Ne anlatacaksan bana, kulağıma fısılda!

image

Uçağın gölgesi
Denize düştü
Üşüdü önce
Sonra
Su oldu
Metalik gövdesi
Uzaktan baktı ona
Ürperdi
Beti benzi soldu

Neme lazımcıydı o beden
Kıskanmazdı
Gıpta etmezdi
Çekip gidebilene
Özgürlük takıntısı yoktu
Dürüstlük desen
İşine geldikçe
Niye yıpransın ki sahi?
Kendi
Öylesine güvende
Yörüngede
Göklerin göbek deliğinde

Sakindi Marmara Denizi
Ara ara dürtülmüşçesine kıpırdandı
Hallerinden memnundu
Balıkçı tekneleri
Havada bildiğin
Geçim derdi
Rüzgar kokusu
Günlük hikayeler
Biraz politika
Biraz dedikodu

Beklemeye yatmış tankerler
Buruk bir kabullenişte
Susuştular
Saati sordular martılara
Hiç umursadı
Gamsız martılar
Kanatlarını savura savura
Havalandılar

Nasılsın
Dedi sesin bana
Yanıtlamadım, gülümsedim
Acıyı da takmamıştım
Dudak kenarıma henüz
Ama sen
Geriliverdin
Asırlardır hatalıymışsın
Gibi sustu sesin

Suçlamamıştım seni
Tek laf etmemiştim kırgın
Siteme ihtiyacın yoktu belli
Sen gözlerimi görünce
Dürtülen deniz misali
Hesaplaşmalarına gömüldün

Sesini istiyordum oysa
Kendi düşüncelerimi değil
“Ne anlatacaksan bana
Kulağıma fısılda”
Dedim

Ne yazık
Daha
Dudakların aralanırken hissettim
Ölçüp biçmiştin
Tartıp seçmiştin
Dile geldiğinde çoktan ayrılmıştık
Sen o metalik bedendin
Ben sırılsıklam

Brüksel, Temmuz 2014

aŞkın Ş hali

Geri geleceğimi
Biliyordum
İnce inen yağmurda
Ayrılırken
Kazara da olsa
İğne düşürmüştüm
Tesadüfü mahcup etmedi hayat
On beş ay sonra
Yüzünü
Gözüme sürdüm

Konuşmadın ilkin
Fısıldadın
Sıcaktın, çok sıcaktın
Bulutları kuzeye yollamışsın
Bana sadece mavi göklerle baktın

Suların yanıp söndüler
Sularında taşıtlar
Defileye soyunmuşlardı
Uçarı, dalgacı
Hem ilerlediler
Hem yerlerinde saydılar

Esintisiz gecelerin
Sardılar adamakıllı
Sevgili bellediler bedenimi
Bir kez tuttuktan sonra
Hiç bırakmadılar

Bazen karanlıklardaydın
Ama korkutmadın
Bu sefer kaybolmadım
Bulmaca yollarında
Dar geçitlerinde
Bunalmadım

Saklı bahçelerin davetlerde
Yuva kadar tanıdıktı
Çatıların
Terasların
Yıpranmış yaşlı duvarların

Geçmişin ruhlarıyla
Kol kola gezdik meydanlarında
Köprülerinde
Çıktım ve indim
Köprülerinde
Çağladım
Dindim

Bildik bir deliliği
Anımsatıyordu güzelliğin
Dilimin ucunda
Kanca misali
Takılı kaldı ismin
Dilimi acıttı
Diyemedim

Maskeler de sezdi durumu
Dönüp bir umut
Aynalara sordular
Lakin
Yanardönerdi hep
Yansımalar
Göz kırptılar çapkın
Sözler kilitlendi
Ses bekledi
Soluğa hasret
Bekledi

Biliyorsun, bu gece
İskelede bakıştık seninle
Havai fişekler
Kaplamıştı yüzünü
Renk renk
Şekil şekil
Yandılar

Silah sesi
Yürek çarpıntısı
Misali
Doldurdular içimi
Bir an muhteşem
Bir an yoktular
Yükselip
Coşup
Doruktayken
Yokoldular
Renk renk
Şekil şekil
Avaz avaz
Yandılar

O an anladım
Aşkın ş haliydin sen
Hani bilirsin
Şırıltısını önce inceden
Şahlanışını sonra
Hiç şüphelendirmeden

O ilk şaşkınlık
Masum ve delik deşik
Bedeni kamçılayan şimşek
Hani başıbozuk
Şarkılar sonra
Lafını sakınmayan
İçine sızarlar hani
Şeffaf gecelerde
Ezberbozan

Aslı, aslası, aması
Olmayan
Adet, artık, amaç
Tanımayan
Şuracıkta
Tüm şahaneliğiyle
Şenlendiren

Henüz
Kavranmamış
Karışmamış
Düşüp yükseklerden
Kırılmamış
Kurban edilmemiş
Başka canlar uğruna
Kilitlenmemiş
Kapatılmamış
Karanlık sandıklara
Egemen şu ana
Şuursuzca korkusuz

Aşkın ş haliydin sen
Şölenle, şenlikle
Geldin, bastın buraları
Yükselen suların gibi
Şiirle
Şaaşayla
Şiddetle
Kuşattın

Şans dedin
Şifa dedin
Şükret dedin
Şekeri tat
Şarabı iç
Unut şifreleri
Varsa yoksa aşk
O da şimdi

image

Venedik, Temmuz 2014

İnsan

İnsan var

Yapmak, yaratmak için

Yaratılmıştır

Durursa

Soluksuz kalır

Üretmezse morarır

Ruhu

Kansız kalır

 

Vermek, değiştirmek ister

Yoktan var etmek ister

İnsanlara dokunur

Acıyı sezdiğiyle okur

Kayıtsız kalamaz ona

Gidermek

İyileştirmek

İster

 

Çekinmez

Ortaya atılmaktan

Çıkan ilk ses

İlk itiraz olmaktan

Çoğu zaman

Bir yabancı için

Kendini

Yakar diri diri

 

Aklından düşünceler taşar

Merhameti

Yamacındakine

Yetmez belki

Ama

Dünyayı sarar

Isınır insanlar

Yeniden umutlanırlar

 

Görünen kısmı yaptıklarının

Kılavuz istemez

Paylaşmadıkları

Seyirci kabul etmez

Elini tuttukları bilir sadece

İyiliklerini

Reklamdan

Gösterişten

Hiç ama hiç

Hazzetmez

 

Duygusaldır

Kırılgandır aslında

Belki içten içten

Kendi gibi

Birini bekler

Ki çıksın yoluna

Aldım verdim için değil

Sohbet, muhabbet aşkına

 

Ne var ki

Onun gibi değil dünya

Çivisi çıkmış

Aklı beş karış havada

İnsanlık başka hesaplarda

İnsanlar hep hesaplarda

 

Kendini anlatmak

İstemiyor artık o da

Okuyor

Yazıyor

Kendi kuytusunda

 

Usandı

Küçük kafalara

Kendi çabalarıyla

Doğru yolu

Buldurma sevdasından

Çabuk taşar oldu sabrı

Sesi de

Ara ara yükselir

Gürler, çağlar

Suskun birikintiler

Bazen zehir kusar

 

Konuşmuyorsun diyorlar

Bir de

Üstüne gidiyorlar

Nasıl sitemciler!

Anlatmıyorsun derdini

Diye yakınıyorlar

Sanki açsa ağzını

Her işi bırakıp

Yardıma koşacaklar

İnsanlık hesaplarda

İnsanlık bencil

O biliyor

 

Pes etmedi ama

Canını nasıl da güzel taşıyor

Kafası serin

Hayatı kendinin

Borcu yok kimseye

Kararları desen,

Anason kokar belki

Biraz da

Sigara dumanı

Geçer içlerinden

Ama

Onlar da

Sapına kadar

Kendinin

 

Güzel kısmını gör hayatın

Derken

Gülüyor

Biraz acı

Biraz sahici

Dövülmüş taşlarını

Hatırlatıyor

Bildiğin o

Sahilin

Dalgalara teslim taşları

 

Yontulan her köşenin

Bir hikayesi var

Yürek bilir

Dil susar

insandenizresmi

Brüksel, Temmuz 2014

Hayırdır İnşallah!

yuzucu

Ne kadarı kader?

Ne kadarı seçim?

Kararın yükü

Verende mi saklı?

Taşıyanın mı?

Bedel

Kimin aşı?

 

Seçtiğin yoldan dönmüyorsun

Aldatmam

Kaçak oynamam

Tutarlıyım

Diyorsun

Düşün ama bir soluk

Sor kendine;

Nicedir yürüyorsun?

Neden o yola girdiğini

Anımsıyor musun?

 

Kaç yaşındaydın o ilk adımı attığında?

Hatırlıyor musun sahi o halini?

Amacın

İdealin

Var mıydı?

Düşünmüş müydün öncesinde

Adamakıllı?

 

Bir romandan mı etkilenmiştin yoksa?

Yanlış anlamış olabilir misin

Kendi çıkmazında çırpınan

Bir hayal kahramanını?

Tabii bir de sayacaksın soluksuz:

Annem şöyleydi, babam böyleydi

Akıllı çocuktum

Komşular severdi

 

Model benim dedin

Örnek benim

Tökezleyen düşer

Ben düşmem

Ben ancak

Kurtarmaya giderim

 

Eksik, yarım bilmem

Tam ve bütün tüm denklemlerim

Gevşemem, üşümem

Şikayet?

Pek etmem

Dinlerim ama

Dert dinlerim

Çareler benim işim

 

Azim azim uğraşıyorsun, doğru

Farkındayım

İnce eleyip sık dokuyorsun

Mükemmeli yaratıp

Kendine onaylatıyorsun bir güzel

Ne zaman

Bir dakika

Boş kalsan

Başına

Çiviler saplanıyor

Neden?

Biliyor musun?

 

Hayallerimi göremiyorum

Dedin geçende

Olmadık bir ortamda

Öyle küt diye

Kaybettim demedin ama

Göremiyorum dedin

Sorarım, o hayaller nasıl görünmez oldular?

Kaçtılar mı senden

Belki saklandılar?

Sence ne gördüler ki

Bu kadar korktular?

 

Peşlerine düştüm de

Demedin

Şaşırdım ben

Arıyor gibi değildin

Telaş yoktu ruhunda

Hava durumundan bahseder gibiydin

 

Yaşam buyurdu

Sen planlar yaptın daha çok

Detaylı planlar yaptın

Ayrıntılara yordun hep kafanı

Hep meşguldün sen

Hep zamanında işler yaptın

 

Hayırdır inşallah

Diyeceksin şimdi bilirim

Ama

Doğru valla

Rüyamda gördüm seni

Dün gece rüyamda

Hayatın yolunu kesmiştin

Dikilmişsin öyle karşısına

Bir hışım

Sen benimsin

Diye bağırıyorsun

Ben senin değil…

 

Hayırdır inşallah!

 

Brüksel, Temmuz 2014

 

 

Hallerimiz

İnsan kendi kulak deliğini nasıl kaybedebilir ki?
Dedi ve
Sahici bir hayretle iç çekti
Yeşil gözleri kocamandı
Hayatı yalayıp yutacak kadar iştahlıydı bakışları
Sağ elindeki küpeyi sol deliğine
Geçirmek için çabaladı
Biraz yokladı, biraz çekiştirdi dokuyu
Karanlıkta ilerleyen bastonlu bir ihtiyar gibi
Hafif kaybolmuş
Hafif sarhoş
Gezdirdi hassas zeminde küpe ucunu

Metal derideki tünelden geçer geçmez de
Derin bir nefes aldı
Sabitleyiciyi taktığıyla mühürledi kaderi
İşte dünya yine
Eski haline dönüvermişti

*

İçim acıyor onsuz bu şehirde
Dedi ve
Kaskatı kederine sarılıp yattı
Yumak oldu narin bedeni
Gözkapakları ağır kepenkler misali
Gürültüyle kapandılar
İstanbul dışarıda kaldı

Düşler doludizgin kaçtılar
Hop oturdu hop kalktı düşünceleri
Hem isyankar, hem biraz hoyrattılar
Ne sıralayabildi onları
Ne de unutası vardı olan biteni

Gizli öznesi benim ümidiyle
Bininci kez baktı telefonuna
Küstahça susuyordu alet
Kendi parmak izlerini gördü ekranda

*

Bazen acıya çok yakından bakıyorsun
Dedi
Yaşamla ölüm arasında bir yerde
Asılmış sallanan o siluetle
Dizdize oturuyordu
Ne bildiği kişiydi artık o
Ne de hepten veda etmişti

Delinmiş uykularının yükü dökülüvermişti
Omuzlarına, gözaltlarına
Kelimeleri haşa ürkek değil
Ama hep biraz yarımdılar
Aklında tüm zamanlar vardı
Hepsi biraz unutkandılar
Yağmur indi apansız
Damlaların serinliğine dokundu yüreği
Küçük bir kız çocuğu belirdi uzaktan
Var gücüyle koştu kollarına
Bir ışık yanıp söndü gözlerinde
Sonra bir ışık daha
Yandı
Yandı

*

Aşkı bile birbaşıma yaşıyorum
Dedi
Ve gülümsedi deli deli
Kof kılıfların içini boyamaktan usanmıştı
Kendini anlatmak
Bir yere kadar diyordu iç sesi
Eteğini silkip giden ondan değildi
Sıkışınca deri değiştirene
Yoktu söyleyecek sözü
Yaşananı sahiplenecek cesaretimiz yoksa
Ölelim yavaştan
Dedi deli deli

Aşk pazarlık değil ama, hiç olmadı
Dedi
Ve bir bulutla bakıştı dik dik

Sevdiğin kadar varsın
Varsın

Brüksel, Temmuz 2014

20140707-193151-70311562.jpg

Sen ol

viyanalikadin

Sızlayan kalbini avuçlarının içine al

Bir masal anlat ona

Kendin inanmasan da

Anlat

 

Sabah mavi bir göğe uyandığın için

Odana dolan ışığa sarıl

Gülümsemeni resmet

Sonra

Yolla bana

 

Yürürken dik tut gövdeni

Yüreğinin temposunu

Taşı adımlarına

Islık çal eğer becerebilirsen

Ya da bir şarkı mırıldan

O şarkıyı mırıldan

Ben duyarım

 

Var olanı selamla şimdi

Kabullen ve tanı

Yol ver yalana, oyuna

Bırak gitsinler

İmkansızı unut

Tut

Ve hiç bırakma

Olmadık anda aklına düşeni

 

Avucundaki terde ne saklı?

Düşlerin kulağına neler fısıldadı?

İster sus, ses etme

İster bağır çağır

Sen bil, o yeter

Ötesi berisi sabır

 

Koş istersen oraya buraya

Boz ve yeniden

Yeniden yap

Hiç bıkmadan

Doyma yaratmaya

Yorgunluk tanıma

Ama hep

Hep biraz susuz kal

 

Sonra

Dur bir saniye

Hatırım için

Dur

Öylece boşlukta

Düşünme, anma, sorgulama

Dur

Öylece boşlukta

Sen ol

Ben duyarım

 

Brüksel, Haziran 2014

Sevmiyorum sen giderken…

image

“Kalmıyor musun?” dedi İstanbul
Erkenden ayaklandın
Oysaki ben daha
Saat saat
Yürek yürek
Söyleşeceğiz sanmıştım

Uzun boylu konuşamadık yazık
Bu sefer sen
Niye bilmem
Hep devinimlerle kucaklaştın
Yürüdün, koştun, aktın
Uykunda bile
Zannediyorum
Hep biraz uyanık kaldın

Gözlerindeki pırıltıyı tanıdım
Özlemişim de
Kelimelere dans ettiriyordu
Cümlelerin
Kahkahaların gerçekti
Deldi geçti
Anıları
Sızılar dindi o cümbüşte
Kesildi uğursuz sesler
Sarılışların sahici
Dostlar koşup geldiler

İskeledeki bankta oturmadın bu kez
Ayaklarını sallandırmadın suya
Martılar uçmadı sohbetine
Konuştun, şahlandın belki
Yalnız hiç açılmadın

Sabah güneşimde
Seni fısıltılarla okşayarak uyandırdım
Mırıl mırıl anlatacaksın sanıyordum
Sen yorgana sarılıp saklandın
Yüzün bucak bucak kaçtı benden
Hep biraz oyalandın
Hep biraz oyaladın

Uzansan dokunacaktın oysa köprüye
Ki ışıklarında yanıp sönen
Ne anıların var biliyorsun
Sırları hiç saymıyorum
Bıraktığın yerde
Yeşeriyorlar

Camiinin desen
Parlamıştı eli yüzü
Gözlerinin içine bakıyordu
Delikanlı halin
Seni sordu soruşturdu
Sen sustun
Hiç oralı olmadın

Kalabalıklar aktı yollarımdan
O günlerde
Sabah ve akşam
Biraz aceleci, biraz kaybolmuştular
Yıldızlar kaydı gecelerimde
Fark etmedin değil
Sen her seferinde
Başını kaldırıp baktın

Biliyorum soluğun
O ilk günkü heyecanla kesildi
Yüreğin kabartılarda attı
Belki kimse bilmez sandın
Ama ben
İşittim

Bir akşam bir an
Sen yelkenleri
Suya indirdin
Ben soluğunu kestim zamanın
Hazırlıksız yakalandık

Kollarımda duraladın derken
Bildiğimdik beraber
Kalabilsen
Emin ol
Seni daha uzun süre
Tutardım bizde

Kıpırdanışınla irkildim şaşkın
Sen yeni devinimlerine gebe
Sen gitmeye yatkın
Yüreğin kabartılarda atıyordu, sezdim
Uzaklar ki
Bildim bileli rakibim

İyisi mi ben artık sımsıkı
Kapatayım gözlerimi
Sevmiyorum
Sen giderken
Ardından düşlemeyi

İstanbul, Haziran 2014

Bir şehir, bir daha

Kırmızı bir elbise giymiş, kırmızı naylon çoraplar
Kırmızı topuksuz ayakkabıları var
Boynunda iddiasız gri bir fular
Uzun saçları sıkı bir topuzda saklanmış
Bomba misali patlıyor gözbebeğinin ortasında

Şehir tarih yazmış, o tarihle yazılmış
Her köşe ayrı bir tondan meydan okuyor
Ürkmüyorsun elbet, tehditkar değil
Ancak saygınlık uyandırıyor

Önceki gelişinin karları çoktan erimiş
Gül kokusu sarmış buraları
Heybetli binalar fışkırıyor yeşil parklar arasından
İnsanlar suskun, geçmiş yüksek sesle konuşuyor

image

O buz kestiğin yılbaşı akşamında
Sokakta
Vals yapan çiftler geliyor aklına
Ki üstlerinde paltoları yoktu
Ve çelebi atkıları kibarca
Dolanmıştı boyunlarına
Asalet hissetmiştin
Ve sahipleniş gururla

Ya Sacher Otel’in kafesindeki
O yaşlı hanımlar?
Hani o leziz
Çikolatalı pastalarına
Gayrı resmi bir törenle yaklaşan
Hatırlıyorsun değil mi?
Pırlanta yüzükleri
İnce porselene değerken
Biraz fısıldamış
Biraz haykırmışlardı

image

Müzeler konuştu bugün de
Anıtlar anlattı
Bir eldiven sallandı şakacı
Bir mağaza girişinde
Yaşlı bir binanın duvarına dokundu
Amerikan hamburgerinin M hali

image

Akşam yemekte yanındaki Amerikalı
Şaşkın bakışlarla süzdü
Önündeki şnitzel tabağını
Masadaki Avrupalılar
Alışık olmadıkları
Bu hararetten bahsettiler
Gerçekten de şehir
Bu mevsimden
Beklenmeyecek kadar sıcaktı
Beyaz gömlekli
Siyah önlüklü garsonlar
Senfoni orkestrasındaki
Enstrümanları düşündürdüler sana
Uyum, bütünlük ve keyifle hizmet ettiler
Hem var hem yoktular
Bazen arka plan, bazen asıl oyundular
Biri ayrılırken
“Memnun kaldınız mı?” diye fısıldadı kulağına
Türkçe
Şaşırdın, bocaladın
Masadan başka dil konuşulurken
Nasıl tahmin ettiğini anlamadım
Sordun
Söylemedi
“Meslek sırrı” der gibiydi
Şifreli gülümsemesi

Sonra gezelerken şehirde baktın
O sinemanın
Önünden geçiyorsun yine
Hani yıllar önce
Soğuktan büzüşmüş ellerinle
Açmıştın kapısını
Sokuluvermiştin içine
Ne muzip şu insan beyni
Hangi filmi gördüğünü
Hatırlatıverdi şu dakika sana

Gül kokusu bastı ortalığı yeniden
Sen sustun
Şehir sustu
Geçmiş usul usul anlattı
Dinlemeye doyamadın

Viyana, Haziran 2014

Saklı rota

image

Yokuş yukarı
Çıktın yoruldun
Ağırlaştı adımların
Büküldü biraz boynun
Dönmedin ama yolundan
Hala inatçısın

Ara ara
Soluklanmak için duraksadın
Düşünüp taşındın
Ölçtün, tarttın
Yola devam etmekte
Karar kıldın

Hayallerinin elele tutuşup
Seni beklediği o yer
Bazen çok uzakta sandın
Uzun solukluydu belli ki macera
Kolaya kaçmadın
Kestirme yol aramadın

İçinde kıvılcımlar çakardı
Eteklerinde dolanırdı rüzgar
Gözlerini kısardın hafiften
Biraz kahraman, biraz deli
Bir halin vardı

Etrafa bakmadığın olurdu
Sesleri duymadığın
Şahlanır gibi yürürdün
Yüreğin kabarırdı dalga dalga
En olmadık anda
Dünyaya
Başka gözlerle bakardın

Cesaretin kırılırdı arada
Bazen kulağına çalınandan
Gözüne görünenden
Bazen de olmadık yere
İçin çekildi sanırdın
Dizlerin titreyiverirdi
İç sesin susardı ansızın
O sessizlik dişlerini kamaştırırdı
Bir ekşilik çökerdi midene

Yürürdün yine de
Öyle ya da böyle yürürdün
Karanlıkta ya da gözünü alan ışıkta
Bazen kendinden emin
Bazen paramparça

Çözmek için bilmeceyi
Yatıştırmak için kafandaki cinleri
Anlamsızın kabuğunu kırıp
Özünü akıtmak isterdin
Soruyu soruyla çarpıştırmak
Bağlantı peşinde koşmak
Başka türlü bakmak
İsterdin
Görünmeyen açıdan algılamak
Ya da yoktan yaratmak
Dün olmayanı bugün var yapmak
İsterdin

Ara ara
Soluklanmak için duraksadın
Düşünüp taşındın
Ölçtün, tarttın
Ama sonunda hep
Yola devamda
Karar kıldın

Bugün o şarkı süzülüverdi işte
İlk kez kulaklarından içeri
Hani aşkı kuş sürüleriyle anlatan
Şarkı

Anın nelere gebe olabileceğini
Anımsattı sana
Israrlı umuda övgüydü
Tanıdık geldi
Gerçekçi iyimserliği
Ayakları yere basıyordu basmasına
Ama kanatlarını da
Koparıp atmamıştı hala

“Büyüye inanır mısın?” diye fısıldadı şarkı
“Bunca yaşamışlıkta sonra” diye açıkladı
“Evet!” dedi anında yüreğin
Tereddütsüzlüğüne şaştın

Kuşlar işte tam da o sırada havalandılar
Kanat seslerinin peşinden baktın

Brüksel, Haziran 2014

Çok basit aslında…

image

Ordulara gerek yok
Bir yüreği fethetmek için
Bırakın
Stratejiyi, taktiği
Yol haritasını yırtın

Planlamak yersiz
İnce eleyip sık dokumak
Kafa patlatmak
Pazarlamaya çabalamak
Paketi parlatmak
Kurdeleyi cilalamak
Olmuyor, yetersiz

Hesap kitaptan geçmiyor bu yol
Alış-veriş’ ten hazzetmiyor
Pazarlık sevmiyor
Çıkarcıyı ayak sesinden tanıyor
Laf olsun diye konuşanı fişliyor
Söz verip unutanı
İhtiyacı olunca arayanı
Soluksuz anlatıp hiç sormayanı
Mimliyor

Çok basit aslında bir yüreği fethetmek
Diploma, belge gerektirmiyor
Para puldan bağımsız
“Canım cicim” den ötesini umuyor
Mazeretlere karnı tok
Öncelikleri çok iyi görüyor
İçi boş balonların
İplerini kesiveriyor

Suni güzellikler ancak
Kenar süsü olarak kalsın
İçi boş masallar
İşitmeyen kulaklara fısıldansın
Ruhsuz şahanelikler
Varsın bize çok uzaktan baksın

Çok basit aslında bir yüreği fethetmek
Yanında olmakla başlıyor
Zamanım senin diyorsun, al
Kulağım bir tek sende, anlat
Acelem mi?
Tabii ki yok, olmak istediğim yerdeyim

Gözlerine bakarak dinliyorsun
Gözlerinin ürkekliğini içip bitiriyorsun
Korkularını kılıçtan geçiriyorsun
Biliyor o artık, yalnız değil
Yalnızlık bitti

Seni seçtim diyorsun
Seninle bu anı yaşamayı seçtim
Yeni anılarımız olsun istedim
Söz, bak göreceksin
Yarın hatırladığında
Yaşama sarılmanı sağlayacaklar

Çok basit aslında bir yüreği fethetmek
Küçük bir adım
Sokulgan bir bakış
Kendini kenara ittiğin bir an
İki kelime kağıda düşen
Bir fotoğraf sevgiyi belgeleyen

Acılarımızın benzerliği
Sorgulamalarımızın kardeşliği
“Mükemmel değilim” diyorsun
Eskisi kadar saf, hiç değilim
Eğildim büküldüm biraz
Kırıldım döküldüm de
Ama öğrendim
Yaşı kurudan ayırmayı
Gerçeği gözünden tanımayı
Öğrendim

Ve buradayım
Yanındayım
Zamanım senin diyorsun, al
Kulağım bir tek sende, anlat
Acelem mi?
Tabii ki yok
Tam da olmak istediğim yerdeyim.

Genval – Brüksel, Haziran 2014