İçe dönük

Derdi dinlerim

Aşk yarasını en çok

Üstüne

Yakınlarda hele

Yaşam korkusunu, ne yazık!

Pişmanlığı

Suçluluk duygusuyla

Kıvranan kahrı

Kendini sevemeyenin

Hikayesini çok sık…

 

Ruhunu kaybetmek üzere olana

Koşarım bir telaş

Gözlerime bak derim

Tut elimi

Gör, nolur güzelliğini!

Bazen işe yarar

Bazen kaybederim

O zaman dertlenir

Kendime söverim.

 

Yaralar kanar

İçine akıtır çoğu

Sarar, saklar

Gurur mudur bilmem

Kültür müdür bizi bağlayan?

Evet, itiraf can yakar

Kabullenmek acıtır

Ama kurtarır

Bazen hele

Tam da kıl payı kurtarır

Mükemmelin peşinde koşan

Hem yorulur

Hem aç kalır.

 

Kontrol, idare, planlama

Hepsi devasa bir yanılsama

Kumandalar aygıtlar için

Hayat neyse ki organik

Lezzetli üstelik

Anla artık, zor değil;

Dünya büyük

Sen küçük…

 

Kendinden vazgeçme dedi geçende

Gencecik bir insan bana

İster istemez irkildim

O çiçeği burnunda bir yetişkin

Duygu dolu

Kapalı küçük bir kutu

Nasıl sezdi diyor insan, şaşkın

Ürküyor haliyle kendinden

Zırhının deliklerinden…

 

Düşündüm:

Haklı

Fena da değilim aslında

Onca hasara rağmen

İç sesim doludizgin

Hala azgın hayallerim

Çabuk yoruluyorum, doğru

Ama tepmeye doyamadığım yollar var uzun

Ne mutlu!

Violetta’nın her ölüşünde ağlıyorum

Verdi’nin ruhuna saygıyla

Chagall’ı düşlüyorum o muazzam tavanı boyarken

Yurdundan uzak

Onu sahiplenen o ülkede…

 

Akşam bir uçağa bineceğim doğuya giden

Sonra küçük bir tekneye

Bekle beni babamın doğduğu topraklar

Bekle beni Ege

Yakında sularındayım…

monetcicek

Paris-Brüksel, Eylül 2014

Terlik atmaca

On bir yaşımda tanıştığım beldeyi
Kırk beşimle buluşturdum o gün
Ne yalan söyleyeyim;
Yadırgadık biraz birbirimizi
Ben bakışlarımı kaçırdım ürkek
O beni alıcı gözüyle süzerken
Geçen zamanın yükü
Çöküverdi omuzlarıma
Yüzler ve siluetler
Başıma üşüştüler…

Tanıdıklık peşinde koşuyordu ruhum
Bir aşağı, bir yukarı yürüdüm
Sanki koca bir orduyu
Peşim sıra sürüdüm
Sahili taradı gözlerim suskun
Dillendi içimdeki çocuk:
Nolur dedi sadece, nolur!

Ağaçların boyu evleri aşmış
Çiçek, yeşil, meyve
Dolmuş bu topraklar
Taht kurmuş üstlerine bereket
Sabır var buralarda, deneyim var
Emeğin umuda sarılışı
Göz nuru, gözyaşı ve aşk

denetko

Oysa ben bu siteyi yabancı otlar
Ve inşaat atıklarıyla görmüştüm ilk
Bahçelerinde hala yılanlar gezerdi
Böyle bakımlı çim, çiçek
Bezememişti henüz ortalığı
Çıplak ayaklarımıza
Arsız dikenler batardı
Biz gençtik
Dikenlere gülecek kadar gençtik…

İlk Hale ile tanıştım
Dedesi babamın arkadaşıymış
O seneye Tevfik Fikret’e başlayacak
Ben Kolej’de karar kılmışım
Duyunca üzülüyor Hale
Ben de şimdiden pişmanım
Fransızca seçecektim aslında
Gönlümü dinleseydim
Annemi dinledim onun yerine
Acaba hata mı yaptım?

Müj daldı sonra dünyama
Hani bilirsiniz
Bazı insanlar vardır hayatta
İllaki seveceksiniz onları
Öylesine güzeller
Öylesine doğal
Yaşam onların içine sızar
Ve gözlerinden gerisin geri
Parlar yüreğinize
Kuşatır, sarar

Müj’ün kırmızı saboları
Benim lacivert Ceyolarım vardı
Sitenin boş evlerinin
Alt balkonlarına dalardık muzip
Bahçeye karşı otururduk bir zevk
Bahçe dediğim de el değmemiş
Vahşi
Ben deyim yabani bitkiler
Siz deyin çaputlar, çiviler

Ayaklarımız sallanırken balkon duvarından
Konuşurduk
Ondan bundan
Terlik atmaca diye bir oyun uydurmuştuk
Müj saboyu atardı
Ben Ceyo’yu
Aynı anda
Bir – iki – üç
Hep bir ağızdan!
Durun ama unuttum
Hale de vardı tabii
Sahi, nasıldı onun terliği?

Üç sağ tek önce havalanır
Sonra konardı bahçeye
En uzağa giden
Tabii galip gelen
Atmakla bitmiyor ama bu iş
Gidip alacaksın akabinde tekini
Otların arasında sekerken
Böcek de, diken de
Bekliyor haliyle seni
Gamsız yüreğin kadar hafif adımlarla
Dönüyorsun kaptığınla terliği
Diziliyorsunuz yan yana
Sonra…
Yeniden…
Bir – iki – üç!
Kanatlanıyor tahta topuklu terlikler
Hantal kuşlar misali
Küt küt çakılıyorlar toprağa
Gülüyorsunuz kahkahalarla…

Tüm bu süreç esnasında
Hem dertsiz
Hem umursamazsın
Dünya hızlıca dönüyor
Sen anın göbek taşındasın
O çocuk geliyor bir tek
Ara ara aklına
Şu dün sahilde gördüğün ukala
Akşam ne giysem diye düşüyorsun…

Laf lafı açtı
Nerelere gittim ben
Şu boş evleri diyordum asıl
Şimdi dolmuşlar hepsi
Bakımlı bahçe basmış her yeri
Sarmaşık gülleri muhtar seçilmişler
Sardunyalar azmış
Sanırsın her gün bahar
Her gün cümbüş
Çimler özenle kesilmiş
Kibar fıskiyeler saklanmış aralarına
Fısıltıyla suluyorlar yeşili

Müj, anneni andım
Sizin evin önünden geçerken
Yeni sahiplerini tanımıyorum
Güle güle otursunlar
Ama inan duydum tıkırtısını
O kırmızı saboların
Ayşegül’ün gülümsemesi
Belirdi sanki kapıda
Yemeğe gelin diyordu sevecen
Semizotunu, hiç unutmam
İlk sizde tatmıştım

Biliyor musun Müj
İyi ki görüştük yakınlarda
Hem seninle, hem ablanla
Yoksa üstüme yıkılacaktı oracıkta
D Bir Blok, Daire Bir
Kalacaktım maazallah
Onca anının altında

O gece
Geç saatte
Bir boy yürüdüm sitede
C Bölgesi’nin sahilinde
Yıldızlara baktım değişmişler mi diye

Duşların oraya bir saat asmışlar şimdi:
Saat: 23:58
Sıcaklık: 23 derece
Hayalperestliğim tuttu
Ya da isyan etti yüreğim
Gece yarısından önce
Şu iki dakika içinde
Kayacak bir yıldız dedim
Umdum ve bekledim

Boylu boyunca serildim sonra kuma
Arşınladım gökyüzünü bakışlarımla
O kadar da kısa değil
Tam yüz yirmi saniye
Üstelik şanslıyım bu gece
Yıldız bolluğu var gökyüzünde

Bekledim Halecim
Müj, Ayşegül
Hepimiz için bekledim
Gözümü kırpmadan
Yüz yirmi saniye
İnançla diledim

Saçlarıma sarıldı sahil
Burun deliklerimde
Biraz deniz kokusu
Biraz izmarit
Olağanüstünün gelip
Beni bulmasını bekledim

Zaman ilerledi ilerlemesine
Fakat tek kıpırtı olmadı gökyüzünde
Bırakın yıldız kaymasını
Uçak dahi geçmedi kızlar
Saat 00:00
Süre bitti
Yüreğim buruştu buruşacak
İmdada yetişti diğer gösterge:
Sıcaklık: 24 derece

Mucizemizi kucakladım.

Burhaniye-Brüksel, Ağustos-Eylül 2014

Sahici

Aklındakini dökemedin dile

Sözcükler kaçıştı

Saklandı sesin

Harfleri yakaladığında

Kolundan, bacağından

Kağıda çarptın bir hırs

Kırılacaklar sandın

O hengamede

Tepetaklak oldular önce, doğru

Sonra

Kendi bildiklerini okudular

 

Yürek kendini tanımadı o satırlarda

Kanımın akışı

Uyuşan ellerim

Terleyen alnım

Yabancıladı

Harfler güldü alaycı

Harfler hain, şakacı

Ne kadar toydu kahkahaları

Eden bulur

Başlayan bitirir

Sanıyorlardı

 

Pazarlık peşindeydiler hala

Bir de ucuz zafer

Bilirsin işte

Aldım verdim meselesi

Fi tarihinde olanlar

Fena halde

İçime işlemişti

Çentikleri attım

Hesabını tuttum

Ben on beş

Sen on yedi

İçim hiç rahat değil

Skor eşitlenmeli

 

Filanca gün

Ağlatmıştın beni

Hiç unutmam

O uğursuz duvarın dibinde

Gelen geçen bakmıştı hayretle

Mendilim yoktu

Hırkama silmiştim yaşlarımı

Yalnız yaşlar olsa iyi

Neyse…

 

O yaz cevapsız bırakmıştın

Mektuplarımı

Haindin

Ve kindar

Parmaklarını o kızın

Saçlarına dolamıştın derken

Kulağıma geleceğini

Bile bile hem de

Hınzırdın

Ve kurnaz

 

Geldiğimde gittin

Ürktüğümde sustun

Sorduğumda kaçtın

Sözlerim sözlerine çarptı

İçteki hep derinde kaldı

Mütemadiyen zamanla yarıştık

Ya geç ya erkendi oysa

Her seferinde

Ve tekrar tekrar

Kıl payı kaçırdık

 

Çetrefilli olacaktı belki

Ama olacaktı

Yapabilseydik

İster gurur de

İster beceriksizlik

“Basiretim bağlandı” derdi eskiler

Randımansızdık, erken tıkandık

Haydi, itiraf edelim

Korktuk kendimizden

Kıpkırmızı korktuk kendimizden

 

Yoruldum ben artık

Acemi harflerin gevezeliğinden

Yoruldum bitmeyen

Geçmiş muhasebesinden

Yapsaydın

Gelseydim

Deseydik

Geçti biliyorsun

Geçti gitti o trenler

 

Zaman sarılmayan yaralara

Sarılmanın zamanı

At artık o hoyrat kelimeleri dilinden

Duyasım yok

Yol ver o asi harflere

Uçarılıkları

Küfür misali yırtar kulaklarımı

Bugün var

Yarın yok herşey

Varken gel

Söz veriyorum

Bulacaksın beni

 

Sahi, özlemedin mi?

 gameover

 

Brüksel, Eylül 2014

Mola

molaresim

Gözünü gözüme dola
Ve kal
Oracıkta
Sesin değsin sesime
Isınsın yüreğimiz
Soluklanalım
Şu durakta

Diyorsun ki geçen gün
Rahatın battığı
Günlere gitmiş aklın
Belli,
Gençlik kaprislerimizi
Hatırladın

Yaz sıcağında hani
Huzur taşar, biz sıkılırdık
Sen çizerdin
Ben yazardım
Çok konuşurduk ine çıka
Ve ondan bundan
Fikirleri bilerdik
Sabır kısacıkken

Kahkahaların vardı senin
Gürleyen
Elinle kolunla
Gülerdin
Başını arkaya atardın gamsız
Gözlerin hınzır ışıldarken

Rüzgargüllerini çağrıştırırdı
Çağlayışın
Yanında imkansızlaşırdı
Mutsuzluk
Yamacın güneşti
Aydınlık
Yamacın neşeydi
Sahici
Enerjine çekilirdi alem
Hayat yeşerirdi parmak uçlarında

Sen top peşinde koşardın
Ben aşk
Sen turnuva derdin
Ben ders, ödev, kitap
Sen kaydın karlı zirvelerde
Ben yüzdüm nefes nefese
Sen koştun, terledin
Ben yazdım
Kendimi deşe deşe

Ağzının tadını bilirdin
O zaman da
Acımasızdı iştahın
Yakışırdı sana
Mesela
O bir hışım
Annemin mutfağına dalışın!
Babam Karslı diye severdi seni
Annemi tatlı dilin dize getirdi
Sarmaş dolaş oluverirdiniz apansız
Kekler, pastalar bile gülerdi

Yan yana durdukça bulaştık birbirimize
Ben halk oyunlarına yazıldım
Sen ikmale kalmadın
Resimlerine sarıldım
Şiirlerimi okudun
Yüreklerimiz vardı içlerinde
Ve hayallerimiz
Onlar da birbirine geçti zamanla

Ne mutlu aynı kapta yoğurulduk
Dile dökemediklerimizi
Harfsiz anlatıp
Çıt çıkarmadan duyduk
Bizim yaptık hepsini
Sen, ben savruldu
Yıllar sonra bir gün
Dönüp sordun bana:
Sen de biraz aşık mıydın sahi Deniz
O artiz çocuğa?

Zamanlar farklı diyorsun şimdi
Yaz sıcağı bile rahatlatmıyor insanı
Gevşeyemiyor ruhum
Gövdem kaskatı
Kafam senaryolarda
Tetikte yaşamayı öğrendik
Tunalı Hilmi’de salındığımız
Aylak ikindileri özledim

Hep birşeyler yapmak gerekiyor artık
Diyorsun
Hep planlamak, oldurmak
Yetiştirmek zamanında
Eksiksiz ve parlak
Bilmiyorum tam ne zaman
Bu denli ciddileşti hayat?

Haklısın dostum haklısın
Yine de inan şanslısın
Sen karanlıklar içindeyken de
Çağlıyorsun hala
Yaratıcılığın körelmedi yıllarla
Üretmek bugün de altın anahtarın
Fikirlerin öylesine genç
Çıtır çıtır
Umut taşıyorlar
Çalışkan karıncalar misali
Cesaretin yüreğinin güzelliğinden

Yine aynı topun peşinde koşuyorsun
Hem nasıl da güzelsin koşarken
Bir bilsen
Mucizenin kendisisin
Adımların öylesine genç
Kıpır kıpır
Umut taşıyorlar
Çalışkan karıncalar misali
Gücün dünyayı umursadığından

Heykeller yapıyorsun bugün
Resimlerinden koyu mesajları
İnsanın gözünün içine bakıyorlar
Belki güngörmüş
Ama sağlam
Duruşları
Bana nereden geldiğimi
Hatırlatıyorlar

İnan ben de bilmiyorum
Tam olarak ne zaman
Bu denli ciddileşti hayat?
Hala misafirlikte gibiyim bu düzende
Hala yadırgıyorum yerimi
Her gün valiz yapasım var hatta
Hep gidesim var bir yerlere
Durunca ağırlık biniyor üstüme
Durunca çöküyorum
Kök salamıyorum
Durunca üşüyorum

Ama şimdi güzel
Şimdi sen iyi geliyorsun bana
Gözünü gözüme dola nolur
Ve kal
Oracıkta
Sesin değsin sesime
Isınsın yüreğimiz
Soluklanalım beraber
Bu molada
Kal, uzun kal nolur
Pişman olmayacaksın söz;
Hem benim diyeceklerim var sana
O artiz çocuk hakkında…

Brüksel, Ağustos 2014

Yaşanmadan bitmeyecek

bitmeyecek

Haber salmayacak önceden

Uyarmayacak

Kendini hazırlamak için

Fırsatın olmayacak

Geldi mi başına

Çaren yok

Yaşayacaksın

Onun buyurduğu gibi

Yaşayacaksın

Erteleyemez, kısaltamazsın

Hızlandıramaz

Azaltamazsın

Seni esir alacak dostum

Direnmeyeceksin

Savaşmayacaksın

İstersen dene

Ki bunu önerenler olacak

Taktikler yağdıracaklar

İstersen dene

Ama diyorum işte

Hiçbiri

Çalışmayacak

Teslim ol ve kurtul

Başına geldi bir kez

Çare yok

Yaşayacaksın

Önce uyuşacaksın bir hışım

Hissizleşeceksin

Yokmuş gibi yapacaksın inatla

Kendini kandıracak o güzel aklın

O kımıldamayacak ama

Gözünü kırpmadan bakacak sana

İçine işleyecek bakışları

Sen kaçak oynayacaksın hala

Sırtın üşüyecek

İnkar edeceksin sonra

Şaka gibi diyeceksin

Gerçek değil

Mümkün değil

İmkansız

Kendine dışarıdan bakacaksın

Hayır, burada değilsin!

İnsanlar konuşacak hakkında

Duymayacaksın

Zaman geçecek

Hem ölesiye yavaş

Hem doludizgin, aceleci

Kaç gün

Kaç hafta

Kaç yıl

Hiç hesaplamayacaksın

Bir tül perdenin arkasından

İzleyeceksin olan biteni

Hem var

Hem yok olacaksın

Hem kendinsin

Hem istifa etmiş benliğin

Çocuksun bir yetişkin gövdesinde

Yolunu kaybetmişsin

Ve ağlıyorsun

İki gözün iki çeşme

Öylesine gerçeksin!

Öncesi farklıydı

Öncesinde başkaydım

Geldi beni değişirdi

Birş eyleri burktu

Bir şeyleri gerdi

Farklı bir ışık bu gördüğüm

Bilmediğim boyutları keşfettim

Ben artık başka biriyim

Eski bana giden

Yolu kaybettim

Erteleyemez, kısaltamazsın

Hızlandıramaz

Azaltamazsın

Seni esir alacak

Direnmeyeceksin

Savaşmayacaksın

İstersen dene

Ama diyorum işte

Hiçbiri

Çalışmayacak

Teslim ol ve kurtul

Yas da aşk gibi

Dedim sana

Bitmeyecek

Öyle kolay

Son yudumuna kadar

Yaşanmadan

Geçmeyecek

Brüksel, Ağustos 2014

Ne anlatacaksan bana, kulağıma fısılda!

image

Uçağın gölgesi
Denize düştü
Üşüdü önce
Sonra
Su oldu
Metalik gövdesi
Uzaktan baktı ona
Ürperdi
Beti benzi soldu

Neme lazımcıydı o beden
Kıskanmazdı
Gıpta etmezdi
Çekip gidebilene
Özgürlük takıntısı yoktu
Dürüstlük desen
İşine geldikçe
Niye yıpransın ki sahi?
Kendi
Öylesine güvende
Yörüngede
Göklerin göbek deliğinde

Sakindi Marmara Denizi
Ara ara dürtülmüşçesine kıpırdandı
Hallerinden memnundu
Balıkçı tekneleri
Havada bildiğin
Geçim derdi
Rüzgar kokusu
Günlük hikayeler
Biraz politika
Biraz dedikodu

Beklemeye yatmış tankerler
Buruk bir kabullenişte
Susuştular
Saati sordular martılara
Hiç umursadı
Gamsız martılar
Kanatlarını savura savura
Havalandılar

Nasılsın
Dedi sesin bana
Yanıtlamadım, gülümsedim
Acıyı da takmamıştım
Dudak kenarıma henüz
Ama sen
Geriliverdin
Asırlardır hatalıymışsın
Gibi sustu sesin

Suçlamamıştım seni
Tek laf etmemiştim kırgın
Siteme ihtiyacın yoktu belli
Sen gözlerimi görünce
Dürtülen deniz misali
Hesaplaşmalarına gömüldün

Sesini istiyordum oysa
Kendi düşüncelerimi değil
“Ne anlatacaksan bana
Kulağıma fısılda”
Dedim

Ne yazık
Daha
Dudakların aralanırken hissettim
Ölçüp biçmiştin
Tartıp seçmiştin
Dile geldiğinde çoktan ayrılmıştık
Sen o metalik bedendin
Ben sırılsıklam

Brüksel, Temmuz 2014

aŞkın Ş hali

Geri geleceğimi
Biliyordum
İnce inen yağmurda
Ayrılırken
Kazara da olsa
İğne düşürmüştüm
Tesadüfü mahcup etmedi hayat
On beş ay sonra
Yüzünü
Gözüme sürdüm

Konuşmadın ilkin
Fısıldadın
Sıcaktın, çok sıcaktın
Bulutları kuzeye yollamışsın
Bana sadece mavi göklerle baktın

Suların yanıp söndüler
Sularında taşıtlar
Defileye soyunmuşlardı
Uçarı, dalgacı
Hem ilerlediler
Hem yerlerinde saydılar

Esintisiz gecelerin
Sardılar adamakıllı
Sevgili bellediler bedenimi
Bir kez tuttuktan sonra
Hiç bırakmadılar

Bazen karanlıklardaydın
Ama korkutmadın
Bu sefer kaybolmadım
Bulmaca yollarında
Dar geçitlerinde
Bunalmadım

Saklı bahçelerin davetlerde
Yuva kadar tanıdıktı
Çatıların
Terasların
Yıpranmış yaşlı duvarların

Geçmişin ruhlarıyla
Kol kola gezdik meydanlarında
Köprülerinde
Çıktım ve indim
Köprülerinde
Çağladım
Dindim

Bildik bir deliliği
Anımsatıyordu güzelliğin
Dilimin ucunda
Kanca misali
Takılı kaldı ismin
Dilimi acıttı
Diyemedim

Maskeler de sezdi durumu
Dönüp bir umut
Aynalara sordular
Lakin
Yanardönerdi hep
Yansımalar
Göz kırptılar çapkın
Sözler kilitlendi
Ses bekledi
Soluğa hasret
Bekledi

Biliyorsun, bu gece
İskelede bakıştık seninle
Havai fişekler
Kaplamıştı yüzünü
Renk renk
Şekil şekil
Yandılar

Silah sesi
Yürek çarpıntısı
Misali
Doldurdular içimi
Bir an muhteşem
Bir an yoktular
Yükselip
Coşup
Doruktayken
Yokoldular
Renk renk
Şekil şekil
Avaz avaz
Yandılar

O an anladım
Aşkın ş haliydin sen
Hani bilirsin
Şırıltısını önce inceden
Şahlanışını sonra
Hiç şüphelendirmeden

O ilk şaşkınlık
Masum ve delik deşik
Bedeni kamçılayan şimşek
Hani başıbozuk
Şarkılar sonra
Lafını sakınmayan
İçine sızarlar hani
Şeffaf gecelerde
Ezberbozan

Aslı, aslası, aması
Olmayan
Adet, artık, amaç
Tanımayan
Şuracıkta
Tüm şahaneliğiyle
Şenlendiren

Henüz
Kavranmamış
Karışmamış
Düşüp yükseklerden
Kırılmamış
Kurban edilmemiş
Başka canlar uğruna
Kilitlenmemiş
Kapatılmamış
Karanlık sandıklara
Egemen şu ana
Şuursuzca korkusuz

Aşkın ş haliydin sen
Şölenle, şenlikle
Geldin, bastın buraları
Yükselen suların gibi
Şiirle
Şaaşayla
Şiddetle
Kuşattın

Şans dedin
Şifa dedin
Şükret dedin
Şekeri tat
Şarabı iç
Unut şifreleri
Varsa yoksa aşk
O da şimdi

image

Venedik, Temmuz 2014

İnsan

İnsan var

Yapmak, yaratmak için

Yaratılmıştır

Durursa

Soluksuz kalır

Üretmezse morarır

Ruhu

Kansız kalır

 

Vermek, değiştirmek ister

Yoktan var etmek ister

İnsanlara dokunur

Acıyı sezdiğiyle okur

Kayıtsız kalamaz ona

Gidermek

İyileştirmek

İster

 

Çekinmez

Ortaya atılmaktan

Çıkan ilk ses

İlk itiraz olmaktan

Çoğu zaman

Bir yabancı için

Kendini

Yakar diri diri

 

Aklından düşünceler taşar

Merhameti

Yamacındakine

Yetmez belki

Ama

Dünyayı sarar

Isınır insanlar

Yeniden umutlanırlar

 

Görünen kısmı yaptıklarının

Kılavuz istemez

Paylaşmadıkları

Seyirci kabul etmez

Elini tuttukları bilir sadece

İyiliklerini

Reklamdan

Gösterişten

Hiç ama hiç

Hazzetmez

 

Duygusaldır

Kırılgandır aslında

Belki içten içten

Kendi gibi

Birini bekler

Ki çıksın yoluna

Aldım verdim için değil

Sohbet, muhabbet aşkına

 

Ne var ki

Onun gibi değil dünya

Çivisi çıkmış

Aklı beş karış havada

İnsanlık başka hesaplarda

İnsanlar hep hesaplarda

 

Kendini anlatmak

İstemiyor artık o da

Okuyor

Yazıyor

Kendi kuytusunda

 

Usandı

Küçük kafalara

Kendi çabalarıyla

Doğru yolu

Buldurma sevdasından

Çabuk taşar oldu sabrı

Sesi de

Ara ara yükselir

Gürler, çağlar

Suskun birikintiler

Bazen zehir kusar

 

Konuşmuyorsun diyorlar

Bir de

Üstüne gidiyorlar

Nasıl sitemciler!

Anlatmıyorsun derdini

Diye yakınıyorlar

Sanki açsa ağzını

Her işi bırakıp

Yardıma koşacaklar

İnsanlık hesaplarda

İnsanlık bencil

O biliyor

 

Pes etmedi ama

Canını nasıl da güzel taşıyor

Kafası serin

Hayatı kendinin

Borcu yok kimseye

Kararları desen,

Anason kokar belki

Biraz da

Sigara dumanı

Geçer içlerinden

Ama

Onlar da

Sapına kadar

Kendinin

 

Güzel kısmını gör hayatın

Derken

Gülüyor

Biraz acı

Biraz sahici

Dövülmüş taşlarını

Hatırlatıyor

Bildiğin o

Sahilin

Dalgalara teslim taşları

 

Yontulan her köşenin

Bir hikayesi var

Yürek bilir

Dil susar

insandenizresmi

Brüksel, Temmuz 2014

Hayırdır İnşallah!

yuzucu

Ne kadarı kader?

Ne kadarı seçim?

Kararın yükü

Verende mi saklı?

Taşıyanın mı?

Bedel

Kimin aşı?

 

Seçtiğin yoldan dönmüyorsun

Aldatmam

Kaçak oynamam

Tutarlıyım

Diyorsun

Düşün ama bir soluk

Sor kendine;

Nicedir yürüyorsun?

Neden o yola girdiğini

Anımsıyor musun?

 

Kaç yaşındaydın o ilk adımı attığında?

Hatırlıyor musun sahi o halini?

Amacın

İdealin

Var mıydı?

Düşünmüş müydün öncesinde

Adamakıllı?

 

Bir romandan mı etkilenmiştin yoksa?

Yanlış anlamış olabilir misin

Kendi çıkmazında çırpınan

Bir hayal kahramanını?

Tabii bir de sayacaksın soluksuz:

Annem şöyleydi, babam böyleydi

Akıllı çocuktum

Komşular severdi

 

Model benim dedin

Örnek benim

Tökezleyen düşer

Ben düşmem

Ben ancak

Kurtarmaya giderim

 

Eksik, yarım bilmem

Tam ve bütün tüm denklemlerim

Gevşemem, üşümem

Şikayet?

Pek etmem

Dinlerim ama

Dert dinlerim

Çareler benim işim

 

Azim azim uğraşıyorsun, doğru

Farkındayım

İnce eleyip sık dokuyorsun

Mükemmeli yaratıp

Kendine onaylatıyorsun bir güzel

Ne zaman

Bir dakika

Boş kalsan

Başına

Çiviler saplanıyor

Neden?

Biliyor musun?

 

Hayallerimi göremiyorum

Dedin geçende

Olmadık bir ortamda

Öyle küt diye

Kaybettim demedin ama

Göremiyorum dedin

Sorarım, o hayaller nasıl görünmez oldular?

Kaçtılar mı senden

Belki saklandılar?

Sence ne gördüler ki

Bu kadar korktular?

 

Peşlerine düştüm de

Demedin

Şaşırdım ben

Arıyor gibi değildin

Telaş yoktu ruhunda

Hava durumundan bahseder gibiydin

 

Yaşam buyurdu

Sen planlar yaptın daha çok

Detaylı planlar yaptın

Ayrıntılara yordun hep kafanı

Hep meşguldün sen

Hep zamanında işler yaptın

 

Hayırdır inşallah

Diyeceksin şimdi bilirim

Ama

Doğru valla

Rüyamda gördüm seni

Dün gece rüyamda

Hayatın yolunu kesmiştin

Dikilmişsin öyle karşısına

Bir hışım

Sen benimsin

Diye bağırıyorsun

Ben senin değil…

 

Hayırdır inşallah!

 

Brüksel, Temmuz 2014

 

 

Hallerimiz

İnsan kendi kulak deliğini nasıl kaybedebilir ki?
Dedi ve
Sahici bir hayretle iç çekti
Yeşil gözleri kocamandı
Hayatı yalayıp yutacak kadar iştahlıydı bakışları
Sağ elindeki küpeyi sol deliğine
Geçirmek için çabaladı
Biraz yokladı, biraz çekiştirdi dokuyu
Karanlıkta ilerleyen bastonlu bir ihtiyar gibi
Hafif kaybolmuş
Hafif sarhoş
Gezdirdi hassas zeminde küpe ucunu

Metal derideki tünelden geçer geçmez de
Derin bir nefes aldı
Sabitleyiciyi taktığıyla mühürledi kaderi
İşte dünya yine
Eski haline dönüvermişti

*

İçim acıyor onsuz bu şehirde
Dedi ve
Kaskatı kederine sarılıp yattı
Yumak oldu narin bedeni
Gözkapakları ağır kepenkler misali
Gürültüyle kapandılar
İstanbul dışarıda kaldı

Düşler doludizgin kaçtılar
Hop oturdu hop kalktı düşünceleri
Hem isyankar, hem biraz hoyrattılar
Ne sıralayabildi onları
Ne de unutası vardı olan biteni

Gizli öznesi benim ümidiyle
Bininci kez baktı telefonuna
Küstahça susuyordu alet
Kendi parmak izlerini gördü ekranda

*

Bazen acıya çok yakından bakıyorsun
Dedi
Yaşamla ölüm arasında bir yerde
Asılmış sallanan o siluetle
Dizdize oturuyordu
Ne bildiği kişiydi artık o
Ne de hepten veda etmişti

Delinmiş uykularının yükü dökülüvermişti
Omuzlarına, gözaltlarına
Kelimeleri haşa ürkek değil
Ama hep biraz yarımdılar
Aklında tüm zamanlar vardı
Hepsi biraz unutkandılar
Yağmur indi apansız
Damlaların serinliğine dokundu yüreği
Küçük bir kız çocuğu belirdi uzaktan
Var gücüyle koştu kollarına
Bir ışık yanıp söndü gözlerinde
Sonra bir ışık daha
Yandı
Yandı

*

Aşkı bile birbaşıma yaşıyorum
Dedi
Ve gülümsedi deli deli
Kof kılıfların içini boyamaktan usanmıştı
Kendini anlatmak
Bir yere kadar diyordu iç sesi
Eteğini silkip giden ondan değildi
Sıkışınca deri değiştirene
Yoktu söyleyecek sözü
Yaşananı sahiplenecek cesaretimiz yoksa
Ölelim yavaştan
Dedi deli deli

Aşk pazarlık değil ama, hiç olmadı
Dedi
Ve bir bulutla bakıştı dik dik

Sevdiğin kadar varsın
Varsın

Brüksel, Temmuz 2014

20140707-193151-70311562.jpg