As if…

Mountains came close
As the fog cleared away
With the waves beneath my feet
Nothing but the sea in between
Felt as if the world had disappeared

Like I were literally alone
With those snow capped mountains
Conversing through glances;
With all that our eyes have seen

image
We left the trenches
Armed with fear, yet devilishly keen
We revealed hushed secrets
Over swirling waters…

Felt as if nothing could hurt me anymore
No one could break my heart
None would wear off my patience
And ghosts would not steal away my courage

Losing is more than a challenge
In a world of nothingness
Clouds don’t speak
Nor would they cry
Long, long ago
Rain declared its independence…

Mountains discreetly whisper
Snow calms me down
So breathes the heart
Heart that has long been crippled;
No one moves
No one reaches out

Pain is felt
In silence and
With respect
Pain is shared
Without embarrassment
And regret
No one
No one speaks of healing yet

Snow caresses my hair
Wind boils up the sea
Clouds don’t speak
Nor would they scream
In silence I remain
As if nothing exists
As if there is no pain

Painless City, December 2014

Hiç

Uzun soluklu ayrılıklar

Ayırdığıyla kalmıyor

Koparıyor bazen

Bir yabancının yüzüne

Bakar buluyorsun kendini

Yabancının kalbi

Dilini konuşmuyor

Tüketilen yılların

Kalın gövdesi

Bıkkın yağ hücreleri

Ve ketum anıları

Giriyor aranıza…

 

Yutkunmuyor bile

Ezberden okurken

Kulak veresin vardı başlangıçta

İşittiğinle kalıyorsun derken

Her hecede aşınıyor

Körpe, arsız umudun

Hafızan unutkanlaşıyor

Paniğe kapılıyor, hala edilgen.

 

Bilmiyorsun

Kimdi bu karşındaki gölge?

Nereye yerleşmişti yüreğinde?

Paylaştıklarını kim aldı?

Geçmiş sahiciyse

Şimdiki an seslendiğiyle mi kaldı?

Toyluk mu kamçılansın?

Gerçekçilik mi alkışlansın?

Üşüyen yürekler, söyle, nereye gider?

Parçalanan yıldızlarla

Yanyana mı seyrederler?

Gözleri soğuk

Yabancı gözleri

Görmedim

Duymadım demek

Belki de en iyisi…

 

Uzun soluklu ayrılıklar

Ayırdığıyla kalmıyor

Yeniden ve sil baştan

Kıskıvrak bağlıyor bazen

İç sesin kadar yakınına

Bakar buluyorsun kendini

Dostunun kalbi sen

Onun yüreği yörüngen

 

Sabırlı, sevecen

Senin sözcüklerinle

Sana konuşuyor

Tüketilen yılların

Narin bedeni

Ve kuytulardaki fısıltıları

Samimi

Belki suçlu itirafları

Giriyor aranıza

Bazen akıyor

Bazen duruyor

Sağ gözünde biriken o tek damla yaş

Senin o hiç akmayan

Yaşına değiyor

 

Kulak veresin vardı başlangıçta

Kaptırdığınla kalıyorsun derken

Her hecede yeşeriyor

O körpe

O arsız umudun

Hafızan canlı

Hafızan yeşile övgü

Kalbin gelecek diye atıyor

Gönlün gelecek istiyor

İçin kıpır kıpır

İçin olacaklara gebe

Cümbür cemaat gelsinler

Düğün bayram olsunlar

Sen dengini buldun

Gücün bileğinde

Gücünüz yüreğinizde

Toyluk mu saygınlaşsın?

Gerçekçilik mi alkışlansın?

Daha gençken bilmişsin

En güzelini seçmişsin

Elini tut

Versin elini

Korkuların

Korktuklarıyla yitti

Giden gitti

Güzellikte kaldınız

 hic

Bunu sana vermek istedim

Diyerek uzattı elindekini

Sen paketi açarken sessiz

Burada Hiç yazıyor dedi sesi

Hiç sana dokundu

Hiç boşluğunu doldurdu

Ayrılırken zengindin

Yola koyuldun azalmadı

Uyuduğunda geçmedi

Bu sabah da zengin uyandın

 

Uzun soluklu ayrılıklar

Ayırdığıyla kalmıyor

Yeniden ve sil baştan

Kıskıvrak bağlıyor

Biliyorsun artık

Bu gece uyumadan

O senin için bir sayfa kitap okuyacak

Yummadan gözlerini

 

Başı dönmeyecek

Ve gerilmeyecek bedeni

Bir sonraki geçişinde

Düşüncesizler pazarından

Kızına bakışında

Biraz seni anacak

Kulağında fısıltısı sesinin

Kendi ışıltısına dayanacak

Çilekli pastaların mucizelerine

Övgüler yağdıracak

Öyleydi

Öyle kalacak:

Saçları hep deli kızıl

Ruhu

Çapkın bir dansçı…

 

 

Ankara- Brüksel, Aralık 2014

 

Kuvvetini ver ellerine

image

Dedin ki
Sen çıkmadın hayatımdan
Biliyorum, bırakmak istemedin hiç beni
Uzaklarda da olsam uzattın elini
Konuştun benimle, bana anlattın
Böylece mesafeleri sileriz sandın
Sen çıkmadın hayatımdan
Didindin, uğraştın
Görünmez olmayı seçen bendim
Kapılarımı kapattım
Mutsuzluğum kırmasın
Yakmasın diye hırçınlığım
Ben yara aldım
Bahçeme baktım penceremden
Emek emek büyüttüğüm ağaçlara
Ve sarmaşık güllerime
Onlar da bana bakarsa
Gül gibi geçinip gideriz sandım…

Dedin ki
Sen beni bilirsin
Herkes bilir
Tuttuğunu koparan cinstenim
Zorluklar benim için
Kamçılanır bilakis azmim
İnadım
Cesaretim
Herkesin dilinde
Yirmisinde neysem
Kırk beşimde onun on misliyim
Herkes bilir hallederim
Elimden kurtulmaz hayat
Uçan da kaçan da kurtulamaz
Hırslıyım
Çalışkanım
Bileğim güçlü
Çenem sağlam
Bedenim siper sevdiklerime
Zamanım emirlerine amade
Ben mi?
Canım, ben hallederim
Çoğun umuduyla
Çok azla yetinirim…

Dedin ki
Bilirdim hep, emindim
Ama bildiğimden de kuvvetliymişim öğrendim
Sanki bir önemi varmış gibi dedin
İçimi çok burktu o son dediğin
Babaevini anışın da fena dokundu bana
Hani mutfaktan gelen koku çocukluğunu anımsattığında
Gidememek, olamamak, koşamamak
Hayatın emri mi arkadaşım?
Yoksa sadece seçim mi?
Arabamda tek başıma ağladım
Ve sonra topladım kendimi
Dedin ya cancağızım
Söyle yalnız savaşçılık
Yetkinler için bir kader mi?

Dedin ki
Madem Paris’tesin
Saint Germain’de
Benim için
Bir kadeh kırmızı şarap iç
Ama yanında oturuyormuşum
Ve soluksuz sohbet ediyormuşuz
Farzederek iç
Sanki hiç ayrılmamışız
Ve bütün bir hayatı
Yanyana
Ve omuz omuza
Tüketmişiz gibi iç
Yaptım arkadaşım
Zor da olmadı
Yalnız söyleyeyim
Bir kadehe sığmadı

Demiyorsun
Ama hep başkaları öncelikli
Hep kendini bekletiyorsun
Şuradan kırpıyor
Buraya ekliyor
Onu da hediye ediyorsun
Zamanın sonsuz değil arkadaşım
Sonranın garantisi kayıp
Yalnız savaşçılık
Kader değil arkadaşım
Kimseye diploma yok
Güçlü göründüğü için
Verdiklerin geçmiş oluyor
Sonraki her gün
Hesapsız, borçsuz
Yepyeni bir gün
Güllerin şahaneler
Bereket kokuyorlar
Katmer katmer
Özenini gören şanslı
Emeğinle yetişen de
Gölgelerde saklanma ki
Görsünler
Yalnız ağlama ki
Duysunlar
Kuvvetini al, paketle
Ver ellerine
Bir sefer de onlar
Kullansınlar…

Paris, Aralık 2014

Müzakere

muzakere

Sen ki

Oldum olası

Güneşe uyanmak istersin

Düşündün o zaman hiç

Neden bir ömür bu şehirde geçsin?

Sen ki

Denize hasretim diye yanarsın

Hatırla, en son ne zaman

Vapura bindin?

Kararmış belli bu ara yüreğin

Kepenklerin inik

Çekik perdelerin

Temiz havayı sokmadığın odalarda

Kuytulardasın derin

*

Çocuk çok sert dedi ekmek için

Isırdı, kenara koydu

Öldürsen yemeyecek!

Çişim var! dedi sonra

Fırladığıyla tuvalete koştu

Yan masadaki küçük kız

Onu süzdü uzaktan

Konuşası gelmişti

Yaklaştı yavaştan

Çocuk kitaba takılı

Hiç oralı olmadı

 

Oyun zamanı gelince

Gözleri

Bir yoldaş aradı

Gözleri

Sahici masallardı

İlgini görünce parladı

Onun kahkahası

Yoksunluğunu sardı

Basitti, o biliyordu

Sen nasıl anlamadın

Aklın ermedi; şaştı

Kaç yaşındaydın sahi sen?

Dedi ansızın

Bocaladın…

Bir oyuna daldınız sonra

İkiniz birden

Dalıp gittiniz öyle

Dünya dışarıda kaldı

 *

Sen ki

Anlatamamak

Ulaşamamak

Kotaramamak

Üstüne düşünürsün bu aralar

Kolayla işin olmaz

En dik yokuşlara vurursun kendini

Çözdükçe dolanırsın

Soyundukça ağırlaşır

Açıldıkça kapanırsın

Bu aralar

*

 

Yanıma otur haydi diye sesleniyor bak çocuk

Sol elinin parmakları döşemeyi döverken

Bakışlarında çağrı

Bakışlarında feryat

Hayır kabul etmeyen

O hayran olunası inat!

 

Çocuk üzülme diyor

Ben sana yine bir resim yaparım!

Annem hatırlatsaydı, sabah hazırlardım

Çünkü resim yapmak zor değil biliyorsun…

İçindekiler söylüyor hem sana

İşitmek yeterli

Kağıdı yayarsın sonra boylu boyuna

Boyamak da iş değil!

 

Aslında uçakta da yanıma otursan…

Başka oyunlar da öğretebilirim sana

Bilim kurgu evrenini

Sererim ayaklarının altına

Seversin belki

Sahici değil biliyorum

Çocuk işi diyeceksin sen şimdi

Ama denemeden bilemezsin

Öyle değil mi?

*

 

Sen ki

Bırak bilim kurguyu

Aksiyon filmlerinden bile

Nefret edersin

İsyanlardasın üstelik

Usandım diyorsun didişmelerden

Hayat bir kolayını bulsun

Uysal bir ırmak misali

Yatağına kavuşsun

Ve usul usul aksın istiyorsun

 

Sahi, istiyor musun?

Brüksel, Aralık 2014

… Diyorsun

diyorsun

Anlattı

Dinledin mi?

Paylaştı

İşittin mi?

Önemliydi

Bildin mi?

“Artık suskun” diyorsun…

Kaçırdıkların

Asılı kalmıyor ki havada

Dönüp gelesin diye

Bir heves

Bin pişmanlık

Yoklar artık, bitti

Zaman ovuşturduğun gözlerine gülüyor

Her neyle meşguldüysen o an

İşte uçup gitti

Parlardı bilirsin

Seninle konuşurken

İnatçı enerjisi

Hecelerindeki umut

Sağır duvarlarını

Yıllarca dövdü

Tırmaladı imkansız kapılarını

Gururuna yol verip

Boylu boyunca

Eşiklerine serildi

Sen onu güçlü diye sevmiştin oysa

Deli aşık

Başı dik

Ve bambaşka diye

Kendine güveni gözünü alırdı

Üstesinden gelemeyeceği yok sanırdın

Bağımsızdı

Aşkta

Yoldaş, destek aramadı

Bildiğini seçti

Seçtiğini yaptı

Olağandışıydı evet

Gözükaraydı

Hatırla, zor değil;

Biraz da

Bu yüzden sevmiştin onu

Bir başınayken o

Yalnız değil tamdı

Yüreği geniş

Bileği demir

Nefesi derin

Heyecanı candan ve

Saftı

Aşk dedin mi

Verilir sandı

Niyeti güzel

Kini tatmamış

Hınç duymamış

Seven özen gösterir

İzler, anlar

Kanat gerer sandı

Bilmem nerelerdeydin

O zamanlarda

Saat saat

Gün be gün

Kendini mi deşerdin?

Kara delikler mi meşgul etti seni?

Yeknesaklık mı kastetti canına?

Belki zaman yetmedi

Daha büyüyecektin

Dış dünya göz kırptı

Sen peşinden gittin

Sürüklenir misali gittin

Uyaracaktı seni

Denedi, dinlemedin

Aynandı o

Biliyordun

Kaçtın

Burnunun dikine gittin

Kendinle yüzleşmedin

Tövbe yüzleşmedin!

Anlattı

Dinledin mi?

Paylaştı

İşittin mi?

Önemliydi

Bildin mi?

Ardından şimdi

“Niye bitti?” diyorsun…

Washington DC-Brüksel, Kasım 2014

Ve beni çağır..

cagirbeni

Kırıklıklarına sarıl

Derle, topla ve kucakla onları

Göğsüne yakın bir yerde

Beraber ve sıcacık dursunlar

Okşa saçlarını

Şefkatinle avut

Öp, kokla dilediğince

Ama benimkilerden uzak tut

 

Görmemeye koşullandır gözlerini

Seni sarsan sözcüklerden uzak dur

Allasın pullasın seni

O kurban olduğun diller

Kapılarını sürgüle

Yastıklarını kabart

Örtülerine bürün

Sil, ov ve azimle parlat

Savunma mekanizmalarını

İncelikle, ahenkle

Oya gibi işle kenarlarını

Lakin benim gözlerimden uzak tut

 

İnanmadığın masallar anlat dinleyenlere

Derman arayan yaralı gönüllere seslen

Felsefe yap en derininden

Ahkam kes hatta

Kendine mal etmiş izlenimi vererek

Kes, yapıştır ve sun

Kulağına kazara çalınanı

Yapamadığını onlara öğret

Alkışları duy, teşekkürleri kabul et

Ama benim hıçkırıklarımdan uzak tut

 

Bir çocuğa yaklaş

Dinle bir ne diyor

Niçin korkmuş

Niçin canı yanıyor

Bak, ürkme bak, gözlerine

Hatırladın mı?

Nasıl gerçek yanıp sönüyor

Bekle, az sabret

Sana sokuluşunu izle çocuğun

Parmaklarına dolanan parmaklarını hisset

Sık o pamuk eli sevgiyle

Hasretle

Bilerek ve isteyerek

Heyecanını paylaş

Kahkahasını keşfet

Elin değmişken hatta

Sen de dene, çıkar içinden, ilet

O bir an ışıldayacak ya bakışların

Yapış işte o duyguya

Tüm gücünle asıl

Bırakma, ölsen bırakma

Kendinin yap

Benimse

Özümse

Soluklan

Ve beni çağır…

 

Brüksel, Kasım 2014

 

 

Dedi Aşk

dediask

“Sevmiyorum seni!”

Dedi bana

Yüzüme karşı ve

Tekrar tekrar

 

Bilmiyorum:

Öç mü?

İnat mı?

Savaş mı?

Aradığı

 

Tek bildiğim

Onu istediğim

Beni ittikçe

Daha beter çekildiğim

Aşığım, acılıyım, deliyim…

 

Gözleri kaçak

Gözleri öfkeli

Gözleri hep benden uzak

Sesi bazen şamar misali patlıyor kulağımda

Sesi manidar

Sesi gaddar

Sesi yıktıkça çağlıyor

 

Alttan alıyorum

Suyuna gidiyorum

Sabrediyorum

Yaramıyor

Yaranamıyorum.

 

Tümden bileniyor

Hırçın tepkisi

Ateşine ateş taşıyorum

Gözleri kırgın

Gözleri ırak

Oysa ben hala o gözbebeklerinde geziyorum

 

Başkalarına bakışları farklı

Sevecen

Yumuşayan tonu sesinin tanıdık

Yanıp sönen tınısı

Saçlarını düzelten eli şen

Kahkahası içten

Parçası değilim artık o denklemin

Oyulup çıkarıldı siluetim

O ahbap çerçeveden

Bakakalıyorum

İzliyorum sessiz

Suçüstü yakalıyor beni gözleri

Yırtıcı bir kuş kadar atak ve delici

Hesap soruyor

Siniyorum

 

Her sabah

Ama her sabah, yeminle

Sahici bir umut

Her gece

Yürek kıskacı

Katil zanlısı

 

Aşığım

Biliyorum

Utancım yok

Kendime söz verdim:

Direniyorum

Sonuna kadar gideceğim

Biliyor

Vazgeçeyim

Çatlayayım

Çökeyim istiyor

Serileyim yere de

Üstüme basıp geçsin istiyor

 

Kendime sözüm var

Direniyorum

Bir gün anlayacak

Bir gün uyanacak

Bekliyorum

 

Aşığım arkadaşım

Biliyorum

Utanılacak şey değil

Yürek dediğin ben

Ben dediğin yürek

 

Kendini unutanlara acırım asıl

Ruh ölür arkadaşım

Yürek susunca

Hayat söner

Aşk kaçınca…

 

Brüksel, Kasım 2014

 

Kıl payı

 image

Gençken yoktu acelesi
Bütün zamanlar onun sandı
Esnedi, gerindi, nazlandı
Gururu hep önden koşardı
Yüreği küçücük bir sandıkta
Zincir, kilit altında
Gurur tasmasından çektikçe
Seğirtirdi ardından ezik
Sürüklenirdi peşinden
Bata çıka

Bakışları esmer, sert
Ve öfkeliydi o yıllarda
Sık sık uzaklara dalardı
Kimseyi götürmezdi yanında
Omuz omuza oturduğu
Yahut
Elini tuttuğu
Hep dışlandığıyla kalırdı
Dahil edilmeyenin kabarırdı isteği
Bilenirdi merakı, ilgisi
Oldurmak olurdu gayesi
Değiştiren
Etkileyen
Seçilen
Kişi

O umursamazdı çoğunluk hiçbirini
Varsa yoksa sağlam duruş
Kusursuz demir irade
Zayıflıklar toptan hasıraltı
Duygular kontrolde, çerçevede
O kadar meşguldü ki bu alemde
Aşkı tanıyamadı ilk görüşünde

Cebelleşti onunla epeyce
Hükmetmeye çalıştı, olmadı
Emir kulu olmaya hiç yanaşmadı
Çekiştiler, vuruştular
Duymayan kalmadı
Sonunda çok yaman sevdi
Yana yakıla sevdi
Ama gurur yaşatmadı
Kırılan çekti gitti
Gözü arkada gitti
Gitme diyen olmadı

Yıllar usulca aktı
Olması gerekenlerine sarıldı
Boşu, doluyu tarttı
Taradı, ayıkladı
Kararı aldığında
Ölçüyü tutturdum sandı
Dengeyi buldum
Hayatı üç ayak üstüne kurdum
Başarı peşindeydi
Bağımsızlık cebinde
Gücü hep elinde tutsun istedi

Hırsı kamçılandı ulaşabildikçe
Şahlandı rüyası, hayalleri
Gıpta edilen olmayı sevdi
Yüksekler ve yukarılar
Her çağırdığında koştu, gitti
Gözünden kaçanlar oldu o karmaşada
Ayrıntı sandıkları zamanla
Kıymık misali battılar ruhuna
Kabuk tutacak sandığı yaralar
Bazı geceler yıldızlara asılıp
Yanıp söndüler gökyüzünde
Unutmadı gideni
Unutmadı gitme diyemediğini

Ne istediğimi biliyorum diyordu inatla
Yüksek perdeden çıkan sesi
Ders aldım, öğrendim hayattan
Gurur kurbanı değilim artık
Ama yaşamışlıklarım var
Geri alamayacağım adımlar
Koruyup sakladıklarım
Emek emek yarattıklarım
Alınterim, uğraşım
Karakterim oturdu artık
Yapacaklarım var
Ve yapamayacaklarım
Bu saatten sonra değişmem
Kendimi buldum, asla değişmem

Bitti üstelik bu şahsı kanıtlama savaşı
Kazandım, dünya şahit kazandım
Avucumda işte başardıklarım
Bundan sonrası sadece istediklerim
Kendimi ödüllendirişim artık hayat
Dış sesleri duymuyorum
Ne dedikleri umrumda değil
İçimse sessiz
İçimde huzur
Dörtdörtlük işte diyorum size
Hep varmayı hayal ettiğim noktadayım

Eskilerden bir ses çalındı
Tam da o ara kulağına
Canlanıverdi o sahne, o mevsim ve hatıra
Bir çift tanıdık göz gözüne değdi
Tanıdık değil aslında
Unutulmaz demeliydi
Aşk rastlantı kılığında
Dürttü omzunu
Derinde birşeyler kıpırdadı

Dil sözlerini aradı
Gelmediler
Bakışlarına değen bakış
Umdu, sorguladı
Gözbebekleri önce aradı
Sonra koyulduğuyla kaldı
Devasa bir gövde devrildi içinde
Körpecik kıpırtı altında kaldı

Hayatın hediyesi bir parantezdi o an
Bir sürü olasılık içinden seçilmişti
Baş döndürücü bir güzellikti
Mucizenin kendisiydi tanıyanı olsa
Bakışlarına değen bakış biliyordu
O yüzden direndi, didindi
Bütün zamanlar onun değildi biliyordu
Onun için oyalandı, bekledi
Umudu salıvermeden önce
Bekledi

Dil sözlerini aradı
Ne yazık gelmediler
Kırılan çekti gitti
Gözü arkada gitti
Gitme diyen olmadı

 

Paris, Kasım 2014

Taş Duvar

Bazen yoklukla kalırsın
Hiçbir şey hissetmiyorum sanırsın
Tıka basa dolduğundandır
O boşluk
O kara delik
O kasılmışlık hali
Kabızlığı kelimelerinin
Ruhunun
Kapanan kepenkleri

Olan olur
Hayat danışmaz sana
Akıl sormaz
Hazmet derler sonra
Devam et başın dik yoluna
Çaresiz içine akıtırsın

Olan olur
Yüreğine dolar
Miden yanar inceden
Kan damarlarında
Çağlayarak akar sanırsın

Olan olur
Sana sormaz
İzler bırakır
Teninde
İzler bırakır
Yüzünde
Ve ciğerinde

İçini dolduranlar
Çaçaron ve görgüsüz
Hep bir ağızdan konuşurlar
Konuştukça genleşir
Hepten karışırlar
Yaşı ayırt edemezsin
Artık kurudan
Isırganı şifalıdan koparamazsın

Yüreğin iner
Yüreğin kalkar
Kahve telvesi gibi
Çöker karanlık
Dilin anlatmak ister
Kelimelerin grevdedir
Gözlerin bakar alışkanlıktan
Gözlerin biraz şair
Biraz dalgındır

Can çıkmadan çıkmayanın
Kayığına bindiğinle
Bırakırsın kendini akıntıya
Geçtiği kıyılarda gözlerin
Hep aranır
Hep sorar
Ve gücü yettiğinde
İnadına düşler

Bazen yoklukla kalırsın
Hiçbir şey hissetmiyorum sanırsın
Tıka basa dolduğundandır
O boşluk
O kara delik
O kasılmışlık hali
Kabızlığı kelimelerinin
Ruhunun
Kapanan kepenkleri

İne çıka ilerlerken o küçük kayık
Bir Müzeyyen Senar
Çalınır kulağına
Tek bir an canlanır hafızanda
Kahramanı kayıp
Bir hikayeyi anımsarsın
Göçler gelir aklına
Bir de isteyip de gidemeyenler

agora

Kıyığa vurduğunda kayık
Bir hayret bakarsın tabelaya
Şarkılarda barınır sanırdın
Oysa Agora Meyhanesi dedikleri
Meğer sahiciymiş, varmış
Şu tepedeki asma yaprakları şahit
Yeşil cam su şişesi
Gaz lambasının ışığında
Yanıp sönen Rum mezeleri
Tahta masalar
O kırmızı ahşap sandalye
Ve taş fırın şahit
Sahiciymiş, varmış

Asma aydan yana bakar ve susar
Yıldızları bu gece
Hesaba katmayacak
Söz verdi hem dönmez artık
Yaşanılan bu gece
Aramızda kalacak
Balat’ın büyüsü dokunur omzuma
Kulağıma sır dolu
Çok eski bir masal fısıldar

Yaşlı kemancı için bugün
Pek dertli diyorlar
Tellere dökecek içini ama
Söyleyesi yok hiç
Mırıldanacak sadece bu kez
O bildik şarkının sözlerini

Bu dayandığım taş duvar
Yüzyıllar eskitmiş diyorlar
Köşede antika bir ayna var
İçinde yaşanmışlık ve umutlar
Elimizden gelen
Ve karşımıza çıkanlar

Bu dayandığım taş duvar
Asırlara hükmetmiş diyorlar
Keman çalsın o zaman
Ben susayım
Ve en iyisi
Sen anlat artık
Taş duvar…

İstanbul-Brüksel, Ekim 2014

Su’dan hayat

sudanhayat

Gece yarısını geçe

Çam kokusu vuruverdi burnuma

Esir aldı kimliğimi

Hatıraların bini bir para

Zakkum zeytine fısıldadı, duydum:

“Geldi, burada işte!”

 

Denizi taşıdı esinti kapıma

Doğa şöyle bir kıpırdandı

Öyle ya, komşu dediğin

Hem el, hem candı

Selamladık birbirimizi…

 

Sabah o dost ışığa uyandım

Güneş sarmış ortalığı

Gökyüzü hatırladığım yerde

Ta tepelerde

Su el ediyor karşıdan

Su yeşil lacivert

Ve fıkır fıkır

Rüzgar köpürtüyor maviyi

O beyaz kusursuz

O beyaz korkusuz!

 

İçim hep biraz hoplar

Denize atladığım an

Ürpertim soğuktan değil

Düpedüz aşktan

Kincidir

Ayrı geçen zamanın yası

Kabarır derinden

Dikilir karşıma isyankar

Efelenir, hesap sorar

 

Su konuştu benimle

Kulak verdim

Özlemişim sesini

Kana kana içtim

Dile geldiğimde

Durmak ne kelime

Önce tane tane

Sonra seller misali

Aktım gittim

Kavuştuk oracıkta

Paylaştıkça arındık

Temizlendik göz göze

Tuzunu bıraktı derimde

Yürüdüm, kokusu üstümde

 

Sonra kabarası tuttu denizin

Feribotta beşik misali sallandık

Bedenim direnmedi

Uykuların en hasına kayarken

Acar bir dalgıcın

Peşi sıra sürüklendi

Aklım dingin, seyretti

Balıklar cümbüşteydi derinde

Renk renk uçuştular

 

Rüzgarlı adaya vardığımızda

Eteklerimiz kabarmış

Şallara sarınmıştık

Şaşkın serçeler misali kaçıştık

Ayaklarımız büzüştü ezik

Biçare sandaletlerimizde

Güngörmüş liman güldü

Her gün her gün

Aynı hikaye…

 

Ertesi sabah açılıp

Kimsesiz bir koya demir attık

Kara kuraktı; bitkisiz, renksiz

Su desen, açık seçik

Saydam evet

Lakin

Diyebilir misin ki gizemsiz?

Anısız, öncesiz?

 

Buluştuğumuzda durdu zaman

Uzaklaştı uzak

Yakın haddini bildi

Çocuk kulaçlarım kuşattı etrafı

Bir heyecan çırpındılar

Şenlik şölen

Batıp çıktılar

Bir kahkaha koptu inanmazsın

Bir şamata, gırgır

Hepimiz tek olduk

Düşmanlar kaçıştılar

 

Son gün erken uyandım

Gidesim yoktu buralardan

Gökyüzü başıma değen ülkeye

İçine sinmedi onun da;

Rüzgara yol verdi Ege

O gün

Fısıldaşarak konuştuk

Deniz mavisini kuşanmamıştı henüz

Ham meyvenin sırrı vardı suda

Beklentisi vardı yenilmeyenin

 

Komşu dokundu omzuma

Dedi

Sen denizdeyken

Denize dönüyor hepten

Gözlerinin yeşili

Sanırsın sudan geldin sen

Özün bu, vatanın

Haritan

Pusulan, şifren

 

Dedim

Doğru

Onsuz an hep biraz eksik

Resim flu

Saat ayarsız

Yürek kurak

Ruh delişmen özlemden…

yunanterlik

 

Mykonos-Brüksel, Eylül 2014