Şimdi Sen

Yavaşla

Hisset

Aşk bul

Güzelleş

Sevdaya tutun

Umutta kal

Senin kadar

Güzel olacak

Gelen günlerin

Onlar senin

Artık sıran

Sen geç

Bulutlar ürksün

Şimdi güneş

Sarı kızıl

Şimdi sen!

 

 

Yavaşla

Beklet saçına giden elini

Yolma o teli

Siyah ojeni sür

Bekle üflemeden

Zamanı geldiğinde

Kendiliğinden kurusun

Sabrı kaybetmişlikten sayma

Vermeden düşün

Veresin varsa da

Gönlün genişse de düşün

Hep verenlerden olma

Değerini bil ki bilsinler

Nasılsa… lardan olma!

 

 

Yavaşla

Tüm zamanların sahibi

Yeni doğmuş bebek gibi

Tüm yarınlar seninmiş gibi

Acelesiz otur şu koltuğa

Karşıma

Açmayıver o telefonu

Doğru zaman değilse

Es de

Ya da hiç de

Cevaplama

Dünyanın endişesini takma

Kıvır kıvır saçlarına zulüm

Onun yerine

Gül sen

Işılda!

 

 

Yavaşla!

Mumlarını yak

Adaklar ada sevdiklerine

Yürekten dualarını et

Çocukluk arkadaşının annesine

Demin tanıştığın İtalyan güzele

Sakallı garsona ve yeğenime

Bağışla seçtiklerini

Sensizlikte bırak affı hak etmeyeni

Cesur kal böyle çıtı pıtı

Öylesine kudret

Hakim ve gerçekçi

Yaralara inat hayalperest

İnanç perisi

Kırmızı saçların haykırsın

Sen gül kahkahalarla

Bulutlar ürksün

Ötekiler beklesin

Sen geç

Yeridir

Günüdür

Şimdi güneş

Kızıl sarı

Şimdi sen!

 

 

Paris, Şubat 2016

Kabusmuş diyeceksin

Gözlerini uzattı gözlerime

Elleri kaygılı

Saklandılar…

Sesi derinlerden geldi

Yol yorgunu sözleri

Dudakları

Susmak yorgunu…

 

Gözlerini uzattı gözlerime

Sola eğildi boynu

Eğildiğiyle kaldı

Unutuldu sanki orada

Kaldı…

Kelimeleri kelebek kanadı

Rengarenk

Ben gökkuşağını gördüm

O gride duraladı…

 

Gözlerini uzattı gözlerime

Hikayelerini fısıldadı

Seçtiği sırada

Dilediği kadar…

Boşluklarını sordum

Satır aralarını

Dişindeki çürüğü,

Zonklayan

Dikiş izlerini

Tek kendi gözüne batan

İç cebindeki korkuları

Burukluğunu gülüşünün

Adının öyküsünü

Anlattı…

 

Gözlerini uzattı gözlerime

Sevdiklerini saydı

Sevip de unuttuklarını

Unutmak için sevdiklerini

Hiç unutmayacaklarını en son…

Kendi öylesine sevilesi

Farkında mı?

 

Gözlerini uzattı gözlerime

Oku dedi istersen

Gör ama anlatma

Sor, lakin yaralama

Deş

Göster

Bildiğimi bil dedi

Yeter…

 

Gözlerimi uzattım gözlerine

Yansımanı gör bende

Umut ol

Çoğal

Renklerini giy

Bırak kendini o soğuk denize

Yıkan

Al o eskicideki yüzüğü

Tak zarif parmağına

Silkin

Uyan

“Kabusmuş” diyeceksin!


Brüksel, Ocak 2016

Elli kuruşluk…

 

Sen hangi kelebekleri gördün

Dedi düşlerinde

Hangi sahillerde yüzdün?

Süzmeye gelir miydi düşlerin

Coşkuların dur durak bildi mi?

Sesini kısabildin mi gecenin?

 

Yüzün kendi seçtiği zamanda kızardı

Malum zamanlarda baş verdi asi sivilcelerin

Tırnakların yemini bozup gittiler ağzına

Tutam tuman saç yoldu parmakların

Bedenin bedenini deşti

Ruhun çalkanırken mağrur…

 

Sen hangi kelebekleri gördün

Dedi düşlerinde

Hangi hayalleri kurarken

Uyanık yattın döşeklerde?

Göresin mi vardı

Diyesin gani gani

En çok da gidesin

Hem düşe kalka

Hem sahici…

 

Senin için yazmıştı

Orhan Veli

Hayatın detayında saklı güzelliği

Yeni Türkü ile yoğuruldun

Sendin yağmurun o küçük elleri…

Özdemir Asaf

Bilmişti yalnızlığını senden önce

Müşfik Kenter’in sesinde şiir

Genco’nun sahnesinde piyes

Şenlikti hayat

Hayat ziyafet!

Dilin dokunduğuyla kaldı

Tutsaklık haktı

Kilit yasak yüklü

Nazım dizeleri

Vurdu ki ne vurdu

Kayboldun da bulundun

Yumuldun, yumru oldun

Yürek gümbür gümbür…

 

Sen hangi kelebekleri gördün

Dedi düşlerinde?

Hangi yeminleri gerçek sandın

Ürperdin mi ansızın

Sarı sıcak sahillerde

Yana yana üşümeyi tattın mı?

Kuma gömdüğün başın

Salınmaktan yorulan sarkacın

Rulonun sonuna gelen sargın

Acıttılar mı?

Davacı oldular mı senden

İnsansın diye harbiden?

Telve dibe çökünce

Teyel adamakıllı sökülünce

Kilitte kırılınca anahtar

Efkar efkar döküldün mü?

 

O küçük kız Sıla

Hani kuruyemişçideki; gözlüklü, sıska

Bir an yandı söndü sözleri aklında:

“Elli kuruşa neyin var amca?”

Ölçülük değil hayat Sıla

Ben diyeyim kaprisli

Sen de asi, sanatkar!

İyisi mi sen

Elinin yettiğinden değil

Gönlünden geçenden başla

Kısma, kesme, budama

Dile, iste pür telaş

Çatır çatır

Gamsız, inançla

Olasılıklara inat

Matematik bilmez gibi

Kafan basmaz, anlamaz gibi

Sağır duymaz, uydurur gibi

Gümbür gümbür ve aşkla…

 

Küçüksün, körpesin

Çıtır biber

Kiraz domates

Ve Eymir var gözlerinde

Kaldır başını o oyundan

Yapbozun parçasını arama

Yetinmelik değil hayat Sıla

Aşk dilenme

Aşk yaz!

Ankara-Brüksel, Aralık 2015

Bir susamışlık ki sorma…

IMG_3489-2

Boşluktu

Yoktu

Sis perdesi

Yersiz lakırdı

Toz duman

Dikenli tel

Çekiç, münasebetsiz

Matkap, keser

Kelepçe oldu gövdem

İradem tutsak

Ruhum yem…

*

Bir filiz yeşerdi bir sabah

Bir adım attım şafakla

Nereye dedi

Adımı dedim

Soluk aldım

Soluğunu verdim

Borcum yok

Alacakları hibe ettim…

*

İstifasını sundu sessizlik

Kırıklıklar o siyah çirkin torbada

Halsizliğin yanında

Eşikte bıraktım

Kapım kapandı suratlarına…

Üfledim titrek mum alevine

Korkuları kaçırdım

Savruldu kuruntu kırıntıları

Şelalelere dadandım

İçtim, bir içtim ki inanmazsın

Öyle bildiğin gibi değil

Bir susamışlık ki sorma

Adamakıllı sihir!

*

Ak yelkenlerimi şişirdi gamsız rüzgar

Diri diri kabardılar çıtır

Gençtik yeniden, ayaklandık

Bir havalı hışım

Bir cilalı cümbüş ki bilemezsin

Aralık Ağustos’a doydu

Deniz her Deniz oldu

İlhamı beklerken

Bir şiir okudum ezberden

Nazım’ın Karadeniz’i döküldü avucuma

Deniz her Deniz oldu…

*

Dost sohbetine bandım ekmeğimi

Zeytinin yeşiline doladım sesimi

Çekirdeğini emdim ağır ağır

Gözünü sevdiğim limon ekşisi…

Küçük yeşil biberler umutla çıtırdadılar

Tuz tanecikleri değerken derilerine

Patates derdini fısıldadı baharata

Sarımsak kulak kabarttı

Yandık, bir alev bastı ki şaşarsın

Öyle bildiğin gibi değil

Bir susamışlık ki sorma

Adamakıllı sihir!

*

 

Doğruldum dedim

Ayaklandım ben artık

Önüm deniz

Göğüm mavi

Doğrum belli…

Adımı dedim

Soluk aldım

Soluğunu verdim

Yüreğimde ürpertisi yeşil biberlerin

Tuz tanecikleri dokunurken bedenlerine

Kulağımda sırları olgun patateslerin

Yaban gülleri gibi açan

Sarımsağın koynunda

Mevsimsizler benim

Unutulanlar

Zamansızlar

Şaşkın ve kayıp ruhlar

Bir de sapına kadar aşıklar…

*

Çıkınım yürek

Yüreğim yelken

Yelkenim ak

Yelkenim çıtır

Yoldayım

Yolcuyum

Yolum

Diri

Bir susamışlık ki sorma

Adamakıllı sihir!

Barselona, Aralık 2015

 

 

Tıkaç

IMG_3237

Kim çaldı ki

Açtın

Kim vurdu ki

Kaçtın

Göze görünen meçhul

Susuyorlar sanmıştın

İnat mı, öç mü belli değil

Çığlıklara uyandın…

          *

İnkarlardalar diyordun

Körler, toklar!

Ağızları kalabalık

İster dururlar

Sen dedin itiraz

Ben diyeyim isyan

Yekün kavşağında susan,

Göz yumanlar

Şenliklere gelince çoklar

Efkar basınca yoklar

Zihinlerinde bin tilki

Yürekleri çok dar…

          *

Kim dürttü ki

Kalktın

Kim deşti ki

Kanadın

Düne kadar oysa

Duymaz oldum sandın

Vardın da yoktun hani

Görünmezdin göze

Gitmelerdeydin her an

Mütemadiyeni tanıdın

Kaskatı kalırken…

          *

Çetrefilli söylemleri

Söküp atınca dilinden

Çıplak kaldı kelam

Örtünemedi dilek

Suya baktın

Kendin oldun

Tıkacını çekip attı yürek…

          *

Çalmıyorlar diyordun

Vurmuyorlar

Umursamazlar çünkü

Tuzları kuru

Körler, toklar!

Susuyorlar sanmıştın

Göz yumanlar

Çığlıklara uyandın

Sen de itiraz

Bende isyan

Tık etti sayaç

Söndü mum

Durdu boş yere koşan

Tıkacını çekip attı yürek…

Paris-Brüksel Kasım 2015

 

Lades

 

 

 

IMG_3323-0

Sana kır çiçekleri

Getirdim dedi küçük kız

Ve çocukluğunda çiziktirdiklerini

Tazelikler olsun dedi

Misler gibi koksunlar…

Doğa korkuya kök söktürür

Dik dur ki saysınlar

Gelenler duysun

Anımsasın gidenler

Parçalar yudum

Yudumlar damla

Kesikler susuz

Hafızan nehir

Umudun dalgalar

Umudun şiir

Dik dur ki saysınlar…

 

Tazelikler olsun dedi

Küçük kız

Yükseliverdi kuytudan sesi

Meydan okur gibi…

Islığını kesti delikanlının

Kırbaç gibi inen gülümsemesi

Gözlerinin derin

O kaybolunası derin

Mavisi…

Mırıldanmalık değil, dedi hayat

Gürlemeli

Sözleri çekip alma şarkıdan,

Cesaret et de anımsa;

Ne dediydi sevdiğin

Nerede,

Nasıl dediydi…

 

Eskidendi ama bilirsin

Zaman geçti

Lakin sen sensin

Hani vardı ya o malum kişi

Arsız, kavurucu, kıymetli

Hani adı geçerdi de cümlede

Cümle gider

Sen kalırdın oracıkta

Mırıldanmalık değildi aşk

Sen de çığ düşüşü,

Gök gürültüsü

Ben diyeyim hortum,

Sel baskını

Hazırlıksız da yakalardı

Kanardın her seferinde

Dişlerin takırdardı, donardın

Severdin çıplak, kırılgan

Gülerdi

Hınzır, çapkın

Çıtırdadı kemik

Bölündün

Bir parçan ötekinden kısa

Lades

Bile bile…

 

Antalya, Ekim 2015

 

 

 

… Geldi Aklına

  IMG_3019

Bazen o tanıdık heves

Çoktandır işitmediğin ses

Yakına gelir

Uzağa düşünce yolun…

Sil baştan yapan

Korkusuz kelam

Duyulmak için

Arınmanı bekler

Gündeliklerden…

Çıkman gerekir dışarı

Korunmalı kalelerden

Atılan suya

Doğru erken boğulur bazen

Denemeyen hiç

Baştan kaybeden…

          *

Kıpırdayamam sanırsın

Uzanmaz, seyrettiğinle kalırsın

Dikenli tellerle sarılı çömelmişken sessiz

Rehberinde çizikler

Kalbin sedyede

Hep aynı nakarat ezberinde:

Kimi kimden alıp

Kime sattılar

Zaman tüccarları gaddar

Kaşifler bencil

Yollarına giderken

Artlarına bakmadılar…

          *

Çıkının hafif

Yolluğun sade

Dizlerin titredi

Hem acemi

Hem biçare

Bir arpa boyu yol

Gidemem sandın

Sen yola vardın

Yol sana kaçtı

Belli sende

Gönlü vardı

Gece uyumadan

Gün ağırdı

Silkindin sabahın ışığıyla

Peşine takılıp gelen

Uçuştuğuyla kaldı…

          *

Karşılanmadın

Sorgulanmadın

Kimliğin sindi köşeye

Umursamadın

Sensiz konuştular

Sensiz koşuştular

Kaç bisiklet geçti yanından

Kaç narin kadın şemsiyeli

Seslenmediler

Sen karışmadın

Merkezde değildin

Umursamadın…

          *

Soluğunu tutmalık değildi

Uzun geldi aklına

Senfoni ve destan

Yazılacağı vardı efsanenin

Yaşanılası anın

Kopası kıyametin…

Kahkahası yırttı geceyi

Gıcırtısı tekerleğin

Göğün gürültüsü

Karpuz geldi aklına

Kırmızı hayat gibi

Çimenin yeşili…

          *

Derken anın içine yürüdü kadın

Pırıltısı meydan okudu kedere

Gençliği gümbürtü

Gençliği alkış

Yapmıştı, yapacaktı

Mazeret kalmadı

Konuştu, anlattı

Aşılandım sandın

Gözleriniz tanışmıştı eskide

Gelecek ha desen

Zaman sindi köşesine

Saygın geldi aklına

Bilge ve aydın

          *

Bazen o toy heves

Çoktandır işitmediğin ses

Dünyanın ucunda gizlidir

Sil baştan yapan

Korkusuz kelam

Saat dilimleri ötesindedir

Mazeret kalmadı

Aşılandım sandın

İnsan geldi aklına

Diri, mücadeleci ve yakın…

Pekin, Eylül 2015

Alışır mı insan?

IMG_3193

Bilmiyorum mümkün mü

Güneşte yıkanmış portakalı

Aşkta pişip kavrulmuş sarıyı

Yok saymak, olağanlaştırmak?

Heykellerden akan sularda

Yıkanan eller

Ne kadar unutkan?

Bıkar mı diller sormaya

Şu kaldırım taşlarına

Anlat diye yakarmaya

Dillen ve fısılda kulağıma

Kaç ölümlü gördün

Kaç facia

Kaç aşk yandı söndü

O esnada?

Kim basıp geçti üstüne gamsız?

Kaç körpe beden yıkıldı koynuna?

 

Bilmiyorum alışır mı insan

Sabah tarihe uyanıp

Gece ona sarılıp uyumaya?

Gün boyu hem bugün

Hem en derinine geçmiş olmaya

O iç ürpertisi geçer mi?

Hani okşarken duvarlarını

Hafızası yüklü binaların

Gözbebeklerini ararken

Dokunamadığın heybetli tavanların

Alışır mı insan olağanüstüne?

İçinde yaşanılan mucize sıkar mı?

Boşalır mı bir gün insanın içi?

Görmez olur mu gözü

Dikili kaldığı her gün

Bin yaş gençleşen Pantheon’u?

 

Canı yanacak

Haberi yok

Avucunda bulduğunu

Tapulu malı sanan gafilin…

Şans hovarda bir avcı

Harcı değil kimsenin…

Kucağımıza düşen mucizeler

Alkışlanmazsa sağır

Beslenmezse kalıcı değil…

 

Her gün görmezsek

Ölür aşk

Şükretmezsek varlığına

Söner alev

Dokunmazsak sevgiliye

Erir için için derisinde…

 

Alışma dostum,

Sakın ha alışma!

Tapılmayan Roma

Ben diyeyim yıkıntı

Sen de

Kaldırım taşı…

 

Roma, Ağustos 2015

Beni Buralı Bilin

IMG_3118

Hikayelerimi koydum valize

Masumiyetini çocukluğumun

Uzun yaz günlerinde çekilmiş fotoğrafları

Deniz suyunda buruşmuş

Zedelenmiş hasır şapkamı

Babamınkine ithafen…

Körpe kulaçlarımın sesini

Çıkardım cam kavanozdan

Koydum oracığa

Yuttuğum tuzlu suların yakışını

İzlerini bedenimde

Ege’nin kanıma düşkün sivrisineklerinin

Koydum beraberinde

Kırmızı kütür karpuzlara

Yoldaş edip yediğim bembeyaz peynirler

Yanım sıra

Gelmek istediler

Zeytin ağaçları

Ki Ayvalık’ta tanışmıştık

Israr ettiler

Zakkumlar pembe

Ki niye bilmem

Uğursuzlukla suçlanıyorlar

Ölümüzü gör

Götür bizi de

Dediler…

Bir babam erik ağacını buduyordu

O ara

Burhaniye’de, bahçede

Doğduğu şehir

Dolanmıştı bir inat

Zihninin kuytu bir köşesine

Öteki babam Akyarlar’daki balkonda

Yalnızdı, kitabını yazdığı gibi

Kızsa da kulak kabarttı

Komşunun radyosuna

Bu havalar çok tanıdık

Bu ses öylesine yanık

Kesip atamıyor insan

Bu bağın özü insanlık…

*

Atlayacak mısın, hadi

Dedi Kostas

Mavi yeşil suya

Su berrak ve davetkar

Fısıldadı kulağıma

Boynuma sarılsa deli kız

Ancak bu kadar olurdu

Bekle dedim Kostas’a

Az bekle

Kavuşmak

Az sonra…

Valizim açıldığıyla kaldı

Yürek avaz avaz

Yine o şarkı çaldı zihnimde

Aşkım pür neşe

Aşkım hep çok genç

Yükler saçıldıkça azaldı

Kaybetmeye son

Tüm zamanlar eş

Gidenler için de yaşamak

En sahici hürriyet…

*

Atlayacak mısın, hadi

Diye dürttü meraklı kaptan peşim sıra

Az sabır dedi filozof Anna

Deniz aynaya bakıyor…

Andros-Brüksel, Ağustos 2015

 

Orada kal…

Gençliğini tut elinde

Sonra bilinçle giyin

Her gün giymeye kıyamadığın

Toz beyaz

Ham keten

Bir elbise misali giyin

Soluğunu tut

Yüreğine sor

Fısıldasın

Aklına danış

Dümdüz anlatsın

Nefesini ver

Aynan buğulansın…

*

Gençliğinin bak gözüne

Sonra bilinçle giyin

Her gün giymeye kıyamadığın

Bir çift yüksek ökçe gibi giyin

Sesini işit yürürken

Azmine tutul

Cazibesi yaksın geçsin seni

Yolunda eri

Yolunda kaybol

Nefesini ver

Şüphen olmasın ki yeniden doğacaksın…

*

Gençliğinin bak gözlerine

Sonra bilinçle taşı

Her gün kullanmaya kıyamadığın

İncilere dokunan

O kırılgan altın küpeler misali taşı

Küpelerin hafızaları

Konuşsunlar bırak

Dinlerken yaşa

Dinlerken yeşer

Hatırla sen yokken var olanı

Soluğunu tut

Yüreğine sor

Anlatsın o aziz ruhu sana,

Yadigar bırakanı…

Hıçkırma!

Nefesini ver

Çiçeklerin sil baştan açsın inatla…

*

Gençliğinin bak gözüne

Sahiplen

Sonra tut elinden

Dans et onunla

Dertleş

Seyahat et

Yüzüne gülümse

Aşkın şehrine uç

Ve ışığın

Soluğunu tut

Orada kal

Verme…

IMG_3067

Paris, Ağustos 2015