Yürek boşaltmak

Geçen gün konuşurken dertli değilim dedin. Sadece sakinim. Hiç olmadığım kadar sakinim dedin. Sakinliği suskunluğa, o ikisini de derde dayadın ya bir çırpıda, düşündüm ister istemez.

Ses ve hareket ne ara kankası oldu canlılığın? Yerinde duramamak iyi hissetme belirtisine dönüştü algımızda? Aynı anda en çok işi en fazlasından yapmak hedef oldu toptan hepimize?

Bazı koşuşlar kaçış mı bilen yok. Sorgulamak abes. Oysa belki sonumuz çokça boş konuşmaktan ya da fazla koşmaktan gelecek.

O gitti, bu gitti, ev insansız kaldı dedin sonra. Çok sessiz. Teklik her seferinde yalnızlığı koluna takıp gelecek hesabındaydın sanki, şaşırdım. Sessizlik güzeldir aslında dedim. İnsan kendini duyar. Dinlersen seversin.

Düşün sahi şöyle bir, en son ne zaman sadece dinledin? Yağmurun sesini, sokağın senfonisini, çocuğun az önce uydurup anlattığı masalı tek hece kaçırmadan dinledin? En son ne zaman cankulağıyla ve baştan sona dinledin? En son ne zaman yüreğinle dinledin?

Diyeceksin ki ne alaka? Diyeceğim ki işin özü bu. Hepsi en içerden doğuyor. Ölü ya da diri. Kendini duymayan ıskalıyor yaşamı. Derken ondan tamamen vazgeçiyor.

Diyeceğim o ki yüreklerimiz ağırlaşıyor bazen. Boşaltmak zor değil. Kulağa ve karara bakıyor. Kaçak oynayan ağırlaştığıyla, ağırlaştırdığıyla kalıyor.

Konuşurken gözlerimde kal o yüzden. Kal ki bileyim. Zamanın akışı elimizde değil. Şu anın hesabıysa bizden sorulur. Keşkeleri yormayalım derim.

Brüksel, Ocak 2019

Kelebek

Çarşamban muazzam olsun sevdiğim. Perşembe ötede değil zaten. Köşeyi dön şuradan sen, sonra kime sorsan gösterir. Cuma dediğinde beraberiz.

Kuş uçuşu mesafedeyiz yani. Kuşlar üşenirse de ne gam. Uçaklar var. Niyet olsun yeter. Biner geliriz.

Bu hafta sonu müjdeli bir ay doğacak hanene. Mumlarını üfleyecek tanıdık bir nefes 31inde, Pazartesi kabarmış yüreğin yatışacak kuşkular sönerken. Bedenimiz sana ve bana emanet.

Göreceğim vardı. Hep olacak. Asi otlar gibi biter bu özlem. Savaşma da yaşa, severek. Sevmezsen de yanında yat. Şükret!

Sindirdin mi bu yılı küçüğüm? Hazır mısın fazlasına? Direncini cesaretinle aşıla öyleyse. Hayallerine kırmızılar giydir. İsteklerinle konuş yüksek sesle. Söyle, hepsi eksiksiz gelsinler. Susmasınlar ki olduralım. Çığlık çığlığa sevsinler.

Kelebeklerden konuştuk bu sabah ve anlaştık. Ben okuduğumda seni gördüm. Sen kara yazdın efsaneyi. İkimizin bildiğini ister anlat ister sakla.

Büyüme. Hem uçarı kırılgan hem güçlü dur, hep hayattan yana. Hevesin çocuk, saçların asi kıvırcık kalsın.

Şiirleri yazarım söz. Hikayemiz sende. Ruhumuz ikimize emanet.

 

Antalya, Aralık 2018

Sincap

Birikti mi

Gözümün nuru

Anlatılmak tutkunu

Hikayelerin

Yüreğinin çırpıntıları

Şiirden ürken dizelerin

Sessiz ve sorgulu

Ve diğerleri tabii

Köküne kadar aymış

Yine de

Az çocuk

Az duygulu

*

Dilinin ucuna gelenleri

Yazdın mı bir bir

Ekran

Emoji

Ve klavye kullanmadan

Eski usul

El emeği

El yazınla emektar

Göresim var

Biliyorsun öylece

Duyasım var

*

Büyük harf

A larına kuyruk taktın mı heyecanla

Eteği uçuşan

İnce belli

Ölümüne kırılgan

A larına

İnadına şimşek

Körkütük aşık kadınlar gibi

T lerini yumuşattın mı bir nebze

Görüşmeyeli

Direk yerine dalga

Çubuk bedeline yay

Hüküm pahasına dize

Düşledin mi benim için

Benim hatırıma

*

Özledim derken utanmamayı öğretti mi zaman

Aşkı

Gururdan üstün

Gündeliğe inat

Varlığından öte

Saymayı

Hıçkırık kadar uygunsuz

Ses çıkıyor

Ses veriyor

Biliyorsun

Ölümüne sahici ama

Ne gam

Biliyorum

Biliyorsun

*

Kabullenmeyi çarptı mı hayat yüzüne

Yıkandın mı

Yakalandığın güçsüzlüğünde

Aydın mı ansızın bir sabah

En ummadık anda

Çok erken

Çok aydınlık

O anda

Mavi bir buluta doğru

Uçarken bir salıncak deli

Sınırları parça parça edip

Paçavra fiyatına sattın mı

Özünü hatırlattı mı sana

Anlar içinde

Başkaldıran o tek bir an

*

Şimdi

Bir sincap sorgularda

Fındık kabuğunun kapısını çalan

Ateşini avuçladın mı

Göğün ansızın

Gece vakti

Hem gurur

Hem çocuk

Geldi mi aklına

Birikti mi

Gözümün nuru

Anlatılmak tutkunu

Hikayelerin

Gözünde tüttüm mü

Diledin mi dileğimi bu gece

Beraberiz

Gönül bu gönül

Hayal bizimki

Gerçek istersek

Sen çok ben…

Brüksel, Haziran 2018

Düşürüver beni aklına

Yüreğine çakılmadı farz et

O hınzır çiviyle

Sonsuz tutkunu o tek dize

Düşün ki hürsün bugün

Düşün ki kaşifsin

Yaşam şu an serildi önüne

Az önce başladın

 

 

Biliyorsun kimse

Sökmek

Kavurmak

Yıkmak düşkünü değildi eskide

İştahtandı bedenler o yaşta

Gençtik be güzelim

Fena halde gençtik

Yiğit de olasımız vardı

Şair de

Savaşasımız vardı mütemadiyen

Susuzluğu aşk sanıyorduk

 

 

Yüreğine çakılmadı farz et

O hınzır çiviyle

Sonsuz tutkunu o tek dize

Üfle

Ve sönsünler artık

Mart’a akarken günler

Yeşil aşıla körpecik hayallerine

İster arkana al rüzgarı

İster karşına

Fısıldasan da bir

Haykırsan da

Duyacağı olan işitir

Duymayan artık eldir

 

 

Düşürüver beni aklına güzelim

Yüreğine çakılırken

O hınzır dize

Düşün ki hürsün bugün

Yaşam şu an serildi önüne

Heves yeniden

Sökmek

Kavurmak

Yıkmak düşkünü değilsin

Şiir basıyor gövdeni

 

 

Düşürüver beni aklına

Ve bir fal kapat

O son kadehe

Üzüm baharata sokulsun şimdi

Kireç kin gütmeyecekse

Konuşsun

Yaban mersiniyle böğürtlen

Danışsınlar ki bilelim

Bağı kim, ne zaman bozmuş

 

 

Bir fal kapat benim için güzelim

O son kadehe

Nefese doymuştur o vakit şarap

Belki akar gider üzüm

Sen sağ diyeceksin

Ben bahane

Bakarsın koyulaşmışım

Kalacağım tutmuş

Tutunmuşum cam çerçevene…

 

sarapfali

 

Madrid-Brüksel, 14 Şubat 2018

Bityeniği

Sessizlikleri çağırdım

Çıkageldi

Soluk

Çıkageldin

Hem bilirkişiydin gecede

Dizelerini

Fısıltılara

Yüksek sesle okuyan çığırtkan

Umulmadığı çalan hırsızdın

Hem sokulgan

Hem birinci sınıf unutkan…

*

Avucunda sardın anı

Ufaldı kenetlenişinde parmaklarının

Ufalandı sırlarının sabrında

Beş parmağını birden hissedince omzunda

Gidesi kaçtı

Kabardı bir gıdım yüreği

Dindi

Sol eli cebine aktı

Beklenmedik

Astarında usulsüz bir delik

Sereserpe tedbirsiz yarık

Buruşuk bir yumru değdi eline

Bildiğin samanlı kağıt

Tek eksik

Bodur bir kurşun kalem

Yontulmalar yorgunu

Yontulmalara hasret

Pis huydur şiir döşenmek geceye

Kaybolursun sen

Hapsolur zaman

An bir tortu

Hem sokulgan

Hem birinci sınıf unutkan

Terk ederken…

*

Kokular

Kazındı tahta saplı bir bıçakla

Çıtır derisine hafızanın

Hiç kan akmadı

O ansızın can bulan ürperti

Temmuz’un kararmak bilmez akşamında

Yürekte yersiz mıncık

İşaret parmağının bileğime değişi

Soluk

An hapsoldu

Erimeyecek

Eskimeyecek

Bir bityeniği var diyecektin

Boğazımda kılçık diyecektim

Sustun onun yerine

Sustuk…

*

Neden sonra

Gel yürüyelim bir boy

Dedim

Nehir var ötede

Yolu uzun

Soluğu uzun

Tarih yüklü

Bir nehir

Göğün kararmasına daha var dedim

Gel bir heves yürüyelim

Avucumla sardım anı

Erimeyecek

Eskimeyecek

Özgürlüğüne düşkündü hep

Fakat bu gece

Gidesi kaçtı

Tek yaprak kağıt değdi eline

Sokulgan dizeler

Sivrisi kurşun kalemin

Tek damla kan akmadı…

*

Işıkları sönmüyor geceleri

Çünkü

Aşka hiç doymadı dedim

Bu şehir

Susmuyor asırlardır şiiri

Gel yürüyelim bir boy

Nehir var ötede

Avucumda sardım anı

Göğün kararmasına daha var dedim

Bu işte bizi aşan

Bir bityeniği

Erimeyecek

Eskimeyecek

Kokular

Kazındı tahta saplı bir bıçakla

Çıtır derisine hafızanın

O ansızın can bulan ürperti

Yeniyetme

Bodur bir kurşun kalem

Yontulmalar yorgunu

Yontulmalara hasret

Pis huydur şiir döşenmek geceye

Işıkları sönmeyen şehirde

Yürekte yersiz mıncık

Çıkageldin…


Paris, Temmuz 2017

Yara bantı

Islığında çelimsiz gencin

Sıçradı kadının mahmur hafızası

Deşildi yarık yürek

Unutuldu paydos

Bir yarabantı düştü cebinden…

Kuşatmalar bastı aklını

Dövüşler

Gövde gösterileri;

Kıran kırana

Israrla asılmak rüyalara

Ölesiye susuzluk

Tükenerek hecelemek

Var-o-lu-şu…

*

Soluğun yetesi yoktu oysa

Yürünen yol dedi

Dökülen ter

Kavuran muamma

Dik yokuşlar…

*

Oysa çok deli sevmişti adam

Kendini eritmek pahasına

Katıksız sevmişti

Ölüm orucu gibi içten

Kimsesiz

Anlatası olsaydı keşke kadının

Dudakları aralandı da bir an

Parladı

Ve can verdi umut

O solukta

Tutsak edince korkular

Tereddüt

Ürperdi kadın yitirilmişte

Topukları üstünde döndü aşk

Gerisin geriye…

*

Kim sahibiydi sahi o hikayenin

Önce kim geçecekti kendinden?

Herkesin acelesi aşerdi derken

Kalabalıklar

İçlerine kapandılar

Fena halde lekeli

Ve kirliydi bedenleri

Rüzgarı anan da yoktu lakin

Esiverdi kuzeyden

Uçurup savurası vardı

Kökünden koparıp

Yurdundan etti seveni

Yeminini bozdurdu

Nazlı bir sardunya düştü terastan

Yerle bir kaldırımda

Paramparça pembe

Mosmor hatıra…

*

Islığında çelimsiz gencin

Bana mısın demedi kadın

Kurumuş dudaklarına

Tutunmuş can çekişen kelimeler

Uykuların virane kuytusuna

Çağırdı sessizliği

Nefes nefes bakışları

Derin kaçışlara davet

Sessiz değil bu çekiliş

Bilakis

Top tüfek

*

Rüzgarı anan da yoktu lakin

Esiverdi kuzeyden

Topukları üstünde döndü aşk

Bir yarabantı düştü cebinden…


Paris-Brüksel, Haziran 2017

Köpük

Çıtırından maviydi gök

Bu sabah

Taze ekmek

Geldi aklıma

Yelken çırpıntısı,

Gençlik vurgunu,

Açlık…

       *

Dalga köpüğünü andırıyordu

Üstüne uzanmış

Kıvrımları

Serseri bulutların

Bakakaldım

Tutsak

Yüreğimde

Geleceğe dair

Anılar…

       *

Tutup göğü

Tutup maviyi

Dedim o an

İki yakasından

Çevireyim

Alaşağı edeyim

Deniz olsun eteklerimde serin

İçim ürpersin…

       *

Varsay ki ilk görüşüm onu

İlk girişim koynuna

Mavi olsun kavuşmamız

Apansız yeşil

Lacivert

Sabredene

Derininden bilinmeyen

Ahenk…

       *

Varsa yoksa

O an olsun

Şiiri yosun

Tılsımı

Pul biber

Kendin kadar

Günahların kadar

İyi bildiğin

Gel-git ine köleliğim

Yeter mi bir yaz daha

Bir avuç uzaktaki

Nefesin…

       *

Neyse ne

Dedim o an

Tutup göğü

Tutup maviyi

İki yakasından

Çevireyim

Alaşağı edeyim

Deniz olsun eteklerimde serin

Gelsin köpükler

Bassın mavi

Ayak parmaklarım özledi…

Brüksel, Haziran 2017

Çakıl

Beni duvara çizenler

Belki gövdelerde candı

Belki kof beden

Şanslıysam

Bendendiler…

Dik dur

Narinsen de

Cılız çıksa da sesin

Hep dik dur

Diyenler

          *

İki renk at

Şal misali dola

Çıplak omuzlarına

Sırrını kimsenin bilmediği

Olanaksız iki renk

Avuç avuca

Kurulsunlar koynuna

Sözüm olsun ki

Isınacaksın

Yeşilin inatçı umudunda

Cıvıltısında pembenin

Kavrulmadan

Boy vereceksin ışıkta

          *

Beni duvara çizenler

Belki gövdelerde candı

Belki delik deşik bedenler

Gözlerine değdim bir an

Ölesiye bilesim vardı

Hangi korkular

Kesti yollarını

Ne sevdalardan geçtiler

          *

Dallarını sal sen şimdi

Kıvrım kıvrım uzasınlar

Yayıl layıkıyla

Fişek ol

Patla

Tomurcuğun şaşsın

Sere serpe bahar düşsün aklına

Yazını çağır

Yapraklarınla dokun

Yeri kollayan gök ol

Göğe meftun toprak

Hiç susuzluk çekmemiş gibi yeşer

Büyü hevesle

Bugün ekilmiş gibi tohumun

Düşün ki buracıkta

Şu an

İlk adımın

İlk soluğun

          *

İki çiçek kat

Sabaha uyanan gözlerine

Kokuları sinsin

Yorgun adımlarına akşamüstünün

Olanaksız iki renk

Avuç avuca

Kuruldularsa koynuna

Sözüm olsun ki

Isınacaksın

Yeşilin düpedüz umudunda

Kırmızıya çalası var pembenin

 *

Beni duvara çizenler

Çakıl taşlarını

Dalga köpüklerini

Ve rüzgarı sevdiler

Bedenlerden taşan canlardı hepsi

İsimden çok

Yürektiler

Köklerim mütemadiyende doğdu

Tomurcuklarım dikbaşlı narin

Gamları korkutur

Kaçırır canlar

Buralar gök

Boğaz’ın mavisi

Buralar toprak, bereket

Boy verirken ışıkta bildim;

Beni duvara çizenler

Bendendiler

 

Tavşanlar Diyarı, Haziran 2017

Sen(siz)

Yarını şart koşmadan gel

Dün

Bırak düşsün

Cebinden

Yaşanmışlıklar boyu

Dikilse de kapanmayan

Delikten

Düşsün derinlerine imkansızlığın…

Misketlerini ov

Parlat

Işıldasınlar

Adamakıllı gayrı

Bayramlıklar misali

Heves heves fısıldaşsınlar

Okşa başlarını müşfik

Ve bırak orada kalsınlar

Kabullen, benimse

Lakin kuşanma hırslarını

Zaferlerini itinayla yak…

Gönül yaralarını

Suskun sırlarını yastığının

Tırnak uçlarında birikmiş kederi

Düğümünü boğazının

Arsızca inatçı bir zamandır

Sızlayan direğini burnunun

Çektim sandığın o kumral acıları

Bırak

Artık yeter…

Bahar hep çapkın

Her yıl genç; göz kırpan,

Yapış şu an soluğuna cesaretin

Bir dilek tut en delisinden

En olamaz sandığını tut ama

Derinine dalmadan denizin, denizinin

Tam da acaba dediğim o anda;

Sen

Gel

Düpedüz

Beklenmedik

Kendine rağmen

Sensizliğimi köreltmek için

Sen

Sensiz

Gel…


Brüksel, Nisan 2017