Avucumdaki kirpi

Avucumdaki kirpi

 kirpihitchcock

Kırmızı balon, söyle

Ne vakit tanışmıştık seninle?

İpin o gün bugün

Ürkek bir kirpi misali elimde

Sırdaşsın bilinçaltıma

İlhamsın hevesli bakışlarıma

İnatla hatırlattığından kalıcısın

Unutturmadığın için yakansın…

 

 

Nazlı değilsin, inanmam

Daha çok dikbaşlı çehren

Müjdesin öylece, düpedüz

Yangın alarmısın cazgır

Uyuyup kalmışın zihninde

Şamarsın şüphelerimin yüzüne inen

Elin ağır küçüğüm

Çok ağır,

O narin bedene rağmen…

 

 

Bulutları bildiğin için

Korunmuş tahminim özün

Erken anladığından belli

Yol almışsın

Denize değmeden

Yelken açmayı öğretmiş sana gökler…

 

 

Haritan yok ya, imreniyorum

Hesaplamıyorsun ya, alkışlıyorum

Ölçmüyor, ürkmüyorsun

Sinmiyor, sönmüyorsun

Patlamak korkusuyla değil

Havalanmak aşkına yaşamın…

 

 

Eğrisi doğrusu yok

Dedin ya geçende

Mavi gökte de yolcusun dedin

Siyah gecede de

Bazen senin elinde değil

Dedin ya geçenlerde

İçimde bildiğimi

Boca ettin ya önüme

Anladım, biliyorsun…

 

 

Kırmızı balon, söyle

Ne zaman tanışmıştık seninle?

Ne zamandır sırdaşız?

Kaç gece uyanık yattık?

Anlattın, anlattık…

Bozasım yoktu büyüyü

Kırasın yoktu kalbimi

Yaşam serpildi derken önümüzde

Büyüdü, çok büyüdü…

 

Ağırlaştı, inanmazdık

Bulandı içerisi

Hayallerimize saldırdı hırçın

Kıskıvrak bağlandık

Acayip şeyler oldu

Anlatmadın, susup kaldık…

 

 

Kırmızı balon, söyle

Ne zaman tanışmıştık seninle?

Mavi gökte de yolcusun

Dedin ya geçende

Yolcusun siyah gecede de…

Sabrı avutmak eritir seni

Dedin ya geçende

Deldin geçtin küçüğüm

O narin bedene rağmen…

 

Sana esenlikler diler gönlüm

Sana dost rüzgar

Benim o yırtıcı kirpiyi

Şu an salasım var…

Vakit bu vakit

An bu an

Benim senin hiç uçmadığın gibi

Uçasım var…

 

Brüksel, Temmuz 2015

 

 

Sarı Eldivenler

IMG_2927

Bana dediler ki

Pek yazık

Tek kişisin şimdi sen

Bu şehirde

Aşıkların muhabbet

Aşk arayanların ilham

Mabedinde…

Ah ve de vah

Yerimde olsalar

Bu adımı atmazlar

Oturalım oturduğumuz yerde

Nemize lazım

El âlem ne der…

*

Bilmiyorlar ki lazım

Bana lazım şahsen, elzem

Güzelliğe koşmak içgüdüm

Güzeli sevmek nefes

Tarihin önünde eğilmek saygı

Eşsizi kutlamak haysiyet

Babam defalarca anlattıydı

Öğütmem zaman almış

Ama şu an duacıyım…

*

Şimdi bu yüzlerce yıllık binalar

Bana göz kırpıyorlar ya

Onları koruyan

Kollayanların anısı içlerinde

İnanasım var tekrar

Bir kısmımızın geleceğine…

*

Gökyüzü fena halde mavi şu an

Ve hararet şehrin yaşına yakışıyor

Hava ağır mı ağır

Nemli mi nemli…

Martılar gondollara değiyor

Olmadık yerden

Hafif bir esinti

Siz deyin portakal rengi

Ben diyeyim sarı…

*

Balkondaki çiçekler titrek

Motor sesleri canlı

Şu sarı eldivenler masalsı

Kim yıkadı onları

Kim bu cepheye astı?

*

Dalgalanırken kanalın suları

Dokunasım var

Bir olasım var…

Çok tanıdık bu mavi

Çok benden bu gölgeler

Eminim aslında

Karşılayışından belli şehrin

Ait olduğum yerdeyim

Eminim aslında

Biliyorlar…

 

Venedik, Temmuz 2015

 

Mümkün dediler…

IMG_2906-0
Kurban değilsin

Seçilmiş değil

Sana inat değil bu akış

Akış insana rağmen

Sen ki izlemekten çok

Yapmayı bilirsin

Düşünmek debelenmek olmadan dur

*

Soluksun, öyküsün, varsın

Varsın destan yazılmasın

Varsın kusursuz olmasın

Varsay ki hep biraz eksik kaldın

Gülüyorsa gözlerinin içi

Sen düpedüz zamansın…

*

Sallama, yeter kılıcını

Kolların yorgun

Hırpalandı bedenin

Sarardı ruhun

Kaldır kalkanını kılıfına

Kala kal bir an, algıla;

Savaşta değilsin…

*

Bekleme bundan böyle

Göm mermilerini kuma

Güneş batışında bu akşam

O sevdiğin kumsalda

Su örtsün üstlerini

Tuz örtsün

Deniz her derde deva…

*

Sudan buz yaparsan

Kayabilirsin…

Kayabiliriz…

Buhara yontarsan

Salabilirsin

Gider dertler

Uçtu gitti dersin ardından

Küpleri kırar

Kalıpları atabilirsin…

*

Başına gelenleri

Koy şu masanın üstüne

Bak, tanı hepsini

Sonra vedalaş

Pişmanlıklarını okşa

Dinle ki anlatsınlar

Af dile geç değilse

Affet gönlün genişse

Öğren!

Bayram şekerleri

Hüzünlendirmesin seni

O ilk gününde gıcırdayan

Pabuçlarını anımsa

Yaşadıklarımız ceza değil

Hepsi yeni umut aslında

Hepsi kâr…

*

Kurban değilsin

Seçilmiş değil

Yaşarken yaralanmamak

Yaşamak değil

Bedenlerimiz mahkum eskimeye

Akıllarımız ara ara unutkan

Ruhumuz öğrendikçe dinç

Bekleme artık

Göm mermilerini kuma

Güneş batışında bu akşam

O sevdiğin kumsalda

Su örtsün üstlerini

Tuz örtsün

Deniz her derde deva…

*

Sen ki izlemeyi değil

Yapmayı bilirsin

Teslim ol ruhun acemiliğine

Yitirmeden yaşamak

Macera değil

Yaşarken yaralanmamak

İnsanlık değil

Kurban değilsin

Seçilmiş değil

Tazelik arıyorsan

İsteklerine sarıl

Onlar yaş almaz

Hayallerin

Sadece onlar

Seni yeniden yazar…

*

Varsın destansı olmasın

Kusursuzluk başkalarına kalsın

Varsay ki hep biraz eksik kaldın

Gülüyorsa gözlerinin içi

Sen düpedüz zamansın…

*

Sen ki izlemeyi değil

Yapmayı bilirsin

Mümkün dediler, inanıyorum

Doğum gününde yeniden

Doğabilirsin…

 

Brüksel, Temmuz 2015

Genç

IMG_2896

On sekiz yaşındasın

Belki yirmi

Ben dedim Tunus

Sen dedin Faslı

Taksi şoförümsün bugün

Sağ arka koltuğunum yalnız…

 

Erken saatte tanıştık

Bir Cumartesi sabahı bakir

Sen biraz geç kaldın

Ben heyecandan tez koştum

Emniyet kemerimi taktım

Dikiz aynasından konuştuk…

 

Fransızcan benimkini yendi

Öylesine aksansız

Su gibi huzur

Genç ve kendiliğinden

Benimki engelli

R lerim çok zor

R lerim gebe

Yalan yanlış takibe…

 

Hızlı yürüdüğünüz

Duruşunuzdan belli

Dedin ya öyle

Ve öylesine

Neden içim yandı

Hiç bilemezsin…

Yavaş yürürsem

Belim ağrıyor

Dedik ya bir ağızdan

Niye bana dünyaları verdin

Hiç bilemezsin…

 

Pişman oldunuz mu diye sordun

Yirmi küsur senelik gurbetten

Avustralya’ya gitsem mi dedin sonra

İzin alır gibi mahcup halin

Hem saygılı

Hem saygıdeğer…

 

Net bir yanıt bekledin

Sana bağlı

Dememi sevmedin

Önceliğine bağlı dedim

Sarstı seni gördüm

Ben önceliğimi

Bilmediğim zamanları özledim…

 

Benim önceliğim keşifti

Hala keşif

Dedim

Söylerken kendimi gördüm

Kendimi on sekizimde sevdim

Hala aynı yerde

Hala genç hissettim…

 

Yeğenim dedim başka

Yirmilerinde ama, duruşu başka

Yakası yok parmaklarını

Ne aşk

Ne keşif

Uğruna…

Önceliği huzur

Önceliği rahatlık

Aile, dostlar

Bildik muhabbet

Deliksiz uyku

Mantı, çiğ börek

Tanıdık mahalle

Sıcak terlikler

Güvence, destek

Dayanılır mecburiyetler…

 

Dinledin ama dolmadın

Taşmayı tanımadığın yaştaydın

Yolu da size tarif ettirdim dedin

Pardon dedin

Yeniyim, özür dilerim…

 

Sormak yüceliktir dedim

İtiraf olgunluk

Yoksa biliyorsun

İkimiz de

Derinlerde kayboluruz…

 

Güldün ama anlamadın

Ben geniş gönüllüyüm

De ondan sandın

Sen kaybolmayı tatmamıştın

Ben kaybolmayı bilmediğim

Zamanları özledim…

Paris, Temmuz 2015

Avaz Avaz

Çiçekler getir bana dedi

Tazelerinden

Kır koksun kanatları

Ambalaj kağıdı değil

Şarkılar söyle bana

Sevdiklerinden seçip

Mırıldanma ama

Basbayağı söyle

Dinleyenin yokmuş gibi

Avaz avaz…

 
Sözler verme bana dedi

Fısıldama kulağıma

Çırpınma öyle lüzumsuz

Kimseler duymasın diye…

Aramızda kalmasın

Ele güne karşı koyalım

Varsa buradayız

Bizimse yaşayalım

Gözlerimizde eş aydınlık!

 
Sabretmemi isteme dedi

Beklemeyi gömdüm toyluğumla

Kullana kullana yordum

Başka sefer

Ve yenidenleri

Eskittim telkinlerimi

Başlangıçlar anı defteri

Keşkeler altın kafeste…

 
Eskileri anlatma dedi

Ezberledim tümünü bir soluk

Sonra hepten unuttum

Pişmanlıklarını dizme önüme şimdi

Ben onlarla çalkalandım

Onlarda duruldum…

 
İstersen olur dedi

Tutarsan gelir

Dinlersen duyarsın

Bu kadar basit…

Beslenmeyen erir

Bakılmayan çürür

Ruh gurultusu

Mideninkinden beter

Ürkütür!

 

Çiçekler getir bana dedi

Hazırsan yüzleşmeye

O en çıplak halinle

Çiçekler getir bana dedi

Onurunla bakabileceksen kendi gözlerine

Kırları unutmadıysan

Yaş çim kokusu

Hala baştan çıkarıyorsa seni

Sök çıkar kavuğundan

Ve avaz avaz oku o şiiri

Dinleyenin yokmuş gibi

Dinleyenin çokmuş gibi…

IMG_2869

 

Brüksel, Temmuz 2015

Ben sana dolunay!

 IMG_2815

Mühürleme dudaklarını

Anlat

Yargılamam

Dinlerim

Uzaklaşmam…

Usulcacık koy

Avucuma yüreğini

Sıkmam

Okşarım, kırmam…

Anlat hikayeni

Telaşsız anlat

Tüm renkleriyle dinlerim

Korkuncunu da

Mide bulandıranı da

Anlat

Ezilen gururun

Kırılan cesaretin

Hıçkırıkların sesini

Kısma

Anlat!

 

Gölgelerini sil üstünden, at

Ben ki rüyalarımda

Benzer gölgelerle söyleşirim

Ayıbını soy, at

Utanma benden

Çıplak doğdum

Çıplak öleceksin

Hazır olma, rahat…

Sahici bir soluksa istediğin

Kusuru eksik olmayan bir kişilik

Yolunu bulma çabasında

Bir sorgulayıcı kimlik…

Yaşamı kavramak umurundaysa

Çocukluk arkadaşının bestesi

Kulaklarındaysa hala

Kayık mıydı o hani?

Kestane kabuğunda…

 

Mühürleme dudaklarını

Anlat!

Yargılamam

Dinlerim

Sorgulamam, seyrederim

Belki ilacınım

Belki vicdanımsın

Farz et ki umutsun bana

İlaçsın kabusuma

Ben sana ansızın dolunay!

İnsanlık hali diyeceksin

Olmadık duygusallık

Elimi uzattım sana

Tut, ruhumu okuduysan…

Sesimi işittiysen şakağında

Burnunun direği sızladıysa

Babamın aziz hatırasında

Kızını düşündüysen

Yüzerken o ilerideki bir gün

Çeşme’nin mavi yeşil dalgalarında

Bizim sahilimizi

Sereceksen onun önüne

Öylesine cesursan

Ve hazmetmiş…

 

Ruhumu okuduysan

Tut elimi

Hüznü sil gözlerinden

Mühürleme dudaklarını

Anlat…

Farzet ki umutsun bana;

Gencecik ve dipdiri

İlaçsın kabusuma

Ben sana ansızın dolunay!

 

 İstanbul, Temmuz 2015

Serseri Taşlar Cenneti

IMG_2718
Bir deli

Bir taş

Kuyu derin

Yüreğim aş

Tırnakları delinin

Uzun, keskin

Aklım salim

Kelepçesiz

Taktikleri delinin

Bayat

Basit

Ve değil hiç benlik

Taşı desen

Ölçmemiş

Biçmemiş

Kavradığıyla denemiş

Ya tutarsa derdi

Ya tutarsa hesabı

Hayatı kazanç

Hayatı yontmak

Hesabı çiğ

Küpü kocaman

Küpü hep aç

Gözü çok aç

İştahı görgüsüz…

 

Bir deli

Bir taş

Kuyu derin

Yüreğim aş

Deliye cevabım çok

Kamçılanan vicdanın

Dilinin ayarı yok

Bedenim yorgun

Kıvranası yok

Ruhum ölçütün değil

Savaşları bitirmiş

Yarışlardan geçmiş

Sen hele bir beri dur

Bulaşası hiç yok…

 

 

Bir deli

Bir taş

Kuyu derin

Sanıyor

Yüreğim aş

Yüreğim deniz oysa

Yüreğim senin bilmediğin derinlik

Rüyanda görmediğin mavi

Bilmediğin özgürlük

Ölçmeyen çokluk

Yüreğim

Talan etmeyen varlık

Saygılı hakimiyet

El verip gidenlerin onuru…

 

Taşını at da git

Uzaklara git

Bu kuyu ne deliler gördü

Yüreğim

Çok aç doyurdu

Kalkansız da olsa

Bildiğini savundu

Yüreğim deniz

Tuzu sahici

Yüreğim bilmediğin derinlik

Sevdikleri hafızasında gizli

Yüreğim

Rüyanda görmediğin mavi

Ferahlık, ilk aşk gibi

Yüreğim

Serseri taşlar cenneti…

 

Fethiye, Haziran 2015

Ölesiye Güzeller…

image

Güneş battı

Kimseye sormadan

Deniz sustu

Çırpınmıyor

Cırcır böcekleri önde

Caz arkada

Gün bittiğini

Kabulleniyor…

 

Nemli havlular

Ürperdiler apansız

Onlar ki

Rastgele ellerce

Şezlonglara ekilmiş

Hafızasız olmayı diliyorlar.

Şezlonglar deseniz

Yük yorgunu

Malum bir değil, çok beden

Üstlerinde dinlenen

Arka arkaya ve gün boyu…

İnsan eti ağır derler

Onu taşıyan bilir

Ya da

Taşıyamadığından çöken…

İzleyen anladım sanır

Ölesiye yanılır

Mümkünü yok!

Anlamaz

Bu meret bakarak

Tartılmaz…

 

Gece sorgularına girişmedi henüz

Çocuklar cıvıltıda

Önce yemek diyor anneler

Sonra rüyalar

Çocuklarınki

Özenilesi rüyalar

İzleyen taklit ederim sanır

Mümkünü yok

Yapamaz

O saflık bakarak

Aşılanmaz…

 

Denizin bir diyeceği var

Cırcır böceklerinin insafında

Rüzgar sevdiğine gitti

Esesi yok buralarda

Gözlerim geçmişle boşandı

Bitti o zaman neydi

Bu zaman nice kıyasları

Gözlerim bugün defalarca

Tuzlu suyla yıkandı

Açıldı, kapandı

Açıldı, kapandı…

Suyu gördü

Suya anlattı

Eskiyi dürdü, kaldırdı

Cırcır böceğini aldı yanına

Gündüzün geceye kavuştuğu kızıllığı

Kıpırtısını denizin

Çok açık mavi

Ürkek bir yıldız takıldı

Palmiyenin dalına

Bir mum yandı

Alevi bocaladı önce

Sonra cırcır böceklerini aldı yanına

Ve açık mavisini denizin

Sana rağmen bende kalanı

Koydu bohçasına

Gittiler

O zamanlar bitti

Kabullenelim…

Bu zamanlar

Ölesiye güzeller…

 

Fethiye, Haziran 2015

Aşık olunası 

 IMG_2684

Bulutlu havaları

Sevdiğini söyledi…

Güneş,

O çok sevdiği güneş,

Canını acıtıyormuş artık…

Gözlerini aradım

Hüzünlü değildiler

Derinleşmemişti

Yüzünün çizgileri…

Önceden tanımamışsan onu

Bayılırdın hatta

Kendini ciddiye almayan hali

Çekerdi seni

Sesinin coşkusu,

Hayat enerjisi…

Gözlemleriyle sarsılır

Yorumlarında duralardın

Daha ne olsun derdin

Deli misin?

Daha ne olsun derdin

Gideni görmediğin için…

 

Bulutlu havaları

Sevdiğini söyledi…

Güneş,

O çok sevdiği güneş

Canını acıtıyormuş artık

Yanmaktan bezdim dedi

Delirse, ölse

Korunmayı seçmeyenlerdendi

Ya hep ya hiççi

Aşk basınca şükredip

Temkine hep yol verdi…

 

Korktum gözümü alanlardan

Dedi

Aydınlık adına gelenler

Deldi deşti

Duyularımı yordular

Hep birlikte yürürüz sandım ben

Oysa onlar erken yoruldular

Onlar toparlandı gitti

Ben kaldım

Alkışlanan ve acınılası

Yaz günü

Güneşin koynunda kaldım

Kızarmış bir meydanda

Çıplak ayak…

 

Bulutlu havaları

Sevdiğini söyledi…

Güneş,

O çok sevdiği güneş

Canını acıtıyormuş artık

Hüzün yoktu gözlerinde

Aklı hep bildiğimden çevik

Yürümek iyi geliyor dedi

Sokaklar malum

Bazen film

Bazen şiir…

Yeşilin tonları

Tiyatro girişlerinde çalan çanlar

Ve annelerini peşlerinden koşturan çocuklar

İyi geliyor

Bir kitaba sarılmak bir bankta

Bir sokak sergisinde

Hintli bir düşünürle tanışmak

Seni düşünmeden

Seni anımsamak

İyi geliyor

İçinden su geçen şehirlerde

Köprüleri arşınlamak

Tanımadığım biriyle selamlaşmak

İnsanlığımızın anlık dokunuşu

Umudu besleyen

Kırılgan sandığım umut

Yeniden filizlenen

Bulutlu havalarda yeşeren

Yorgun umut

Aşık olunası

Ve saygıdeğer…

Paris, Haziran 2015

Bir bildiği var o şehrin…

IMG_2645

Soğuk dediler

Mesafeli dediler

Bu mevsimde güneş

Dörtte doğar dediler

Gece çek perdeleri

Geceyarısında dahi;

İnanmazsın

Gök mavi

Gök aydınlık dediler…

 

Rüzgarı soğuk

Denizi Baltık

İnsanı Akdeniz’i bilmez dediler

Atkını tak, şemsiyeni taşı

Arada göz kırpan güneşe

Aldanma sakın dediler…

 

Üşüyorum doğru yaz günü

Fakat sırtım pek

Sarılıp öpen yok doğru

Fakat hissettiğim incelik gerçek

Bu deniz biliyorum başka deniz

Ama samimiyeti Ege

Fısıltısı Karadeniz…

Oyunsuz bu insanlar

Hararet yaymıyorlar belki

Haşmet deseniz, ölçülü

İyi niyet diz boyu oysa

Saygı öncelik…

 

Bu yeşillik bilmediğim

Bu parklar sahici

Gösterişi tavanarasında bırakmışlar

Neysen o söylemi

Maskeni bırak da gel

Gücün varsa göster

Yoksa da bizdensin…

 

Bu sonsuz gündüzlerin

Bir anlamı olmalı

Yeniden başlatmak adına…

Akşam yemekleri sonra

Aydınlıkta sonlanan

İster gidin yatın

İster her şeyi yeniden yazın!

Gerilmeyelim

Savaşmayalım

Siz şu seramik çanağa bakın

Sessizce

Ben limanda iki gezeleyeyim

Şaşırmayın, şüphelenmeyin

Aydınlığı sabahın

Sandığınız kadar uzak değil…

 

Zorlama Deniz dedi şehir

Deşme, kasma

Kılı kırk yarma

Nasılsa

Olacağına varacak…

İçindekine bak şu an

O da sana bakacak

Salla gitsin kalbini kemireni

Uğurla selametle

Senden ırağı dileyeni

Yapışma

Yalvarma

Küçültme kendini

Bırak gitsinler…

Bereketleriyle gelecekler yenileri

Sen çağırmadan gelecekler

Kendiliğinden

Ve hep hayal ettiğinden de iyi…

IMG_2667

O arada sabret

Sabret, hepsi bu

Belki bir gün

Belki seneler

Sabret gözlerinde ışık

Soluklan şu yeşil bankta

Daya sırtını yamaca

Kabullen;

Dünya sana rağmen var

Ve bildiğini okuyacak…

 

Fakat şu çocuk az önce

Koşup sarıldı ya bacaklarına

O keşmekeş meydanda

Yüzlerce beden arasında

Senin bacaklarına

Bir bildiği var o çocuğun,

Şüphe etme, şaşırma…

 

Şehir yeşilini açtı ya ruhunun sana

Buyur etti ya taze balığa

Ayazında denedi ya iradeni

Öptü ya alnından sonra

Masmavi bir gökle uğurlarken seni…

Bir bildiği var o şehrin, şaşırma

Sen gülümsemeni düşürme yolda

Üşüse de çıplak ayak gezsin

Söyle o afacan kıza

Korkmasın, saklanmasın

Sen de inan, şaşırma

Bir bildiği var o şehrin

Aydınlığı sabahın

Sandığın kadar uzak değil…

 

Helsinki, Haziran 2015