Oradaydım

3f230945-2c29-40a7-915f-dd0b0b07ac88

Perileri firarda bir masal

Diye girdin ya söze küçüğüm

Bildim ben

Upuzun ve mavi

Alın teri umudun

Kıvrım kıvrım nakış

Engebeli

Yürek köpüğü

Zahmetli oya, renk büsbütün

Endam ölümüne

Midende kramp

En derininden kadife

*

Okşayasın gelir de

Ürkersin ansızın

Tutarsın hevesi

Tüter çamlar simsiyah

Kızarır begonvil kuytuda

Yelkenlerin çat pat eder rüzgarda

Gidersin de ileri

Seyredersin

Görmediğin koy kalmaz

Havai fişekler peşinde

Vuruşmak girer rüyalarına

Mücadele imansız

Teslimiyet yücelten

Balıklama daldığın aşk

Şimdi sensiz

*

Hükmetti

Dedin ya; bildim küçüğüm

Harbi kütüründen erik

Dişini kamaştıran

Çekirdekleri dile geldi o gece

Bal zengini incirin

Tam da ayrılırken

Hepten gidecektin de durdun

Soruların düştü cebinden

*

Perileri firarda bir masal

Dedin ya

Tanıdım ben küçüğüm

Gözüpek ürperti yakınım

Bilirim nasıldır

İlk bakışta deprem

Tek sözde kıyım

Yalının katıksız kudreti

Sade şiddet

Dizeler, su baskını

Gümbür gümbür tokat

Baştan çıkaran ses

Bir o kadar acımasız uyak

Aşk hep soluk rakipsiz

Hem yıkıntıya davet

*

Nereden bildin diye sorma küçüğüm

Sorma da sende kalsın

Büyüklük

İster Ağustos’a ver dobralığımı

İster yaşının farkına yaşımın

Ver de hoş gör

Haddimi aşışımı

Yahut ayaklan

Öfkelen cüretime

Doğrusun da küçüğüm

Senin için benim haddim değil

*

Kurdum kafamda sahnelerini

Efsunlu, serseri bir nota

Hayal ettim

Paragrafa bitişmeyen sözcük

Mora meftun kayıp bir hece

Bilfiil inliyor sonsuzda

Satır bitiminde durak

Heybetli unutkan umut

Pis içiyor aydınlık gecelerde

Yosunlu sarhoş küçüğüm

Hem sana rağmen isyankar

Hem kulun kölen

*

Ege dedin de işittim

Fısıltısını akşam sefasının

Sır üstüne sır o yapraklar

Kapan içinde kapan

Yürek

Dedin de sezdim ben küçüğüm

Ayın dokunduğu lacivertte

Küskün onuru zakkumun

Deniz fenerine el ederken

Sen kıvran dur der sevdiğin

Sırdaşın dalga

Yüzdükçe kaynaştığın

Tatmayı geçti bu özlem

Deniz tuzu kimlik

Deniz tuzu ezberin

*

Perileri firarda bir masal

Dedin ya küçüğüm

Gördüm seni ben oracıkta

Düşüne sızan esmek özlemini gördüm

Parmak uçlarının telaşını

Ölümüne keşfeden

Mora meftun o sabıkalı heceyi

Kıyamam, sökemem dudağından

Hesabını kesecekken tam da o ikindi vakti

Sorgudan destan doğurttun, bildim

Yürekten yıldız

Astın da orta yerine göğün

Kırpık ki ne kırpık lakin kanatları

Nereden bildin diye sorma artık küçüğüm

Sorma da sende kalsın büyüklük

Yaşadım kibirli söz

Ben oradaydım diyelim

Periler şahidim…

 

Selimiye- Brüksel, Eylül 2018

 

 

Beni düşündüğün her anı biriktir

Kapalı kutu

Açtım, soyundu

Çırılçıplak

Avucuma silkeledi birikmişini

Dedi direk

Dedi yelken

Dolunay

*

Kapalı kutu

Kondu omzuma

Dedi zeytin ağacı, sırdaş

Bildik kekik

Kokusu burnumda

Cırcır telaşı böceğin

Diyesi var ölesiye

Haykırası var

Suskunluğunu yaşanmamışın

Boğazdaki birikim ki

Cesarete kavuşası var bu akşam

Öyle derin keser çıkını

Öyle döver dalga dalga

*

Kapalı kutu

Çınlat dedi meydanı

Kavur artık, korkma

Yanmayan can değil

İnciri andı ansızın

Öylesine Ağustos o delilik

Hani pür heyecan

Büsbütün yeşil

Bala batmış bedeni

Göz göz kırmızı

*

Bakarsın

Çocuk olmuşum dedi

O Ayvalık yazında

Misketlerimle koşuyorum sana

Keçiboynuzları cebinde

Gülersin belki dedi

İhtişamlı

Yürek dolu bir kahkaha atarsın, sahici

Sevesim gelir yıkımına

*

Beni düşündüğün her anı biriktir sevdiğim

Bakarsın duyarım

Bakarsın yazasım gelir illaki

Kelimelerim hep sana yüzer Ege’de

Bildim bileli susar hepsi

Bildim bileli haykırır

 

Cunda, Temmuz 2018

Hayat çapkını

Sen

Ne ara

Ne hışım

Ne heves

Dalıverdin bu bizliğe?

Hayat iki düz dedin

Bir ters

Ne ara alıştırdın beni

Düne kadar

Kuytuda

Kuluçkada sabreden

Bizliğe?

Ne zaman kuşattın söylemi

Usulca hükmettin ana

Üfledin de dinledi

Şaşasım var

Dünya biliyor

Büyük harfler ve ünlemlerle

Şaşasım var

Hayran olasım var

Gündeliğin şahaneliğine

Çok acayip

Çok çarpıcı ruhun

Uyurgezer biraz

Duru

Derinliğince

Devirdin ya tek tekmede sorguları; pes

Yittiler

Kapıları kul ettin

Sınırları yerle bir

Hangi soluğunda çözdün bilmecemi

Ne zaman tanıdın

İçimi bu kadar

Yüreğin sırrı verilmez; bildin sen ilk baştan

Sır dediğin dilden sökülmez

Okunursa emeksiz

Birleştirir

Bağlar adamakıllı

Adam eder

Başka türlü eğer, büker, tek eder ikiyi

Hangi ara kalktı başın bilmem

Onca derdinden

Neyseki merak etmeyi

Sevmeyi sorgusuz

Hiç bırakmadın halsiz

Hayat iner çıkar etrafında

Bilirsin artık; defalarca yaşadın

Sen sabırsın ama hep

Sen hep sevgili

Yaraların güzelliğin

Gücün sapasağlam

Eksik sandığın parçan o

İnancın, özgün

Ölesiye yaman

Sevecen kavgacı

Hayat iki ters

Bir düz bazen

Ne gam

Yakalanan bizim lakin

O anda

Ve hep

Bana yakıştırdığın sıfat

Yıllardır aradığım ad:

Hayat çapkını

Daha sıkı bastım yere bugün sayende

Gözlerine

Ve ruhuna minnet

Güzellikte uyu bu gece…

img_1538.jpg

Paris, Temmuz 2018

Sincap

Birikti mi

Gözümün nuru

Anlatılmak tutkunu

Hikayelerin

Yüreğinin çırpıntıları

Şiirden ürken dizelerin

Sessiz ve sorgulu

Ve diğerleri tabii

Köküne kadar aymış

Yine de

Az çocuk

Az duygulu

*

Dilinin ucuna gelenleri

Yazdın mı bir bir

Ekran

Emoji

Ve klavye kullanmadan

Eski usul

El emeği

El yazınla emektar

Göresim var

Biliyorsun öylece

Duyasım var

*

Büyük harf

A larına kuyruk taktın mı heyecanla

Eteği uçuşan

İnce belli

Ölümüne kırılgan

A larına

İnadına şimşek

Körkütük aşık kadınlar gibi

T lerini yumuşattın mı bir nebze

Görüşmeyeli

Direk yerine dalga

Çubuk bedeline yay

Hüküm pahasına dize

Düşledin mi benim için

Benim hatırıma

*

Özledim derken utanmamayı öğretti mi zaman

Aşkı

Gururdan üstün

Gündeliğe inat

Varlığından öte

Saymayı

Hıçkırık kadar uygunsuz

Ses çıkıyor

Ses veriyor

Biliyorsun

Ölümüne sahici ama

Ne gam

Biliyorum

Biliyorsun

*

Kabullenmeyi çarptı mı hayat yüzüne

Yıkandın mı

Yakalandığın güçsüzlüğünde

Aydın mı ansızın bir sabah

En ummadık anda

Çok erken

Çok aydınlık

O anda

Mavi bir buluta doğru

Uçarken bir salıncak deli

Sınırları parça parça edip

Paçavra fiyatına sattın mı

Özünü hatırlattı mı sana

Anlar içinde

Başkaldıran o tek bir an

*

Şimdi

Bir sincap sorgularda

Fındık kabuğunun kapısını çalan

Ateşini avuçladın mı

Göğün ansızın

Gece vakti

Hem gurur

Hem çocuk

Geldi mi aklına

Birikti mi

Gözümün nuru

Anlatılmak tutkunu

Hikayelerin

Gözünde tüttüm mü

Diledin mi dileğimi bu gece

Beraberiz

Gönül bu gönül

Hayal bizimki

Gerçek istersek

Sen çok ben…

Brüksel, Haziran 2018

Salıncak

Hayat kurşun kalemle yazar

Ölüm siler

Şiir hatırlar

Kimsenin şiir kadar güçlü hafızası yoktur”

Christian Bobin – Salıncağın Sesi

8887ef93-91c0-4d8d-bc12-c45550c33202-e1531387494706.jpg

Dik dur

Ardına bakmak

Acı değil

Güç versin sana

Öğrendiklerinle gurur duy

Gözünün ışıltısına vursun

Tuttuğun eller

Dokunduğun gönüllerdeki kalabalık

İlgini hak eden herkese

Açtığın kucak

Senin değerin

Anlamı hayatın

Kura değil

Bedel değil

Alınteri yolculuğun

Kahkahası

Yüksek sesle

Bulutlar için şükretmeyi unutma

Baharı beklerken

Acelen

Gölge etmesin kıvamına anın

Taze ekmek kokusunu

Değişme üç dakika kazanca

Önce kokla

Sonra afiyetle ye

Otur

Ayakta kalma bu hayatta

Otur, soluklan

Bırak

Kendine getirsin seni

Dostunun sesi

Zaman yarat

Yer aç

İzin ver hatırlamaya

Bebeklerin öğlen uykusundan çal

Acıyan yerlerine bas

İyi geliyor

Denedim de biliyorum

İyi geliyor

En bittim dediğin andaki filize tutun

Belli mi olur’a tutun

İlk kez yap bir şeyi o gün

Korka korka yap

Midende düğüm

Yürü mümkünse

Çökmek, kalmak yerine

Göz alabildiğince yürü

Bir yabancıyla konuş

İki yabancıyla konuş

Güngörmüşlerse

Yakına gelecekler

Acıyı yaşadılarsa

Dilini konuşacaklar

Hafifleyeceksin

Git, gör, tat

Şaşırt kendini

Uç, düş, kalk

Morart dizlerini

Merhemler var

Sürüyorsun

Geçiyor morluklar

Yaşadığın

Yanına kar

Küçük oyunları var

Ve büyük hesapları

Gör de katılma

El salla uzaktan

Ben buradan bu kadar

Hadi siz sağlıcakla

Herkesin işi değil

Islık çalmak

Nota yetmez

Nefes ister

Umursamazlık ister azıcık

Bilmezler

Yaratmakla doyanlara

Şapka çıkar, şükret

Kolayla gelmiyor

Kendini kabullenmek

Yol senin

Seçim senin

Son söz hep senin

Rüzgar saçında

Çiçek teninde

Tohum ruhunda

Ekersin

Çok bahar tanıdın

Çok yağmur

Biliyorsun sonunda yeşerir

Ne yaparsan tarih olacak bir gün

Sen bir kıvılcım gül bugün çılgın

Gelgitler hep vardı

Hep olacak

En kısa yol en sağlam hesap değil

Sallanmak illa yıpratmaz insanı

Savrulunca yerleşir bazı taşlar yerine

Belli mi olur’a tutun şimdi

Geri yaslan

Öne eğil

Göğe uzan

Yere bak

Hız alırken haykır

Keyfince

Kurşun kalem

Yazsın seni…

Brüksel, Nisan 2018

Aşağısı kurtarmaz

Sessizlikleri

Takıp gelme peşine

Tek gel sen şimdi

Başın dik, yalın

Kalıp düşkünü kelimeler

Donakalsınlar bırak döşeklerinde

Ardında bırak

Üçüncüleri, elalemi

Taşıma

Kuşanma

Koruma kendini

*

Terk et

Zamanın zulmünde

Tükettiğimiz anıları

Bırak ecelleriyle ölsünler

Anonime sat yaşadıklarımızı

Hatta bağışla

Sevabına hikayemizin

Sen onlardan geç gel

Başın dik, yalın

Zencefili tarçına sor

Beni yüreğine

Söylesin

Anonim mi anıldım o durakta

Sahi geçip gittim mi?

*

Gözlerini dürt

Sıyrılsınlar o derin uykulardan

Hiç soluklanmadılar ki o kaçışta

Sadece yaşlandılar

Söyle

Artık an kaybetmeden

Hemen

Yola çıksınlar

Salıver ve

Yelken yelken yolla gözlerini

Süzülsün

Hece hece

Damla damla

Biriktirdikleri

Karşı değil bize artık

Bir başımıza sindirdiğimiz hasret

Kimliğimiz bildiğin

Ayrı ayrı

Tek gövde

Özümsediklerimiz

*

Özürler ve ağıtlar

Geri dursunlar şimdi

Kinimiz dersen

Hiç olmadı

Kalbinin kabuklarını dök bugün

Kırılgan kokla incitmeden

Sahici sev

Çocuk kahkahalarınla gül

Diyorum sana

İnan

Yaraların en müthiş güç

*

Günlük kelimelere izin yer bugün

Diline bayramlıklarını giydirip gel

Lügatları sorgula

Şairleri şaşırt

Başka vurgulara sarılıp gel

Biber ve baharat değsin tenine

Kavuşup kaynaşsın acıları

Tanıklık ettikleri

Yanıklardan bahsetsinler

*

Baharı bir yaşayan

Bir de dört mevsim özleyen bilir

Bir yanılsamadır kurtulacağı kaçanın

Derin uykulara atar kendini gafil

Başka yataklarda

Başka şehirlere uyanır

Akıl inattır

Vicdan inattır

Ne siler benlikten

Ne tamamlar

Yarım yamalak vedalar

Hep öksüz çağlar

Hep acıtır

*

Sessizlikleri

Takıp gelme peşine

Tek yürü sen şimdi bize

Demediysem önceden, şimdi duy

Ölesi yok hiç içimin

Hele bugün

Bu erken baharda

Mavi çıkıp gelmişken yersiz

İnatçı

Sel

Damla damla

*

Zencefili tarçına sor

Beni yüreğine

Söylesin

Geçip gittim mi sahiden

Anonim mi bilindim o durakta

Yoksa Müdavim miydim?

Paris, Mart 2018

Düşürüver beni aklına

Yüreğine çakılmadı farz et

O hınzır çiviyle

Sonsuz tutkunu o tek dize

Düşün ki hürsün bugün

Düşün ki kaşifsin

Yaşam şu an serildi önüne

Az önce başladın

 

 

Biliyorsun kimse

Sökmek

Kavurmak

Yıkmak düşkünü değildi eskide

İştahtandı bedenler o yaşta

Gençtik be güzelim

Fena halde gençtik

Yiğit de olasımız vardı

Şair de

Savaşasımız vardı mütemadiyen

Susuzluğu aşk sanıyorduk

 

 

Yüreğine çakılmadı farz et

O hınzır çiviyle

Sonsuz tutkunu o tek dize

Üfle

Ve sönsünler artık

Mart’a akarken günler

Yeşil aşıla körpecik hayallerine

İster arkana al rüzgarı

İster karşına

Fısıldasan da bir

Haykırsan da

Duyacağı olan işitir

Duymayan artık eldir

 

 

Düşürüver beni aklına güzelim

Yüreğine çakılırken

O hınzır dize

Düşün ki hürsün bugün

Yaşam şu an serildi önüne

Heves yeniden

Sökmek

Kavurmak

Yıkmak düşkünü değilsin

Şiir basıyor gövdeni

 

 

Düşürüver beni aklına

Ve bir fal kapat

O son kadehe

Üzüm baharata sokulsun şimdi

Kireç kin gütmeyecekse

Konuşsun

Yaban mersiniyle böğürtlen

Danışsınlar ki bilelim

Bağı kim, ne zaman bozmuş

 

 

Bir fal kapat benim için güzelim

O son kadehe

Nefese doymuştur o vakit şarap

Belki akar gider üzüm

Sen sağ diyeceksin

Ben bahane

Bakarsın koyulaşmışım

Kalacağım tutmuş

Tutunmuşum cam çerçevene…

 

sarapfali

 

Madrid-Brüksel, 14 Şubat 2018

Sen yoksan

Gök

Buradayım dedi

Say beni en baştan

Mavilerimi giyer gelirim

Yalnız bulut da getireceğim

Mevsimi malum şimdi

On ikinci ay

Yakıştırmasak da Aralık

Yaş kırk dokuz

Rakamla 49

Soldan sağa

Ve ağırca okuyun…

*

Gök

Sözünün eri

Tam da dediği saatte

Mavi-gri daldı sahneye

Kucağında

Ak bulutlar

Yürek misali kabarmış pelerinleri

Az gölge edecek

Az ürpertecekler

Hainliklerinden değil

Görev icabı…

*

Deniz

Say beni de dedi

Gelirim, varım

Anasının karnından

Sel doğmuş

Oldum olası baskınlardaymış

Kurak toprakları sularmışçasına

Çağladı

Bir hışım çattı kayalara

Hesap sorarcasına indirdi şamarını

Çarpışıp anlaştılar…

*

Deniz

Çırpınıp

Çırpılıp adamakıllı

Duruldu rüzgar kesildiğinde

Bir keyif uzandı yatağına

Öyle dingin ki

Tanıyamazsın

Belli belirsiz kıpırtısında

Gizemli bir hitabet

Çarpıcı, mesafeli bir asalet…

*

Oysa

Rol çalmak değildi haşa niyeti

Ters yüz olup

İki çift laf edesi gelmişti derininin

Susmak artık akla zarar demişti zira

Susmak yaşanmışlığıma sığmıyor

Gözleri yandı söndü

Ben diyeyim lacivert şimşek

Sen de gecenin mavisi

Güneşe düpedüz ihanet!

*

Palmiye

Ben de varım dedi

Yaklaş hadi, sokul

Gövdeme dokun

Sert mi

Dersin?

Kuru mu?

Bak sanki parça parça

Hatta paralanmış

Kimi beslesin bu haliyle

Kimi desteklesin?

Bana mısın demez yine de

Şu başına buyruk

Bileğine kuvvet dallarım

Göğü bilir, göğe koşar

Yapraklarım…

*

Sen yoksan

Kırk dokuz kışın hikayesi var bende

Rakamla 49

Az gölge edecek elbet

Az ürpertecek

Hainlikten değil

Görev icabı

Bir tutam arsız umutla beslenir

Akdeniz’in Aralık inadı

Gövdesi sağlam

Başı dik

Mavi gösterip

Laciverte çalar bakışları

Güneşe rekabet…

Antalya, Aralık 2017

Bityeniği

Sessizlikleri çağırdım

Çıkageldi

Soluk

Çıkageldin

Hem bilirkişiydin gecede

Dizelerini

Fısıltılara

Yüksek sesle okuyan çığırtkan

Umulmadığı çalan hırsızdın

Hem sokulgan

Hem birinci sınıf unutkan…

*

Avucunda sardın anı

Ufaldı kenetlenişinde parmaklarının

Ufalandı sırlarının sabrında

Beş parmağını birden hissedince omzunda

Gidesi kaçtı

Kabardı bir gıdım yüreği

Dindi

Sol eli cebine aktı

Beklenmedik

Astarında usulsüz bir delik

Sereserpe tedbirsiz yarık

Buruşuk bir yumru değdi eline

Bildiğin samanlı kağıt

Tek eksik

Bodur bir kurşun kalem

Yontulmalar yorgunu

Yontulmalara hasret

Pis huydur şiir döşenmek geceye

Kaybolursun sen

Hapsolur zaman

An bir tortu

Hem sokulgan

Hem birinci sınıf unutkan

Terk ederken…

*

Kokular

Kazındı tahta saplı bir bıçakla

Çıtır derisine hafızanın

Hiç kan akmadı

O ansızın can bulan ürperti

Temmuz’un kararmak bilmez akşamında

Yürekte yersiz mıncık

İşaret parmağının bileğime değişi

Soluk

An hapsoldu

Erimeyecek

Eskimeyecek

Bir bityeniği var diyecektin

Boğazımda kılçık diyecektim

Sustun onun yerine

Sustuk…

*

Neden sonra

Gel yürüyelim bir boy

Dedim

Nehir var ötede

Yolu uzun

Soluğu uzun

Tarih yüklü

Bir nehir

Göğün kararmasına daha var dedim

Gel bir heves yürüyelim

Avucumla sardım anı

Erimeyecek

Eskimeyecek

Özgürlüğüne düşkündü hep

Fakat bu gece

Gidesi kaçtı

Tek yaprak kağıt değdi eline

Sokulgan dizeler

Sivrisi kurşun kalemin

Tek damla kan akmadı…

*

Işıkları sönmüyor geceleri

Çünkü

Aşka hiç doymadı dedim

Bu şehir

Susmuyor asırlardır şiiri

Gel yürüyelim bir boy

Nehir var ötede

Avucumda sardım anı

Göğün kararmasına daha var dedim

Bu işte bizi aşan

Bir bityeniği

Erimeyecek

Eskimeyecek

Kokular

Kazındı tahta saplı bir bıçakla

Çıtır derisine hafızanın

O ansızın can bulan ürperti

Yeniyetme

Bodur bir kurşun kalem

Yontulmalar yorgunu

Yontulmalara hasret

Pis huydur şiir döşenmek geceye

Işıkları sönmeyen şehirde

Yürekte yersiz mıncık

Çıkageldin…


Paris, Temmuz 2017

Yara bantı

Islığında çelimsiz gencin

Sıçradı kadının mahmur hafızası

Deşildi yarık yürek

Unutuldu paydos

Bir yarabantı düştü cebinden…

Kuşatmalar bastı aklını

Dövüşler

Gövde gösterileri;

Kıran kırana

Israrla asılmak rüyalara

Ölesiye susuzluk

Tükenerek hecelemek

Var-o-lu-şu…

*

Soluğun yetesi yoktu oysa

Yürünen yol dedi

Dökülen ter

Kavuran muamma

Dik yokuşlar…

*

Oysa çok deli sevmişti adam

Kendini eritmek pahasına

Katıksız sevmişti

Ölüm orucu gibi içten

Kimsesiz

Anlatası olsaydı keşke kadının

Dudakları aralandı da bir an

Parladı

Ve can verdi umut

O solukta

Tutsak edince korkular

Tereddüt

Ürperdi kadın yitirilmişte

Topukları üstünde döndü aşk

Gerisin geriye…

*

Kim sahibiydi sahi o hikayenin

Önce kim geçecekti kendinden?

Herkesin acelesi aşerdi derken

Kalabalıklar

İçlerine kapandılar

Fena halde lekeli

Ve kirliydi bedenleri

Rüzgarı anan da yoktu lakin

Esiverdi kuzeyden

Uçurup savurası vardı

Kökünden koparıp

Yurdundan etti seveni

Yeminini bozdurdu

Nazlı bir sardunya düştü terastan

Yerle bir kaldırımda

Paramparça pembe

Mosmor hatıra…

*

Islığında çelimsiz gencin

Bana mısın demedi kadın

Kurumuş dudaklarına

Tutunmuş can çekişen kelimeler

Uykuların virane kuytusuna

Çağırdı sessizliği

Nefes nefes bakışları

Derin kaçışlara davet

Sessiz değil bu çekiliş

Bilakis

Top tüfek

*

Rüzgarı anan da yoktu lakin

Esiverdi kuzeyden

Topukları üstünde döndü aşk

Bir yarabantı düştü cebinden…


Paris-Brüksel, Haziran 2017