dolandırıldığında

Verebilir misin?

Dene!

Gözünü seveyim dene…

*

Hava buz

Rüzgar

Güneş gitti

Ayaz

Yarın kar

Beyaz diyorlar

Fakat haşin,

İsyankar

Yüreğini okuyan Ozan öldü

Dünyanın hakimleri

Tanımak istemediğin insanlar

Mevsim kış

Hararetin var…

*

Yorgunken

Koşabilir misin?

Yerle birken

Coşabilir misin?

Ürkütüldüğünde

Güvenebilir misin?

Dene!

Gözünü seveyim dene…

*

Demişti şair

Ekim gitti

Kasım da gider böylece

Sen o yorgun ayda doğdun

Soluğu tanırsın

Pes etme!

Dünyayı kavra

Tıkıştır cebine

Sussun

Kendini bilsin

Sussun…

*

Ürperdiğinde

Soyunabilir misin?

Dolandırıldığında

Verebilir misin?

Kepenkleri kapatmak isterken

Yazabilir misin?

Dene!

Gözünü seveyim dene…

Brüksel, Kasım 2016

 

Boş Başaklar 

Hikayelerini

Katmer katmer sar

Yıl eskitmiş yaralarını

Getirme

Uyudun belki

Dün gece

Derin derin uyudun

Masum bebekleri

Özendirdi dalışın, kayboluşun

Soludun ya da

Ucuz ucuz soludun

İndi

Ve çıktı göğsün

Alışıktı rutine

Burun

Ciğer

Hava

Buldun buluşturdun

Kolayından savuşturdun…

Yüreğin

Yok sayın dedi beni

Gönülsüzüm,

Adım üstümde

Aşikardı

Gidesi vardı

Yüreğin,

Yüreğinin…

*

Biri fısıldasa o an

Dil kırsa tutsaklığını

Kızaracaktı ortalık

Yanaktaki göz kırpışı

Sabıkalı sevdanın

Olağan bitecekti

Üç boyutun üçünü de

Tutacaktın kolundan

Fırlat ki gitsin!

Tutacaktın

Onlarca yılı yakasından

Sarsacaktın adamakıllı

Verilmemiş hesap kalmasın

Tutulmamış söz soksun dilin sahibini

Çağlayacağı tutacaktı o an sessizin

Alt üst sen

Biz alabora

Her yer delilik sonra

Her an diri diri yaşam!

         *

Boş başaklar

Dik durur

Demişti Bilge

Boş varillerse

Ses verir

Başak bildin bileli

Bereketti sana, aştı

Boşu desen

Sevemedin

Gürültü

Bir ömür

Ve çok aşk boyu

Yıprattı kulaklarını

Varilleri öksüz bilirdin

Soğuk ve titrekti duruşları

Verirsen doyarlar sandın

Sararsan ısınır içleri

Meftundular belli ki deliklere

Seni boşaltıp

Hiç dolmadılar…

          *

Başın eğik

Sesin boğuksa

Haksızsın sayıyorlar

Demişti Bilge

Nasıl ağırdı yüreği konuşan

Bedeni başak misali ince

Bir ömrü

Bir anda

Özetledi sonra

Zor karar

Tek hareket

Cesur, dürüst ve sade…

Gidesi vardı yüreğin

Yüreğinin

Vedası

Olağanı söktü attı bu topraklardan

Çağlayacağı tuttu sessizliğin

Önce yok olurum sandın

Ne duruyorsun

Dedi Bilge

Tut elinden kendinin

Yürüdü gitti sonra

Başı dik

Sözü hak

Bedeni başak misali ince

İçi tıklım tıklım hayat, anı, dize…

 


Brüksel, Ekim 2016